BÖLÜM 2 - YENİ HAYAT

1927 Words
10 Yıl sonra... Yıllar geçmişti annem ve ablamı kaybedeli , tek başıma yaşadığım bu hayat macerasında çok yıpranmıştım. Çok çalışıp çok koşmuştum. İstanbul Galatasaray Hukuk fakültesini kazanmıştım. Tek istediğim güçlü bir kadın olarak istediklerimi elde edebilmekti. Günler haftaları , haftalar ayları , aylar yılları kovaladı ve ben resmi olarak avukat olmuştum. Artık hayallerime ramak kalmıştı. Her gün rüyalarımda annem ve ablam vardı. Hep aynı durum aynı görüntü annem kanlar içinde yerde yatarken ablam sırt üstü yatakta boylu boyunca yatıyordu. Her gün ter ve gözyaşı içerisinde yatağımdan çığlık atarak uyanıyordum. İçimde günbe gün büyüyen hırsımla alacağım intikamın hayalini kuruyordum. Yıllar önce ablam ve annemi kaybettiğim olay yerinde bulunan bir fotoğraf bana gideceğim yolun haritasını çizmişti. O fotoğrafta 30 yaşlarında bir adam gür saçlı ve yeni traş olmuş yüzüyle adeta duygusuz bir şekilde poz vermişti. Bu adam kimdi? Babam mıydı? Akrabamız mıydı? Annemin elinde ne işi vardı? En önemlisi neden biz bu adamı bilmiyorduk? Annem bizden neler saklamıştı? Bunu çözmenin tek yolu o adamı bulmaktı ama nasıl yapacaktım bunun için güce ihtiyacım vardı. Bu güçte bana yıllar sonra avukat olduktan sonra geldi. İstanbul'da son gecemdi artık yeni hayatıma Mardin'de merhaba diyecektim. Fotoğraftaki adamın Mardin'de yaşadığını ve hayatta olduğunu öğrendiğimde ilk işim oradan büro tutmak oldu. Kaybedeceğim hiç birşey kalmamıştı daha ne kadar dibi boylayabilirdim ki dibin dibini yaşamıştım. Acıdan ne kadar kaçabilirdim ki kaçsam ne işe yarayacaktı bir gün elbet patlak verecekti. Bende bu yolda gözü kara bir şekilde devam etme kararı aldım. Sabah erkenden uyandım. Elimi yüzümü yıkadım ve giyeceğim kıyafetleri dünden ayarlamıştım. Kırmızı tek düğmeli bir ceket, beyaz gömlek ve siyah diz kapaklarımda biten bir kalem etek. Altına ise kalın topuklu siyah bir ayakkabı tercih etmiştim. Saçlarımı tarayıp iki yandan balık sırtı olarak ördüm, böylede çok mu çocuksu olmuştum amaann neyse bana yakıştığını düşünüyordum. Mehtap'in gelmesine çok az kalmıştı. Sabah erkenden dış kapıda olmak için anlaşmıştık 7.30 gibi ve saate vaktığımda on dakikam var olarak gözüküyordu buda üstün körü makyaj yapmama yetecek bir süreydi. Hemen bir rimel ve kırmızı ruj sürdüm ardından itinayla topladığım valizimi alarak dış kapının yolunu tuttum. Dış kapıya vardığımda Mehtap'in çoktan gelmiş olduğunu fark ettim o benim aksime çok spor giyinmişti. Bol paça keten siyah bir pantolon üstüne siyah büstiyer ve beyaz keten bir gömlek giymişti, altın renkli saçlarını açık bırakan Mehtap kıyafetinin altına beyaz bir spor ayakkabı tercih etmişti. Yıllardır hiç ayrılmadan aynı şehirde okumuştuk ben hukuk o da diş hekimliğini bitirmişti. Yine beni yalnız bırakmamıştı ve ikimizde yeni hayatımıza doğru yola çıkacaktık. Benim büromun çapraz binasında bir klinik kiralamıştı. Yıllar önce verdiği sözü yerine getiriyor bir kez olsun tereddüt etmiyordu. Hiç bir zaman beni yalnız bırakmamıştı bunun için ona o kadar minnattardım ki o benim annem , babam , ablam olmuştu. Maddi manevi her zaman yanımda varlığını hissettirmişti. Sabahın 10'undaki uçak için yola çıkmıştık. Uçuşumuz ortalama 2 saat kadar süreceğini tahmin ediyorduk. İstanbul havaalanına vardığımızda saat yediyi ellibeş geçiyordu, yetişmiştik önce valizleri vererek uçak kapısının açılmasını bekledik bu sıra Mardin'e vardığımızda neler yapacağız otelde mi kalacağız , yoksa ev mi tutacağız diye düşünmeye başlamıştık, ev tutsak evimiz nasıl olacaktı , eşyalı mı tutacaktık yoksa eşyasız mı? O kadar çok işimiz vardı ki nereden başlayacağımıza karar verememiştik. Yüksek ihtimalle büroda yada klinikte bir kaç gün yatmak zorunda kalacaktık. Çünkü gitmeden herşey ayarlanmış eşyalarımızın siparişleri verilmişti. Mehtap geniş ve kabarık çantasıni kafasının arkasına koyarak çoktan uyku moduna geçmişti. Onunda hayatı zorlaşmıştı benimle birlikte düşüp, benimle birlikte toparlanmak zorunda kalmıştı. İkımizde gittikten sonra neler olacak ne yapacağız o adamı nasıl bulacağız düşüncesi bizi paranoyak haline getirmişti. Havaalanında Mardin uçağı için anons geçince Mehtap hemen gözlerini açtı demekki uyumamıştı. Kalkıp uçağa doğru yol aldık, bilet ve kimlik kontrolünden geçtikten sonra uçağa binmiştik. Cam kenarına ben Mehtap ise yanıma oturmuştu ne kadar ortada oturmayı sevmesede hiç sesi çıkmadı ve direk uyku pozisyonunu aldı, ellerini önünde birleştirdi ve kafasını arkaya dayayarak gözlerini kapattı. Mardin'e indiğimizde bizi alması için bir araç kiralamıştık. Araç bizi dar ve tarihi yollardan eski çarşıya götürmek için yola koyuldu. Mardin'e gelmeden önce şehir hakkında bir çok araştırma yapıp çok okumuştum. Uzaktan bakıldığında tarihin tozlu sayfalarından kopup gelmiş Mardin içine girdiğimizde bizi alıp götürüyor öyle beş on yıl öncesine değil tarih öncesi yontma taş devrine kadar, adeta burada taşlar konuşuyor. Mardin taşların gizemini içerisinde barındırıyor , belli mi olur belki annem ve ablamın gizemide burada saklıdır. Şehir Mardin kalesinin eteklerine kurulmuş bir çok devlete ev sahipliği yapmış bir yer. Araba bizi büronun oraya getirdiğinde gözlerimi şehirden alamamıştım o kadar güzeldi ki büyüsünde kaybolmuştum o yüzden nasıl geldiğimizinde farkına bile varamamıştım. Bürom tarihi bir taş binada ikinci katta bir artı bir daire gibi tutmuştum. Bir odasını iş için diğer odasını dinlenmek için kullanmayı düşünüyordum. Taş binaya girdiğimizde içim bir ürpermişti, açıkcası bina dışarıya göre daha serin bir yapıdaydı. Tek problem vardı binada asansör yoktu ve elimizdeki valizleri nasıl çıkartacağımızı düşünüyordum. Ben düşünene kadar Mehtap çantaları sırtlanmış ve valizi basamak basamak yavaş yavaş çıkartmaya başlamıştı işte "Zeynam benim" diyordum. "-hadi ne dikiliyorsun orada peşimden gelmeyi düşünmüyor musun?" dedi ve bende çantamı sırtlanıp valizimi yavaş yavaş çıkartmaya başlamıştım. İkinci kata çıkabildiğimizde alnımdan terler akıyordu. Büronun kapısına vardığımızda her şey istediğim bir şekilde yerine getirilmişti. Karşımda oval bir şekilde duran, demir parmakları olan ve içine siyah bir cam yerleştirilmiş , altın yaldızlı bir şekilde süslenmiş kapı duruyordu. Kapının sol üst tarafında iste cama işlenmiş " Aslı POLAT Avukat" yazıyordu. O yazıya o kadar çok bakmış olmalıyım ki Mehtap; "- Bu ânı çok bekledin ve yavaş yavaş isteklerin oluyor, umarım gelecekte yalacaklarından dolayı pişman olmazsın. Bu duvarda asılı olan tabela için çok emek verdin, çok ağladın çok süründün hakkında hayırlısı olsun demekten başka bir şey yapamıyorum Aslı, umarım üzülmezsin sen benim geçmişimsin biliyorsun üzülmeni asla istemem helede her şeyi yoluna koymuşken." Ne diyeceğimi bilemedim iyi mi yapıyordum kötü mü yapıyordum o kadar arafta kalmıştım ki ama bir yola başkoymuştum ve artık geri dönemezdim. "-umarım herşey bizim için en hayırlısı olsun derdi annem" dedim. Buraya gelmeden önce buralı birisi ile irtibata geçmiştik. Benim büromu ve Mehtap'in kliniğini o ayarlamıştı. Kendisi anahtarı paspasın altına koyduğunu söylemişti o yüzden paspası kaldırıp altına baktım fakat anahtarı göremedim sonra pat diye bir anahtar düştü paspasa takılı olsa gerekti. Kapının kilidini açıp kapıya yüklendiğimizde anca kapıyı açabilmiştik bu demir yığını o kadar ağırdı ki tüm gücümüzü kullanmak zorunda kalmıştık. İçeriye girdiğimizde karşımda cevizden yapılmış bir masa, krem renkli deri koltuklar ve duvara ışıklandırmalı bir şekilde raflar konulmuştu. Büro güzel bir şekilde ışık alıyordu. Penceresinde Mardin manzaralı sanki bir tablo vardı. Güzel dizayn edilmesine rağmen yinede bir çok ihtiyacı var gözüküyordu. Valizlerimizi dinlenme odası olarak kullanmayı düşündüğüm yere bıraktık, soluklandıktan sonra karnımın acıktığını fark ettim ve yiyecek bir şeyler aramaya koyuldum. Mehtap'a dönerek; "- Ne yiyelim Mehtap?" Uzun uzun düşündü sanki on puanlık uzman sorusu sormuştum. "- Sen bilirsin" diyerek koltuğa uzandı ve gözlerini kapattı bu gün bir türlü kendine gelememişti çok yorgun olsa gerekti. İnternetten neler yiyebileceğimize bakarken, dışarıda bir tur atmamız gerektiğini ve nerelerde ne var bakmam gerektiğini düşündüm. Hem büroma bir kaç süs eşyasıda bakabilirdim bu şekilde duvarlarım ve raflarım çok boş duruyordu. Tabi kalacakta bir ev lazımdı. Bu şekilde büroda yatıp kalkacak durumda değildik. Mehtap'ı dürterek; "- hadi kalk hem dolanalım hemde bir şeyler yiyelim" dedim. Kendisi biraz huysuzlandıktan sonra ayaklandı ve; "- O adamın adresini bulduk Aslı, buraya çok yakın bir yerde oturuyor, en azından öyle tahmin ediyorum yani haritalarda bu şekilde gösteriyor." Öylece kalakalmıştım. Evet ben buraya o adamı bulmak için gelmiştim fakat şu an bunu söylemesini hiç beklemiyordum. Çantasını bir süre kurcaladı ve küçük bir fotoğraf çıkardı. Bu fotoğrafta beyaz gür saçlı, oldukça kırışmış yüzü ve kahverengi gözleriyle doğrudan kameralara bakıyordu. Bu fotoğrafı nereden buldu, nasıl buldu hiç bir fikrim yoktu. Sadece elime fotoğrafı verdi ve ben o fotoğrafa dikkatlice baktım. Annemin elinde tuttuğu fotoğrafla birebir duruyor tek fark sadece saç ve kırışıklıklardı. "- Adı Kamil, buralarda Kamil Bey diye tanınırmış, oldukça sevilen sayılan bir insan diye duydum. Ayrıca oldukça zenginmiş, ailesine düşkün diye duydum, benim duyduklarım bu kadar tabi buralara kadar geldik yakından bir araştırma yapabileceğimizi düşünüyorum." "-önce bir şeyler yiyelim bunca yıl bekledim ve hızlı davranmak istemiyorum" fotoğrafı çantama koydum ve omzuma çantamı asarak kapının yolunu tuttum. "- peki kuzum nasıl istersen sadece bilmen gerektiğini düşündüm." Birlikte kol kola girdik ve eski çarşıya doğru yol aldık. Burada yöresel kıyafetler, aktar ve hediyelik eşya satan bir çok dükkan vardı. Tarihi bir bina içerisine açılmış, sade ve şık bir dekorasyonu olan küçük bir lokantaya girdik. Boş bir masaya oturduğumuzda bizim yaşlarımızda , köpek dişi altın olduğunu düşündüğüm bir çocuk yanımıza yaklaştı; "- hanımlar merhabalar, hoş geldiniz ben Şiyar bu lokantasının sahibiyim. Sizlerde avukat ve diş hekimi olmalısınız. Kusura bakmayın isimlerinizi bilmediğimden bu şekilde sesleniyorum. Buraya adınızdan önce namınız geldi. Küçük bir yer malum . Sadece Mardin'e hoş geldiniz demek istedim." Nazik bir çocuğa benziyordu. "- merhabalar hoşbulduk , ben Mehtap diş hekimi olan, arkadaşım Aslı avukat olan, misafir perverliğiniz için çok teşekkür ederiz bize önerebileceğiniz bir menü var mıdır acaba?" resmen sırıtarak konuşuyordu adama. "- soğan kebabı , kibbe , dobo, zingil ve irok'u tavsiye ederim yöresel yemeklerimizdendir." "- siz bize karışık yapabilir misiniz acaba hepsinin tadına azar azar baksak" "- olur siz nasıl isterseniz başka bir isteğiniz olursa seslenmeniz yeterlidir" Teşekkür ettik ve yemeklerimizin gelmesini bekledik bu arada etrafa göz atmayıda ihmal etmedim. Dışarıda insan kavuran bir sıcaklık var iken, taş duvarlarla serinlik katılan bu yere yöresel aksesuarlar konularak otantik bir ortam elde edilmişti. Lokantada bir anda fısıldamalar artmaya ve hareketlenmeler başlamıştı. Orta yaşlarda olduğunu düşündüğüm bir adam; "- Beyim hoş geldin buyur buyur soframıza misafir ol" diyerek masasını işaret ediyordu. Kimse söylediğine şöyle bir göz ucuyla baktım. Uzun boylu, dağınık saçlı ve kirli sakallı kumral bir adamdı. Fazla büyük durmuyordu tahminimce 30 yaşında felandı. Beyaz keten bir gömlek, altına siyah bir şort giymişti. Yemyeşil gözleriyle adama doğru bakarak; "- sağ olasın Adnan abi benim bir işim var, malum işler çok bitmiyor ki işimin başına döneceğim maalesef" "- olur mu öyle şey beyim yıllar sonra gavur ülkelerinden gelmişsin bir çayımı içmeden gönderir miyim ben seni" Adnan abi diye seslendiği adamın yanında yine kendisi gibi orta yaşlarda bir adam daha vardı. Genç çocuğa ; "- Beyim, affınıza sığınarak bir soru sormak istiyorum hele müsade varsa" "- tabi abi sorabilirsin buyur" Adam dört tane parmağını göstererek "- beyim bu kaçtır?" İçimden acaba göz testi mi yapıyor ki diye düşünürken Genç çocuk; "- dört abi" "- işte gavur ülkelerinde okumuş adamda ayrı bir zeki oluyor maşallah beyim maşallah" "-yok artık" lafı ağzımdan kaçınca Mehtap kahkahayı bastı. O sıra kahkahası herkesin dikkatini çeken Mehtap bir anda sustu ve; "- özür dilerim kuş bir garip uçuyorduda ona güldüm yoksa sizinle hiç bir alakası yok" diyerek iyice bizi rezil etmişti. Dört duvar arasındaydık ve kuş bir garip uçuyordu aferin Mehtap. Ardından genç çocuk bize bakarak uzaklaştı, boş bir masaya oturdu fazla dikkatli bakıyordu. Muhtemelen rezil olduğumuzdan yada diğer bir seçenek buradaki tek yabancı olduğumuzdan dikkat çekiyorduk. Lokantaya giren her birey ; "- beyim hoşgelmişsen" diyerek adamla tokalaşıyorlardı bu adamın bir ismi yok muydu? Beyim aşağı beyim yukarı bu adam kimdi yada nerenin beyiydi? Mehtap garip bir yüz ifadesiyle; "- bey mi ne beyi kaçıncı yüz yıldayız allah aşkına bey mi kaldı ağa mı kaldı?" Nedense o adama doğru sürekli gözlerim kayıyordu. Ara ara göz göze geliyorduk ona baktığımı anlıyordu galiba. Kapıdan içeriye, üstünde mavi, değişik sarı çiçekleri olan uzunca yöresel bir kıyafet giyen kafasına doladığı siyah eşarpla gayet şık duran bir bayan girdi. Dudakları oldukça dolgun ve gözleri üstüne sürdüğü mavi farla makyajı bir garip duruyordu açıkcası bu durumda makyajı kim yaptıysa acemi olduğu belliydi. Bir çalışan bayana; "-hanımım hoş geldiniz. Adar beyim bu taraftadır, buyrun size eşlik edeyim" diyerek genç çocuk olarak tarif ettiğim adamın yanına götürmüştü. Orada isminin Adar olduğunu öğrenmiştim. ADAR...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD