Omuzlardaki Günahın Elleri

1137 Words
Başımda dinmek bilmeyen, zonklayan bir ağrı vardı. Odanın loş ışığı gözlerimi yakarken, burnuma dolan o keskin kolonya kokusu genzimi yaktı. Şakaklarımda bir el hissettim; nasırlı ama bir o kadar da sahiplenici bir el. Azad, yatağın kenarına tünemiş, gölgesi duvarda devleşmiş bir halde bana bakıyordu. Yüzü mermer gibi kaskatıydı, çene kasları gerilmekten dışarı fırlamıştı. Beni ayılmış görünce elindeki kolonyalı pamuğu komodine sertçe bıraktı. "Sonunda," dedi, sesi o kadar derinden ve sert geliyordu ki odadaki havayı yardı geçti. "Sonunda döndün dünyana Zerrin." Doğrulmaya çalıştım ama başım bir gülle gibi yastığa geri düştü. "Azad... Ne oldu bana? Sofradaydık..." "Sofra mı kaldı Zerrin?" diye kükredi aniden. Ayağa kalkıp odanın içinde bir aslan gibi volta atmaya başladı. "Herkesin içinde, serildin yere. Rezil olduk demeyeceğim, canın yandı diye ödüm koptu ama o aşağıdakiler şimdi ne konuşuyor biliyor musun?" Durdu, tam tepeme dikildi. Gözleri kapkara birer kuyu gibiydi, bakışları tenimi yakıyordu. "'Hamile mi?' diyorlar. Herkes birbirinin kulağına fısıldıyor." Sesini biraz daha alçattı ama etkisi daha sert oldu. "Zerrin... Bak bana. Doğruyu söyleyeceksin." "Ne doğrusu Azad? Ben ne bileyim neden oldu..." "Zerrin!" dedi, yatağın kenarına çöküp omuzlarımdan tutarak beni kendine doğru çekti. Bakışları sertti, sorgulayıcıydı. "Hamile olamazsın, değil mi? Daha bir hafta olmadı eve gireli. Bu kadar çabuk... Bu kadar hızlı etki göstermez herhalde bu zıkkım, değil mi? Tıp okumadık ama usul erkân biliriz. Nedir bu halin?" "Azad, saçmalama," dedim güçlükle. "Nasıl olsun öyle bir şey hemen? Benim midem... O an Cemal ağabeye bakınca bir şey oldu. O uğultu yine geldi." Azad ellerini omuzlarımdan çekip yüzünü sıvazladı. "Sana en başında, bakışlarını kontrol etmen gerektiğini söyledim! Bak, aşağıda babam zaten barut fıçısı gibi. Abim dersen bana diş biliyor. Bir de senin bu hallerin eklenince konak tımarhaneye döndü." Yeniden üzerime eğildi, bu sefer sesi biraz daha sakin ama daha tehlikeliydi. "Tedirginim Zerrin. Eğer hamileysen ve bu kadar çabuk fenalaşıyorsan bu işte bir gariplik var demektir. Yok eğer değilsen, abimin suratına bakıp bakıp kusmanın hesabını bu millete nasıl vereceğiz? 'Yengem benden iğreniyor' diye gezmiyor adam, 'Bana bakıp kustu' diyor." "Gözleri Azad..." dedim fısıltıyla. "Gözlerinde bir şey var, göremiyor musun?" Azad aniden ayağa kalktı, ceketini yatağın üzerine fırlattı. "Göz möz yok! Bir daha o adamın gözüne bakmayacaksın, gerekirse sofraya da inmeyeceksin! Seni böyle baygın, çaresiz görmeye tahammülüm yok benim, anlıyor musun? Emanetsin sen bana." Kapıya doğru yöneldi, sonra durup arkasına bakmadan ekledi: "Hüsne abla birazdan çorba getirecek. İç onu, toparlan. Yarın, doktora gidiyoruz. Ne var ne yoksa öğreneceğiz. Hamile misin, hasta mısın yoksa sadece aklını mı kaçırıyorsun, doktor söyleyecek bize. İtiraz istemiyorum." "Azad!" diye seslendim arkasından, sesim hâlâ cılız ve bitkindi. "Nereye gidiyorsun? Beni böyle bırakıp gitmesen?" Azad, başını çevirmeden, sadece sesinin o buz gibi soğukluğunu bırakarak cevap verdi: "Nereye olacak Zerrin? Biraz yalnız kalacağım. Nefes alamıyorum bu odada, bu konakta... Kafamın içindeki sesleri susturmam lazım." "Yalnız mı?" dedim, kalbim sızlayarak. "Benim yanımda kalamaz mısın?" "Kalamam," dedi sertçe. Kapıyı açtı ve arkasına bakmadan koridorun sessizliğine karıştı. Kapının kapanma sesi odada yankılanırken içimde bir boşluk açıldı. Azad’ın o "yalnız kalacağım" deyişindeki gizli öfke ve çaresizlik canımı yakmıştı. Yerimde duramadım. Başımın dönmesine, midemin hâlâ bulanmasına aldırmadan yorganı üzerimden attım. Titreyen bacaklarımın üzerinde durmaya çalışarak kapıya doğru ilerledim. Sessizce, adeta bir gölge gibi kapıyı araladım. Amacım onu durdurmak değildi, sadece nereye gittiğini, ne aradığını görmek istiyordum. Parmak uçlarımda koridorun loş ışığında ilerledim. Merdiven başındaki büyük vazonun gölgesine sığındığımda, Azad’ın alt kata indiğini gördüm. Tam peşinden yönelecektim ki, avlunun karanlığından sarı şırfıntımız süzüldü. Bade... Üzerinde ipek bir elbiseyle, sanki saatlerdir orada Azad’ın geçmesini bekliyormuş gibi tam karşısına dikildi. Parlayan o sarı saçları, taziye evinde olduğumuzu unutturacak kadar bakımlıydı. "Azad?" dedi Bade, sesi o kadar yumuşak, o kadar "anlayışlı" bir tondaydı ki midem bir kez daha bulandı. "Bu saatte nereye? Çok kötü görünüyorsun." Azad durdu. O mermer gibi kaskatı olan adamın, Bade’nin sesini duyunca omuzlarının hafifçe düştüğünü gördüm. "Bade... Sadece hava alacağım," dedi, sesi az önceki gibi sert değildi artık. Bade bir adım daha yaklaştı, elini Azad’ın koluna doğru uzatıp geri çekti; o "yasak" ama "davetkar" mesafeyi koruyordu. "Hava almak yetmez sana. Gel, çalışma odasında bir kahve yapayım. Her şeyi bir kenara bırakalım. Sen sadece anlat, ben dinlerim. Çocukken yaptığımız gibi..." "Çocukken yaptığımız gibi mi?" dedi Azad, sesi tuhaf bir boşlukta asılı kaldı. "O zamanlar dünya bu kadar ağır değildi Bade. Anam sağdı, abim abimdi..." Bade, fırsatı kaçırmayacağını belli eden o usta hamlesiyle elini Azad’ın koluna koydu. Bu sefer geri çekmedi. Parmak uçlarıyla Azad’ın kasılmış pazısını hafifçe okşadı. "Yine öyle olabilir Azad. Sadece on dakika... Zerrin uyuyordur şimdi, merak etmez seni. Kendi hayalleriyle, kusmalarıyla meşgul. Ama ben senin ne yük taşıdığını biliyorum." Azad, Bade’nin eline baktı, sonra bakışlarını koridorun sonundaki karanlığa çevirdi. "Zerrin hasta Bade. Onun hakkında böyle konuşma." "Hasta mı yoksa seni bu eve hapsetmek için numara mı yapıyor, orası tartışılır," dedi Bade, sesini iyice alçaltıp Azad’ın kulağına doğru eğilerek. "Gel hadi... Kahven tam istediğin gibi, sade ve sert. Sakinleşmeye ihtiyacın var." Azad’ın adımlarının çalışma odasına doğru yöneldiğini gördüğümde, damarlarımdaki kanın buz kestiğini hissettim. Az önce bana "emanetsin" diyen adam, şimdi o sarı şırfıntının peşinden gidiyordu. Başımın dönmesi geçti, yerini kor gibi bir öfkeye bıraktı. Sessizce merdivenlerden indim. Kapı tam kapanmamıştı, aralıktan sızan sarı ışık koridora vuruyordu. İçeriden kahve makinesinin o boğucu sesi ve Bade’nin o yapay kıkırtısı geliyordu. "Bak," diyordu Bade, "Şu dosyayı gördün mü? Cemal’in bile haberi yok. Eğer bunu imzalarsan, bu konaktaki o ağır yas havasından kurtulup biraz nefes alabilirsin. Hem... Belki biraz uzaklaşmak sana iyi gelir. İstanbul’a, işlerin başına dönersin. Yanında gerçekten sana yardım edebilecek biriyle." Azad, Bade’nin "İstanbul" dediği noktada derin bir iç çekti. Arkasına yaslandığında koltuğun gıcırtısı sessiz odada yankılandı. Bakışları masadaki boş bir noktaya çivilenmişti, sanki orada kaybettiği o özgür hayatını görüyordu. "İstanbul..." dedi Azad, sesi özlem doluydu ama hemen ardından o ağır hüzün çöktü üzerine. "Gitmek istemiyor muyum sanıyorsun Bade? Bu taş duvarlar, bu bitmek bilmeyen yas havası, her köşe başında pusuya yatmış geçmiş... İnan bana, nefesimi kesiyor. Oradaki düzenimi, ofisimi, o karmaşanın içindeki huzurumu özledim." Bade, Azad’ın bu itirafıyla gözlerinin parladığını gizleyemedi. Sessizce koltuğun arkasına geçti. İnce, bakımlı parmaklarını Azad’ın kaskatı kesilmiş omuzlarına yerleştirdi. "Eee, o zaman durmanın manası ne?" diye fısıldadı Bade, Azad'ın kulağına. Bu kadın ne yapmaya çalışıyordu. Parmak uçlarıyla Azad’ın boyun kaslarını ovmaya, o sert düğümleri yavaş yavaş çözmeye başladı. "Bir imzana bakar Azad. Her şeyi bırakıp gidelim. Ben her şeyi hazırlarım." Azad, Bade’nin masajıyla başını hafifçe arkaya düşürdü, gözlerini kapattı. "Alışamaz Bade... Zerrin alışamaz. O bu toprağın kızı, bu geleneklerin içinde büyüdü. İstanbul’un o hızı, o acımasızlığı onu yutar. Daha burada Cemal ağabeyimin bir bakışıyla yere seriliyor, orada ne yapar? Onu o koca şehirde koruyamam, biliyorum. Onu oraya götürmek, bir kuşu fırtınanın ortasına bırakmak gibi." Bade, masajın temposunu artırarak Azad’ın kulağına daha da yaklaştı; dudakları neredeyse saçlarına değiyordu. "Sen onu korumak zorunda değilsin Azad, sen onun babası değilsin. Bak, omuzların taş gibi olmuş. Bütün dünyanın yükünü sırtlanmışsın. Zerrin sana sadece ayak bağı oluyor. O alışamaz diye sen neden bu mezarlıkta çürüyorsun? Sen bencil olmayı unuttun aşkım..." Ne...ne dedi o orospu?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD