Güneş, odamın pencerelerinden sızarken Filiz Yengem'in ''Yengem uyan hazırlanacağız uyan. Zerrin, kalk yengem! '' sesi ile yataktan kalktım. Elindeki elbiselere bakmak için ayıldım.
"Bugün onun dün akşam söylediği şeyleri boğazına dizeceğiz," dedi, elbise kılıflarını yatağın üzerine atarken. "Eksik alışverişine gidiyorsunuz madem, eksik olanın ne olduğunu ona bizzat hissettireceksin."
Elbiseyi üzerime giyip aynanın karşısına geçtim. Siyah, ipekli, tiril tiril, boğazlı ama göğüs kafesinin tam üzerinde derin bir "V" şeklinde açılan, üzeri ise tülün üzerine işlenmiş simsiyah, transparan dantel ile kapatılmış bir elbiseydi. Dantelin her bir kıvrımı, altındaki tenimin beyazlığını hem saklıyor hem de daha belirgin kılıyordu.
"Yenge, bu... bu çok fazla," dedim yutkunarak.
"Değil," dedi yengem, saçlarımı serbest bırakıp omuzlarıma dökerek.
.
.
.
Hazırlandım. Aynadaki Zerrin artık başı eğik, göğüsleri belli olmasın diye omuzları çökük duran korkak kız değildi. Dudaklarıma sürdüğüm hafif nemli boya ve boynuma kondurduğum tatlı hanımeli kokusuyla, bir kadının en sessiz ama en etkili silahlarını kuşanmıştım.
Aşağı indiğimde Azad, arabasının önünde, kollarını göğsünde kavuşturmuş bekliyordu.
"Hazırım," dedim, yanına vardığımda.
Sesimdeki o soğuk ama davetkar ton, Azad’ın kaşlarının hafifçe çatılmasına neden oldu.
"Şal yakışmış," dedi, sesi dün geceki o hararetli tartışmadan sonra beklenmedik bir şekilde donuktu. "Adet yerini bulsun, eksiklerin alınsın. Bin hadi."
Arabaya bindiğimde yan yana oturuyorduk.
Rojda arkada, heyecanla çarşıda göreceği vitrinlerin hayalini kuruyordu.
Azad vites değiştirmek için elini her uzattığında, kolu şalımın kenarına değiyordu.
Şalımı yavaşça çıkarıp Rojda'ya almasını söyledim.
Elbisem uzun kollu olduğu için gayet usturuplu görünecekti.
Şalın parmaklarımın arasından kayıp Rojda’nın ellerine gidişi Azad'ın göz ucuyla bana baktığını, elbisemin uzun kollarının örttüğü o sahte "usturuplu" hali tarttığını hissetmeme sebep oldu.
"Sıcak oldu," dedim, camı biraz indirirken. "Hava bugün boğucu."
"Boğucu olan hava değil Zerrin," dedi Azad. Sesi öyle derinden, öyle tehditkar geliyordu ki Rojda arkada bir anlığına nefesini tuttu. "Boğucu olan, senin bu bitmek bilmeyen oyunların. O şalı neden verdin kıza?''
Cevap vermedim susarak çıldırtmak istedim onu.
"Bana bak Zerrin," dedi fısıltıyla.
"O dantelin altındaki teni sadece ben görmüyorum. O güneş ışığı içeri sızdığında, o dantelin hiçbir şeyi örtmediğini ikimiz de biliyoruz. Sen benimle değil, kendi namusunla kumar oynuyorsun."
''Söylediklerinin ne kadar ağır olduğunun farkında mısın sen?'' dedim usulca çünkü artık canımı yakmaya başlamıştı.
''Konağa gitmek istiyorum dön geri.' dedim hiçbir şeye hevesim kalmamıştı.
.
.
.
Arabayı sağa çekti Rojda'ya dönüp ''Bize müsade et gelip seni alacaklar.'' dedi.
Rojda yavaşça arabadan indi.
''Ne yaptığını sanıyorsun sen? Rojda bin şu arabaya'' derken Rojda kapıyı kapattığı gibi arabayı hızla hareket ettirdi.
Korkuyordum yerimden sıçradım
''Ne oluyor Azad Ağa beni konağa götürür müsün'' dedim sesim tirtir titriyordu.
Nefesim boğazımda düğümlendi. Göğüs kafesim sanki demir bir çemberle sıkıştırılıyordu. Azad, ellerini direksiyondan çekmedi. Bakışları hala karşıdaki boş yoldaydı ama yüzündeki o kaskatı ifade, içindeki fırtınanın en büyük kanıtıydı.
Araba bir anda toz bulutu yaratmaya sebep olacak boş arazide durdu.
"Beni buraya neden getirdin Azad Ağa?" diye fısıldadım.
Sesimdeki o titreme bu kez korkudan değil, onun o devasa cüssesinin altında ezilme isteğimden geliyordu.
"Konağa gitmeyecek miydik?"
Azad, ağır bir hareketle başını bana doğru çevirdi.
Gözleri kapkara, dipsiz bir kuyu gibiydi.
Bakışları, boynumdan başlayıp o dantelin bittiği, tenimin başladığı vadiye indi.
Bakmıyor, adeta orayı mühürlüyordu. Ama yüzü bir buz dağı kadar soğuk, ifadesizdi.
"Haddini bilmen için," dedi. "Bu oyunların, bu kumaş parçalarının benim dünyamda bir karşılığı yok Zerrin.''
Ona doğru döndüm bakışlarımız karşılaştı hemen dudaklarına çevirdim bakışlarımı.
Kokumu alabildiğine çok emindim.
"Karşılığı yoksa neden ellerin direksiyonu koparacakmış gibi sıkıyor Azad Ağa?" dedim, sesime en davetkar tınıyı vererek. "Neden gözlerin, o çocuk dediğin kızın teninde bu kadar uzun süre kalıyor? Gücün sadece bağırmaya mı yetiyor?"
Azad, aniden elini direksiyondan çekip koltuğumun başlığına vurdu.
Bu hareketle yüzü yüzüme santimler kalacak kadar yaklaştı.
Omuzlarının genişliği, arabanın içindeki tüm ışığı kesti; o kadar yakındı ki, sert tütün kokusunu her nefesimde içime çekiyordum.
"Benim gücümün nelere yeteceğini hayal bile edemezsin," dedi.
Arsız bir gülümsemeyle izliyordum onu.
Dudakları neredeyse dudaklarıma değecekti ama milimlik bir mesafeyi korumaktaki o zalim disiplini beni delirtiyordu.
Bakışları dudaklarıma indi, bir an duraksadı.
Etkilendiğini, o sarsılmaz iradesinin çatırdadığını görüyordum ama adam buzdan bir kale gibi geri adım atmıyordu.
Elimi, siyah dantelin üzerindeki kalbimin tam üzerine koydum.
"Bak," dedim fısıltıyla. "Kalbimin nasıl attığını hissediyor musun? Senin yüzünden. Bu dantelin altındaki her zerre senin bakışınla yanıyor."
"Sen," dedi, sesi her zamankinden daha kısık ve karanlıktı.
"Tehlikelisin. Ama unuttuğun bir şey var Zerrin... Ben tehlikeyi yönetmeyi severim, ona teslim olmayı değil. Bu elbiseyi giyip karşıma geçince seni arzulayacağımı biliyordun. Ama benim arzumu yönetebileceğini sanıyorsan yanılıyorsun."
Aniden geri çekildi.
O yakıcı sıcaklık bir anda buz kesti.
Yüzüne o aşılmaz Ağa maskesini taktı.
Elini vitese attı, araba bir canavar gibi kükreyerek hareket etti.
"Şalını ört," dedi, yola bakarak.
Sesi az önceki o karanlık tondan eser kalmamışçasına soğuk ve emrediciydi.
"Eksiklerini alacağız. Ve bugün bitecek'' dedi sadece iddialı ses tonunu dinliyordum.
Beni keyiflendirmeye başlamıştı bile bu oyun.
.
.
.
Arabayı durdurduktan sonra bir anda ''İndiğinde çarşıdayken o şal omzundan inmeyecek'' dedi "O şalı omzundan düşürdüğün, o danteli tek bir yabancı göze değdirdiğin an... İşte o an bu oyun biter. O şalı gevşettiğin her saniyenin bedelini, düğün akşamı o konağın kapısı üzerimize kapandığında bizzat ben ödetirim sana. Ve inan bana Zerrin, o kapı kapandığında karşında o paşa paşa kahvesini içen adamı değil, bu elbiseyi senin üzerinde parça parça edecek adamı bulacaksın."
"Eğer o sınırı geçersen, o odadan sadece benim istediğim zaman, benim istediğim kadın olarak çıkarsın. Şimdi o şalı sıkıca sar ve in aşağı. Çünkü senin cesaretin, benim ödeteceğim bedelin yanında sadece bir çocuk oyuncağı kalır. Bugün herkes bakacak. Ama sakın unutma... Sen bugün kiminle yürüdüğünü, kimin ismini taşıyacağını bilerek at o adımlarını." "
Kontağı tek bir hareketle çevirip motoru susturdu.
Kapıyı bir hışımla açıp dışarı çıktığında, araba onun gidişiyle sarsıldı.
Ben ise koltuğumda, kalbim bir kuş gibi çarparken Azad’ın arabanın önünden geçişini izledim.
Bu sefer yelkenleri indiren o değildi; rüzgarı tamamen kendi arkasına almıştı. Azad Ağa, o gece yaşanacakların senaryosunu kendi elleriyle yazmış ve altına mührünü basmıştı. Bu beni heyecanlandırırken, yanlış anladım korkusuyla da tirtir titretiyordu.