Seni Süs Diye Aldı, Onu Zevk Diye Sikecek!

1013 Words
Dünya bir anlığına durdu. Bade’nin dudaklarından dökülen o son kelime, aralık kapının eşiğinde duran beni diri diri yakmaya yetti. "Aşkım..." O kelime, sessiz çalışma odasında sanki bir tokat gibi patladı. Azad’ın tepkisini bekledim; o kaskatı, aslan kesilen kocamın "Sen ne diyorsun?" diyerek ayağa fırlamasını, o kadını odadan kovmasını bekledim. Ama o sadece gözlerini kapalı tutmaya devam etti, omuzları Bade’nin elleri altında bir hamur gibi gevşedi. İçimdeki o hırçın at bu sefer şaha kalkmadı, resmen dört nala ateşe koştu. Parmaklarım kapının ahşap pervazını öyle bir sıktı ki tırnaklarımın etime battığını hissettim. Ayak bağıymışım... Korunmaya muhtaç, şehri bilmeyen, ona yük olan bir kuşmuşum! Ben, zorla paçasına mı yapıştım da, böyle konuşuyor? Bade, Azad’ın sessizliğinden cesaret alarak Azad'ın sandalyesinin karşısındaki masaya oturup bacak bacak üzerine attı. "Hadi Azad... Kır şu zincirlerini. Biz seninle gidip İstanbul'da yarım kalan işlerimizi tamamlayalım. Zerrin’i de babana emanet ederiz, burada güvende olur." dedi ve Azad'ın bacaklarına ellerini koydu. Azad derin bir nefes aldı, ellerini Bade’nin ellerinin üzerine koydu. Onu itecek miydi yoksa tutacak mıydı, anlayamadım. "Bade... Her şey bu kadar kolay olmuyor," diye mırıldandı. Sesi o kadar güçsüzdü ki, sanki teslim bayrağını çekmek üzereydi. Gözyaşlarım öfkeden kurumuştu artık. Oraya girip her şeyi darmadağın etmekle, sessizce yukarı çıkıp bu konağı onlara dar etmek arasında gidip geliyordum. Ben kimseye yük olacak birisi değildim. Herhangi biri benim kocama masaj yapamaz, dokunamazdı. Odaya girip Bade'yi saçından sürüyerek dışarı atmam gerekiyordu tam şuan. Ama sabah çıkardığım rezillikten sonra, kendimde bu cesareti de bulamıyordum. Azad, Bade'nin ellerini bacağından çekip kahve makinesine ilerledi. Bak hele bak, şunun oturuşuna bak! diye geçirdim içimden. Masa değil, sanki yatağa tünemiş tünemiş boyalı kuş! O bacak bacak üstüne atmalar ne? O ipek elbisenin içindeki o kuru canını ben bir sıksam, içinden sadece irin ve haset çıkar be! Şırfıntıya bak, kocamın bacaklarına elini koyuyor, sanki babasının tarlasını tapuluyor. O ellerini alıp ocağın közüne sokmak lazım ki, bir daha kimin helaline dokunmaması gerektiğini öğrensin yollu! İçimdeki o hırçın at artık nefes nefese kalmıştı. Azad’ın ellerini Bade’nin elinin üzerine koyduğu o an, beynimin içindeki bütün sigortalar tek tek patladı. Ama sessizce bu odayı dinleyecektim, filmlerdeki gibi en önemli yerde çekip gitmeyecek ya da içeri dalmayacaktım. Azad'ın o sakinliği benim nefret dolmama sebep olsa da sessizce dinleyecektim. Azad'ı boğmak istenemde bekleyecektim. Azad! Ulan Azad! dedim fısıltıyla, dişlerimi birbirine sürterek. Bade, ipekli kalçalarını masaya sürte sürte Azad’a bakıyordu. ''Al bakalım kahveler.'' dedi ve masaya koydu Azad. Senin o aslan yüreğine tüküreyim ben! İki dakkalık masaja, iki tane "aşkım" lafına yelkenleri suya indirdin ya, sana da yazıklar olsun! Emanetmişim... Ayak bağıymışım... Ulan sen beni pazar tezgahından karpuz diye mi aldın da 'koruyamam' diyorsun? Ben senin o koca gövdenin ardına saklanacak sığıntı mıyım? Birde kahve yaptı. Karşımdaki sarı çıyan seni İstanbul’a, kızgın yatağına çekmeye çalışıyor; sen hâlâ 'kolay olmuyor' diyorsun. 'Defol git odandan, haddini bil' desene be adam! Azad kahve fincanını eline aldı, arkasını dönmeden Bade’ye cevap verdi: "Zerrin... O daha çocuk Bade. Onu bu kurtlar sofrasında bırakıp gitmek, celladına teslim etmek olur. Ben gitsem, Cemal onu çiğ çiğ yer." Vay anasını sayın seyirciler! dedim, gözlerim yuvalarından fırlayacaktı. Cemal beni yiyecekmiş de, efendimiz beni koruyormuş! Ulan Cemal’in o kapkara ciğerini ben zaten söküp eline veririm, sen kendini koru! Sen o arkandaki sarı yılanın zehrini yutuyorsun, farkında değilsin! Çocukmuşum... Senin o çocuk dediğin kadın, Seni yatakta zevkten inletti, yeminlerini yuttturdu! Sen git kiminle düşüp kalktığı belli olmayan şıllığınla hayal kur, ben senin o İstanbul’unu da, konağını da, o yavşak nezaketini de başına yıkmaz mıyım! Bade ayağa kalktı, Azad’ın yanına sokulup, "Azad... Abartmıyor musun işler var, bizi bekleyen.'' Biz seninle çok büyük işler yaparken. O küçük kız çocuğu da burada taze helva kavurmayı öğrenir, fena mı?" He fena mı orospu? dedim, hırstan boğazım kuruyarak. O helvayı kavurur, senin taziye yemeğinde millete dağıtırım ben! Kendisi büyük işler yapacakmış kaltak. Sanki, şirketin ceosu bu, sekreter bozuntusu kevaşe. Tam içeri girip o kahve fincanını Bade’nin o porselen suratında patlatacaktım ki, ensemde o buz gibi, o iğrenç kokunun nefesini hissettim yine. Sesim, kocaman bir elin ağzımı kapatması ile kesildi. İşaret parmağını, dudaklarına koyup susmamı söyledi. "İzlemek keyifli mi yenge?" fısıldıyordu Cemal. "İzlemek acı veriyor değil mi?" Hızla arkama döndüm. Gözlerine bakmamaya çalışıyordum. Yüzü bir kaya gibi kusurlu ve sertti. Dudaklarında ise sinsi bir gülümseme vardı. Cemal'e bakmamak için kapıya döndüm. Azad hâlâ arkası dönük kahvesini yudumlarken, Bade’nin o ipek elbisesinin içindeki sinsi kıvrılışını görüyordum. Cemal beni tuttuğu gibi kapının oradan çekip duvarın köşesine götürdü. Müdahale edemeyeceğim kadar ağır bir cüssesi vardı. "Senin aslan kılıklı kocan kedi olmuş, el kızıyla İstanbul hayalleri kuruyor," dedi Cemal, bir adım daha yaklaşarak. "Zoruna mı gidiyor yenge? Bak bak, iyi bak... Senin sabah kükreyen kocan, taziye evinde anasının cesedi soğumadan el kızıyla kahve içiyor. Biraz cesedin dumanı soğusun zıkkım tokuşturur. O kaskatı Azad'ın Bade'nin karşısında nasıl gevşediğini görüyorsun değil mi?" Dönüp ona bakmadım bile ama dişlerimi öyle bir sıktım ki çenemin kemiği sızladı. Cemal enseme daha da sokuldu. Sen burada kocam beni koruyor diye hayallere dal, o içeride çoktan İstanbul’un yatak odalarına kurmuş hayalini. Senin o koruyucu meleğin, şimdi başka kadınların götüne elleyecek, başka kadınları sikmeyi hayal edecek! Seni de burada bir süs bebeği gibi babamın yanına bırakıp gidecek. Seninle işi bitti yenge, tahsilat tamamlandı!" Nefesim kesildi hiçbir şey diyemedim. Kıkırdayarak ''Bak hele... Bade bacak bacak üstüne atmış, Azad’ın gözleri kaymış. Ulan adamın nefes alışı değişti be! Sen sanıyor musun ki o dokunuşlar masum? Azad şu an senin kusmanı, bayılmanı değil, Bade’nin o elbisesinin altındaki götünü hayal ediyor. Yarın seni doktora götürecek ya... Sanıyor musun ki senin sağlığın için? Bir an önce senden kurtulup, 'bu kız hasta, bu kız çocuk' deyip başından savmak için!" Dalağını siktiğim sus artık dememek için zor tutuyorum kendimi. ''Bak yenge, bu konakta kimse kimsenin hayrına nefes almaz. Azad seni 'emanet' diye oyalayacak, Mahmut Ağa'nın gözüne girmek için. Şimdi onun, şehirli fantezileri, eski iştahı kabardı işte. Sen sadece yatak odasındaki göstermelik bir karısın onun için. Yarın o hastaneye gittiğinde göreceksin; seni eve bırakıp Bade ile o holding binasında hangi masanın üstünde sikişeceğini planlayacak!" Nefesimi kontrol ediyordum. Patlamam için yapıyordu, sabahın intikamını almaya çalışıyordu. Ya içeri dalıp kıyameti koparacaktım ya da akıllı davranıp odama çıkacaktım. ''Seni süs diye aldı, onu zevk diye sikecek!'' dedi ve gülmeye başladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD