Dizimde Dinen Fırtına

908 Words
Şehri henüz arkamızda bırakmıştık ki, Azad’ın boğazından hırıltılı, boğuk bir ses çıktı. Eli vites kolunda asılı kaldı. "Azad? İyi misin canım?" dedim, elimi omzuna koyarak. Cevap vermedi. Gözleri kan çanağı gibiydi, yola bakmıyor, sanki boşluğu izliyordu. Aniden direksiyonu sağa kırdı; lastikler mıcırlı yolda acı bir çığlık attı. Araba tam durmadan kapıyı açtı ve kendini dışarı attı. Dizlerinin üzerine çöküp o safra dolu acıyı, ruhundaki o ağır yükü yol kenarına bırakırken peşinden fırladım. Sırtına elimi koyduğumda kaslarının demir gibi sertleştiğini hissettim. "Sorun yok, kus rahatla," diye fısıldadım, bir yandan sırtını sıvazlıyor, bir yandan saçlarını alnından çekiyordum. Doğrulmaya çalıştı ama dengesini kaybetti. Arabadan kaptığım su şişesinin kapağını dişlerimle açıp avucuma döktüm. Buz gibi suyu yüzüne, boynuna çarptım. Titreyen ellerimle şakaklarını ovdum. "Zerrin..." dedi, sesi kurumuş bir kuyu gibi derinden geliyordu. "Nefes alamıyorum... Göğsümün üzerine koca bir dağı devirdiler sanki. Hava yetmiyor bana." Gömleğinin üst düğmelerini hırsla kopardım, o daralan ruhuna bir parça rüzgar girsin istedim. "Bak bana, gözlerime bak Azad! Buradayım. O dağ senin üstünde değil, bizim altımızda. Beraber aşacağız." Yüzünü avuçlarımın arasına alıp alnımı alnına yasladım. Soluk soluğaydı. ''Nefes al...bir...iki...üç...'' ''Alamıyorum... Zerrin.'' "Ver anahtarı," dedim birden, sesimdeki o sarsılmaz kararlılıkla. "Ne?" dedi, şaşkınlıkla gözlerini aralayarak. "Anahtarı ver diyorum Azadım. Nefes alman için bir yere götüreceğim seni." Hafifçe kaşlarını çattı, "Saçmalama Zerrin... Bu yollar tekin değil, hem sen..." "Hem ben ne? Ben Azad Barzan'ın karısıyım bir arabayı süremeyeceğimi düşünmedin herhalde?" dedim, yüzümde acı bir tebessüm ama inatçı bir ifadeyle. "İnatlaşma. Sen az önce 'Yolumuz bir' demedin mi? Ee, yol birse şoför bazen değişir. Hadi, geç yan koltuğa." Bir süre sessizce yol aldık. Azad başını cama yaslamış, dışarıda hızla akan bozkırı izliyordu. Göğsü hala düzensiz bir hızla inip kalkıyordu. "Hala mı Azad?" diye sordum, gözümü yoldan ayırmadan. "Hala mı nefes alamıyorsun?" Azad, sanki bir tonluk bir yükü kaldırmaya çalışıyormuş gibi derin bir soluk almaya çalıştı ama hırıltıyla bıraktı. ''Biraz daha iyi gibiyim.'' derken nefesi hala ritmsizdi. "Yalan söyleme Azadım," dedim, direksiyonu sıkıca kavrayarak. "Nefesin hala boğazında düğümleniyor. Seni bu halde o kalabalığın içine sokmam. Önce biraz soluklanacağımız bir yere gideceğiz." Azad kafasını koltuğa yasladı, gözlerini kapattı. "Zerrin, yapma kurban olayım... Annemin cenazesine yetişmemiz lazım. Şimdi birileri bizi buralarda, dağda bayırda görür; 'Anası ölmüş, bunlar gezmeye çıkmış' derler. Bu milletin ağzı torba değil ki büzesin. Bir de başımıza piknik yapıyorlar dedirtmeyelim." "Kim ne derse desin Azad! Kimseyi görecek halim yok benim," dedim vitesi değiştirirken. "Senin canın ıkıyor burada, onlar ne der diye mi düşüneceğiz? Hem kimse bilmez bu yolu. Sakinleşmeden o konağa girmeyeceğiz, o kadar." Yol üstündeki o eski petrolde durdum. Azad şaşkın şaşkın baktı. "Niye durduk?" "Durduk çünkü sabahtan beri bir şey yemedin, miden sadece su kusuyor," dedim arabadan fırlarken. "İki dakika bekle." İçeriden bir paket krakerle meyve suyu ve sigara alıp döndüm, kucağına bıraktım. "Ye bunları. Yoksa bayılıp kalacaksın dağ başında." "Zerrin, iştah mı var bende? Annem orada yatarken..." "Zorla Azad, zorla. Benim hatırım için iki tane at ağzına. Yolumuz uzun." Zoraki bir iki lokma yedi, ben de arabayı o sarp kayalıklara, çocukluğumun geçtiği evin epey yukarısındaki o gizli mağaraya sürdüm. Tozlu yollardan geçip tepeye vardığımızda kontağı kapattım. "Hadi in," dedim. Azad'ın elini tuttum, patika yoldan yürümeye başladık. ''Küçükken; korktuğum, üzüldüğüm anlarda buraya gelirdim. Evde hoşuma gitmeyen şeyler olduğunda buraya kaçar, saklanırdım.'' Elimle gizli mağramı gösterdim. Azad mağaranın ağzında durdu, rüzgar sertçe yüzüne vurdu. Aşağıdaki koca vadi ayaklarımızın altındaydı. Azad derin bir nefes almaya çalıştı, sonra ellerini dizlerine koyup yere çöktü. "Hala alamıyorum Zerrin... Göğsümün ortasında koca bir taş var sanki." Arkasından sarıldım, başımı omzuna yasladım. "Bırak o taşı buraya Azad. Kimse yok, kimse duymuyor. Ağlayacaksan burada ağla, bağıracaksan burada bağır. Ama o konağa bu yükle girme." Azad bir an sustu, sonra sanki içinde bir baraj patlamış gibi sarsıla sarsıla ağlamaya başladı. Önüne geçip sarıldım. Başını göğsüme yasladı, elleriyle kabanıma tutundu. "Annem gitti Zerrin... sesi, kokusu...gelmeyecek bir daha." dedi sesi bir çocuk gibi incelerek. "Ben şimdi kime gideceğim? Kimin elini öpeceğim? Herkes benden ağalık bekliyor ama ben sadece annemi istiyorum." "Ben buradayım Azadım, elini bırakmayacağım," dedim saçlarını okşayarak. "Ağla, dök içini. Burada sadece sen ve ben varız." ''Dizlerine yatacağım.'' demesiyle Azad'ı dizlerime yatırdım. Sigaramı usulca yaktım, Azad'ın saçlarını severken alnına bir öpücük kondurdum. Saçlarında gezen elimi, sıkıca tutup öptü. Bir süre öylece kaldık. Rüzgar yüzümüzü yaladı geçti. Azad sakinleştiğinde, yaşlı gözlerle yüzüme baktı. "Tamam," dedi burnunu çekerek. "Biraz daha iyiyim şimdi. Hadi gidelim, geç kalmayalım daha fazla. Anneme son görevimi yapmam lazım." dedi ve doğruldu. "Hele bir bak bana." Öylece kaldı. Kollarımı boynuna doladım, göğsüne iyice sokuldum. Toprağın, rüzgarın ve yaktığım sigaranın kokusu birbirine karışıyordu. "Bak Azadım," dedim, "Şimdi bu dağdan ineceğiz, o hengamenin içine gireceğiz. Biliyorum acın büyük, canın yanıyor. Ama orada akbabalar bekler, kurtlar bekler. Gözünün içine bakacaklar 'Azad yıkıldı mı?' diye. Kimseyi sevindirmeyelim kurban olduğum. Sen Azad Barzansın. İtiraf etmekten korksalarda sen direksin. Direk çatlarsa tavan hepimizin üzerine çöker." Azad derin bir nefes aldı, bu seferki nefesi daha ciğerine iner gibiydi. "Zerrin... İçim yanıyor be kızım," dedi boğuk bir sesle. "Yansın," dedim, geri çekilip yüzünü avuçlarımın içine alarak. "Yansın ki küllerinden daha sert çıkasın. Ama o konağın kapısından girdiğinde yüzün mermer gibi olsun. Acını bana sakla, feryadını bana et; onlara sadece dimdik bir sırt göster. Sen dik dur ki, ben de senin gölgende durabileyim. Kimseye 'Azad'ın kanadı kırıldı' dedirtme. El alemin ağzına sakız olmayalım, hadi aslanım." Azad yüzündeki ellerimi tuttu, avuç içlerimi uzun uzun öptü. "Tamam," dedi, sesi bu sefer daha gür çıktı. Sıkı sıkı tuttu elimi, "Tamam anamın hatırası bekler, bana yıkılmak haramdır. Sende sil gözlerini, gidelim yavaştan." dedi ve arabaya doğru patika yoldan yürümeye başladık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD