Odaya girdiğimiz an,
Azad arkasından kapıyı tekmeleyerek kapattı ve anahtarı kilitte iki tur çevirdi.
O "çıt" sesi, dış dünyaya ait tüm kuralların bittiği,
sadece onun ve benim vahşi arzumuzun hüküm sürdüğü anın ilanıydı.
Azad ceketini bir kenara fırlatırken gözleri doğrudan vücuduma kilitlendi.
Azad’ın dudakları dudaklarıma bir mühür gibi indi.
Bu bir öpüşme değil,
az önce banyoda ve arabada biriktirdiğimiz o zehirli barutun patlamasıydı.
Ellerim, Azad’ın gömleğinin düğmelerine gitti; titreyen parmaklarım düğmeleri açmaya çalışıyordu.
Azad, sırtımı kapıya öyle bir çarptı ki kabanımın altındaki o siyah pantolonun içinde kalçalarımın sızladığını hissettim.
Ellerimi onun o geniş omuzlarına, oradan da ensesindeki sert saçlara doladım.
Gömleğinin düğmelerinden biri kopup zeminde "tık" diye sektiğinde, dudaklarımı bir saniye bile ayırmadan fısıldadım.
"Daha hızlı Azad... O banyoda parmaklarınla başlattığın yangını şimdi her yerimde hissetmek istiyorum. Bakma öyle, çıkar üzerimdeki her şeyi." dememle Azad'ın beni soyması bir oldu bir tek pantolunum kalmıştı.
Azad’ın boğazından hayvani bir hırıltı koptu.
Gömleğini omuzlarından hoyratça sıyırıp attığında, o terden parlayan, kasılmış göğsüyle karşı karşıya kaldım.
Ellerimi o sıcak teninde, kasıklarına doğru gezdirmeye başladım.
Kemerini çözmek için eğildiğimde, dudaklarımı onun o taş gibi sertleşmiş karnında gezdirdim. Azad’ın nefesi kesildi, elleri saçlarıma dolanıp başımı geriye çekti.
Göz göze geldik; o kehribar gözler şimdi zifiri bir karanlığın içinde yanıyordu.
Dilin yarrağının o sıcak ve gergin derisinde gezinirken,
Azad’ın parmakları kafa derime öyle bir baskı uyguluyordu ki acıyla karışık bir inleme boğazımda düğümlendi.
"O ağzını sadece konuşmak için kullanacağını sanıyorsan çok yanılıyorsun Zerrin," diye hırıldadı; sesi göğüs kafesinden gelen bir gürültü gibiydi.
"Beni araba yolunda o hale getirdiğin an, bu gecenin geri anın olmadığını biliyordun."
''Seni sikmem için yalvaracaksın Zerrin Barzan.''
Beni omuzlarımdan kavrayıp tek hamlede ayağa kaldırdığında,
ayağım yerdeki kaban yığınına takıldı ama Azad düşmeme izin vermedi; beni doğrudan yatağın ortasına savurdu.
Sırtım çarşafla buluştuğunda,
odanın o ağır odunsu kokusu ve Azad’ın terle karışık yakıcı ten kokusu genzime doldu.
Azad, kemerini bir kenara fırlatırken bakışlarını bir saniye bile üzerimden çekmedi.
"Beni delirtmenin bir bedeli var Zerrin," diye hırıldadı pantolonunun düğmelerini çözerken.
"O banyoda dudaklarınla mühürlediğin her yerin hesabını şimdi bu yatakta vereceksin.
Bakireliğin bile seni elimden alamayacak."
Kumaşı kalçalarımdan aşağı öyle bir hırsla sıyırdı ki,
jartiyerimin iplerinden biri gerilip koptu.
Azad, arabada verdiği sözü tutmak istercesine eğildi;
jartiyerimin diğer ipek bağını dişlerinin arasına alıp tenimi acıtarak kopardı.
"Bağırma," diye fısıldadı dudağıma doğru.
"Sesini sadece benim adımı sayıklamak için kullan."
Azad, boxerını bir kenara fırlatıp o devasa ve taş gibi sertleşmiş yarrağı bacaklarımın arasında hissettirdiğinde,
içimdeki o son korku kırıntısı büyük bir patlamayla yok oldu.
Beni bileklerimden yakalayıp yatağın başlığına mıhladı; kaçacak hiçbir yerim kalmamıştı.
Her hücrem Azad diye yanıyordu. Ama neyle karşılaşacağımı bilmediğim için olsa gerek heyecanlıydım... gerginde olabilirim, tarif edemediğim bir histi.
Azad, parmaklarını o en mahrem, en sıcak noktama yerleştirdiğinde nefesim kesildi.
Ama girmek yerine, sadece o ıslaklığın üzerinde, girişin tam sınırında parmak uçlarıyla küçük,
dairesel hareketler yapmaya başladı.
''Azad...aah...lütfen...''
"Ne için lütfen Zerrin?" diye hırıldadı kulağıma. "Seni sikmem için mi, yoksa seni bu halde çıldırtmam için mi?"
Azad tüm sertliğiyle vaijnama temas etti. Tam oradaydı, tam o "bakire" duvarımın eşiğindeydi ama içeri girmiyordu.
Sadece o baş döndürücü sıcaklığıyla üzerimde git gel yapıyor, beni her seferinde uçurumun kenarına kadar getirip geri çekiyordu.
Bacaklarımı beline doladım, kalçalarımı ona doğru ittim.
"Azad... yalvarırım yap artık. Daha fazla dayanamıyorum, bitir şunu!" diye feryat ettim.
Sesim şehvetten boğulmuştu. Vajinam adeta zonkluyordu.
Azad durdu. Ellerimi başımın üzerinde sabitledi ve gözlerimin tam içine baktı.
"Hayır," dedi, sesi buz gibi ve emrediciydi.
"Beni araba yolunda o hale getirdiğinde sabret demiştin. Şimdi sen sabredeceksin. Benim için çıldırana, benliğini kaybedene kadar o kapıdan içeri girmeyeceğim." derken tekrar dudaklarına yapıştım.
Tüm sabırsızlığımı gösterircesine öpüşüyordum.
Dudağını ısırıp geri çekildim.
''Bitir şu işi gir içime. Seni olmak için kıvranıyorum altında görmüyor musun?''
Başını çevirip diliyle boynumdaki bir noktayı emmeye başladı, aşağıda o sarsıcı baskıyı uygulamaya devam ediyordu. Her sürtünüşünde, her küçük temasında vücudum sarsılıyordu.
Azad beni parmaklarıyla, diliyle ve o içeri girmeyen sertliğiyle öyle bir sınıra getirdi ki, yatağın başlığını tırnaklarımla kazımaya başladım.
"Azad... ne istersen yapacağım... lütfen gir içime. Mahvet beni, öldür beni ama durma artık!"
Azad, bu yalvarışımla beraber karanlık bir gülümsemeyle kulağıma fısıldadı:
"Daha yeni başladık Zerrin. Daha ismini unutmadın."
Bacaklarımı iki yanına sertçe açıp beni tamamen savunmasız bıraktığında,
başını aşağı eğdi.
Sıcak nefesi,
o en hassas noktama çarptığında vücudum bir yay gibi gerildi, tırnaklarımı çarşafın içine geçirdim.
Ve sonra... o ilk darbeyi diliyle vurdu.
Azad’ın dili, o en zonklayan, en aç noktamda amansızca geziniyordu.
Her hamlesinde, her kıvrılışında beynimin içindeki tüm sigortaların attığını hissediyordum.
Dudaklarından kaçan o hayvani hırıltı, bacaklarımın arasındaki o ıslak ritimle birleşince, Azad'ın omuzlarını tırnaklarımla sıkmaya başladım.
''Azad dur...'' kontrolü kaybetmiştim.
Azad vajinamı yalarken nefes nefese, başını kaldırıp doğrudan gözlerimin içine baktı. "Yalvar Zerrin," dedi; sesi bir emir gibiydi. "Ne istiyorsun, söyle bana?"
Azad, karanlık bir zafer gülümsemesiyle tekrar aşağı eğildi. Bu sefer daha sert, daha amansızdı. Diliyle beni o uçurumun en kenarına getirdi; her sürtünüşünde, her emişinde vücudum kavisleniyor, kontrolümü tamamen kaybediyordum. Tam o zirveye ulaştığımda, içimdeki o volkan patlamak üzereyken Azad tekrar durdu.
"Söyle!" diye kükredi Azad, elleriyle kalçalarımı sıkıca kavrayarak.
"Diliyle seni bu hale getiren kocamın, şimdi içime girmesini istiyorum de!"
"İstiyorum!" diye haykırdım, gözlerimden bir damla şehvet yaşı süzülürken. "Kocamın beni şimdi... tam burada... sikmesini istiyorum! Lütfen Azad, içime gir, senin olduğumu göster!"
"Gözlerimin içine bak," dedi, sesi bir emir gibiydi. "Beni iyi hisset Zerrin, seni mühürleyişimi izle."
Azad bunu bekliyormuş gibi, ereksiyondan kocaman ve taş gibi sertleşmiş yarrağını, diliyle sırılsıklam ettiği o girişe dayadı. Gözlerimin içine bakarak,
Tek bir sert, amansız ve vahşi hamleyle içime girdiğinde nefesim kesildi, o girişi ruhumun en derininde hissettim.
Keskin bir sızı omurgamdan yukarı tırmanırken boğazımdan yırtıcı bir çığlık kaçtı.
Azad, dudaklarını dudaklarıma bastırıp o feryadı kendi içine hapsetti.
Bir şeyler akıyordu hissediyordum.
''Azad dur, dur ,dur canım acıyor. Çok...'' konuşmama izin vermeyip bir daha dudaklarıma kapandı.
Azad acımın geçmesini beklemedi; aksine, o kanlı birleşimden aldığı o vahşi güçle daha da hızlandı.
Her bir vuruşunda odanın taş duvarları benim boğuk inlemelerimle ısınırken,
Azad beni yatağın başlığına vura vura sikiyordu, inlemelerimi saklayamıyordum. Yarrağının içimde yaptığı git geller,
her hamlesinde benden o arabadaki fısıltılarımın hesabını soruyordu.
O dışarıdaki sarsılmaz, otoriter "Azad Barzan" gitmiş;
yerine sadece benim tenimin sıcaklığıyla kavrulan, kontrolünü tamamen kaybetmiş bir adam gelmişti.
Alnında biriken ter damlaları,
her hareketinde şakaklarından aşağı süzülüp göğsüme düşüyordu.
Gözlerini kapatmıştı ama altındaki o hız, beyninin içindeki fırtınanın kanıtıydı.
Çenesi o kadar gerilmişti ki dişlerinin birbirine sürtme sesini duyabiliyordum.
Her darbesinde boğazından hayvani, derinden gelen bir inleme kopuyordu.
Bu bir acı değil, bir adamın en uç noktada verdiği o hazdı.
''Zerrin..." diye inledi, sesi artık bir emir değil, bir yakarıştı. "Beni... beni mahvediyorsun be kadın!"
Azad, son darbesini en derine,
rahmime kadar vurduğunda başı geriye düştü ve boğazından o beklediğim, odayı inleten kükreme koptu.
O an ellerini çarşafın içine öyle bir geçirdi ki, beyaz kumaşın yırtılma sesini duydum.
Bütün vücudu sarsılarak içime, en derinime o sıcaklığını boşaltırken;
Azad Barzan’ın o sarsılmaz iradesinin,
benim bacaklarımın arasında nasıl un ufak olduğuna şahitlik ettim.
O dev adam, tüm ağırlığıyla üzerime yığıldığında nefes nefeseydi;
kalbi göğsümü dövüyor, terli teni tenime yapışıyordu.
"Bitti," diye fısıldadı boynuma doğru, sesi hala titriyordu.
"Artık kim olduğunun, kime ait olduğunun mührü hem çarşafta hem ruhunda Zerrin."
Memelerimin üzerine kafasını yaslamış öylece yatıyordu nefes nefese.
Ellerimi saçlarında gezdirerek.
''Seninim, bir tanem sadece senin.'' dedim.
Kehribar gözleri ile bana baktı. Yüzü nötrdü.
Tepki vermesine gerek de yoktu ben hissetmiştim.
''Zerrin sen hayatıma girdiğinden...'' cümlesi, dışarıdan gelen ve konağın taş duvarlarında yankılanan o feryat figan sesle bıçak gibi kesildi.
"Azad Ağam! Azad Ağam! Kurban olayım aç kapıyı! Azad Ağam!"
Dışarıdaki ses, konağın yaşlı kâhyası Hüsne ablanın hıçkırıklara boğulmuş sesiydi.
Azad, üzerimdeki o ağır ve sıcak varlığını bir anda buz kesmiş gibi çekti.
Bir saniye önce aşkla veya sahiplenmeyle bakan o gözler, saniyeler içinde eski, koruyucu ve sert "Ağa" kimliğine büründü.
"Ne oluyor ulan?" diye kükredi Azad.
Yataktan bir hışımla fırlayıp yerdeki pantolonunu üzerine çekerken, ben hala o kanlı çarşafın üzerinde, vücudumdaki sızılarla öylece kalakalmıştım.