Giden Koca Geri Gelsin

970 Words
Azad yatağın kenarında, dünya yıkılmış da altında kalmış gibi bitkin oturuyordu. Ama tam başucunda, benim çekmecemin üzerine tünemiş o sarı şırfıntı Bade vardı. Elinde tableti, yüzünde o "her şeyi ben bilirim" edasıyla Azad’ın tepesine çökmüştü. Bade, kapının açılma sesiyle başını yavaşça kaldırdı. Bakışları tabletten bana kaydı; gözlerinde ne bir mahcubiyet ne de bir geri adım vardı. Aksine, beni süzüşünde "sen bu işlerden ne anlarsın" der gibi küçümseyen bir ifade parladı. "Canım Azad’ın imzalaması gereken şeyler vardı, onları okuyordum ben de... Hoş geldin," dedi. Sesi bir iş kadını kadar mesafeli ama bir o kadar da sahipleniciydi. "Hoş geldin" derken sanki ben onun odasına gelmişim gibi, nasıl da rahattı. Elimdeki tepsiyi makyaj masamın boş kalan köşesine sertçe bıraktım. Çorba kasesinin tıkırtısı yankılandı. Gözlerimi Bade’nin o kusursuz makyajlı yüzüne diktim. "Çık!" dedim kapıyı göstererek. Sesim boğazımdan mermer gibi ağır ve pürüzsüz çıktı. Bade şaşırmış gibi kaşlarını kaldırdı, tableti Azad’a doğru biraz daha yaklaştırıp sanki bir çocuğa bir şey anlatıyormuş gibi yumuşak bir sesle devam etti: "Bitmedi daha, acelesi var diyorum, sevkiyatlar bekliyor. Şunu da halletsin de..." İçimdeki o hırçın at şaha kalktı. Azad’ın bitkinliği, Ruken’in nifakları ve Cemal’in o kapı arkasındaki kirli fısıltısı tek bir öfke oldu, damarlarımda patladı. Bir adımda yanına vardım, o ince topuklu ayakkabılarıyla çekmecemin üzerinde eğreti duran boyuna posuna baktım. "Odamdan derhal çık, hemen şimdi..." dedim, sesimi yükseltmedim ama o kadar sertti ki, aramızdaki hava buz kesti. "Sana 'çık' dedim Bade! Bu oda benim Azadla özelim. Senin o dijital imzaların da, acil işlerin de benim kapımın eşiğinden içeri giremez." Bade hırsla tableti göğsüne bastırdı, ayağa kalktı. O profesyonel maskesinin altından hırslı bir kadının dişleri göründü artık. "Sen ne anlarsın işten güçten? Bu konak sadece yasla dönmüyor, sayılarla dönüyor. Azad’ın şu an aklı yerinde değil, ona yol göstermem lazım." ‘’Azad’ın kimsenin yol göstermesine ihtiyacı yok! Hadi hadi zorlama beni defol git odamdan" dedim, tam karşısına dikilip. Yavaşça arkasını dönüp çıktı. Ardından sertçe kapıyı kapatıp sakinleşmeye çalıştım. Tepsiyi alıp Azad’ın yanına oturdum "Hanımefendi elinde tabletle taziye evinde mesai harcıyor. Neymiş? İşler aksarmış!’’ Kaseden bir kaşık çorba aldım, Azad’a doğru uzattım ama ellerim hâlâ sinirden titriyordu. "Sen de Azad!" dedim, kaşığı dudaklarına yaklaştırırken gözlerimi gözlerine dikip. "Nasıl izin verirsin buna? Bu oda bizim mahremimiz.’’ Tam bir laf daha edecekken, Azad’ın gözlerinden akan yorgunluğu gördüm. O an sanki göğsüme koca bir taş oturdu. Sert duruşu tamamen dağılmış, omuzları daha da içeri çökmüştü. Bakışlarındaki o derin kimsesizlik, o büyük yas... Öfkem bir anda boğazımda düğümlendi. Derin bir nefes aldım, tepsiyi komodine koyup ona iyice sokuldum. Nefesi, kalp ritmi beni çok mutlu ediyordu. ‘’Biraz daha çorbadan iç de saçlarını kurutup dinlenelim.’’ diyerek çorba tabağını geri aldım. Kaşığı doldurup uzattım. ''Zerrin istemiyorum yemek…'' "Hadi, zorla kendini. Bir kaşık daha... Miden bayram etsin ki ayağa kalkasın." Çorbasını içirdikten sonra, yatağın başındaki prize kurutma makinesini taktım. Azad'ın saçlarını kurutup, "Ben bir duşa gireyim Azad. Üstüm başım, toz içinde kaldı." Azad sadece başını salladı. Odanın sessizliğinde banyoya geçtim. Sıcak suyu açtığımda buharın arasından aynadaki aksime baktım. Soyunurken Azad'ın dışarıda bıraktığı çamurlu, mezarlık toprağı üzerinde olan kıyafetlerini de yanıma aldım. Su ısınırken onları sepete değil, doğrudan çamaşır makinesine attım; o toprağın izi de kokusu da bu odadan bir an önce gitmeliydi. Sıcak su başımdan aşağı döküldüğünde sanki günün bütün ağırlığı süzülüp ayaklarımın dibinden akıp gitti. Saçlarımdaki o mezarlık tozunu, boğazıma yapışan o ağır yas havasını köpüklenerek temizledim. Banyodan çıktığımda bornozumun önünü sıkıca bağlayıp ıslak saçlarımı havluya sardım. Odanın içindeki hava, sıcak suyun buharıyla biraz olsun yumuşamıştı. Azad’ın az önceki o kaskatı hali gitmiş, yatağın kenarına iliştiği gibi sızıp kalmıştı. Öyle bir uyuyuştu ki bu; sanki ruhu gün boyu çektiği o ağır yükten kaçıp derin bir karanlığa sığınmıştı. Hiç ses çıkarmamaya çalışarak dolabıma doğru ilerledim. Rafın en arkasından ince, tenime değdiğinde tüy gibi hafif hissettiren pamuklu geceliğimi çekip aldım. Üzerimdeki bornozun ağırlığını bırakıp geceliğimi giyerken, aynadaki aksime bile bakmadım; sadece bir an önce Azad’ın o güven veren sıcaklığına sokulmak istiyordum. Odanın lambasını yavaşça kapattım. Karanlık, eşyaların keskin hatlarını silip odayı huzurlu bir sessizliğe bürüdü. Yatağın boş kalan tarafına, Azad’ın uykusunu bölmemeye yeminliymişim gibi parmak uçlarımda yaklaştım. Yorganı hafifçe kaldırıp yanına kıvrıldım. Kalbinin ritmini duyacak kadar yakınına sokulduğumda, üzerindeki sabun kokusu burnuma çalındı. Kolunun altına, o her zaman sığındığım güvenli limana yerleştim. Her şey kapının ardında kalmıştı. Gözlerimi kapattığımda, kulağımda sadece Azad’ın düzenli nefes alışları vardı. . . . Güneşin ilk ışıkları perdenin arasından sızıp yüzüme vurduğunda, elim gayriihtiyari yanıma gitti. Ama parmaklarım sadece soğumuş bir çarşafa değdi. Gözlerimi aralayıp boş yastığa baktığımda, gerçekler birer birer zihnime üşüştü. Yatakta doğruldum, saçlarım banyodan sonra kurutmadığım için aslan yelesi gibi kabarmıştı. Komodinin üzerindeki boş çorba kasesine bakarken kendi kendime bir iç çektim. "Günaydın Zerrin Hanım, yeni hayatına hoş geldin, kocan nerede acaba?" dedim kısık bir sesle. "Şu koca dünyada benden başka kimin evlendiği gece kaynanası ölür ki zaten? Millet balayına gider, ben burada taziye çadırında millete helva dağıtma provası yapıyorum. Kader değil, resmen senaryo hatasıyım ben!" Yatağın karşısındaki aynaya, darmadağın halime bakıp kaşlarımı çattım. "Milletin kocası sabah karısını öperek uyandırır, benimki daha kargalar kahvaltısını yapmadan gitmiş. Hayır, Türkan anam da tam gününü buldu yani... 'Zerrin eve girdi, artık gözüm arkada kalmaz' dedi herhalde, veda busesi bile vermeden göçtü gitti." Bu Azad beni yatağımızda bırakıp nereye gitti ya? Tam o sırada kapı, sanki düşüncelerimi duymuş gibi iki kez sertçe tıklandı. "Daha bismillah!" diye mırıldanıp saçlarımı elimle geriye doğru yatırmaya çalıştım ama nafile; kabaran her bir tel "ben buradayım" diye bağırıyordu. "Gir!" dedim, sesime biraz çekidüzen vererek. Kapı aralandı ve Hüsne abla, yüzünde o her zamanki telaşlı ama bir o kadar da meraklı ifadesiyle içeri girdi. Gözleri önce boş yatağa, sonra benim darmadağın halime kaydı. "Gelin hanım," dedi, sesi fısıltı gibiydi ama odada yankılandı. ''Seni kahvaltıya bekliyorlar, sofrayı hazır ettik Ağamdan önce inesin Azad Beyim yolladı beni.'' ''Tamam, çıkabilirsin geliyorum.'' dedim yataktan fırlayıp terliklerimi ayağıma geçirdim. Kocam beni gelip öperek uyandırsaydı, birlikte baş başa kahvaltı etseydik ne olurdu ki sanki. Giden kocam, geri gelsin...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD