Anahtar Teslim

1448 Words
“Buraya koyduğuma eminim… Neredesin?” Çantamın içine iki elimle daldım. Bir insanın çantası karakteri hakkında fikir veriyorsa benim psikolojik değerlendirmemin yapılmasını istemezdim. Kalabalık. Karmakarışık. Bir yerlerde kesin üç ay önce kaybettiğimi düşündüğüm bir toka vardı. Elime önce ruj geldi. Sonra bozuk para. Bir kalem. Neden taşıdığımı bilmediğim küçük bir taş. En sonunda parmaklarım peluş tavşana değdi. “Buldum seni.” Anahtarlığı çantadan çıkardım. Ucunda Aras’ın evinin yedek anahtarı sallanıyordu. Aylar önce vermişti. O zaman romantik gelmişti. Şimdi küçük metal parçasına bakınca yalnızca geri verilmesi gereken bir eşya görüyordum. Hayat bazen bir insana yüklediğiniz anlamı hızla geri alabiliyordu. Asansör yukarı çıkarken ne söyleyeceğime dair tek bir düzgün cümlem yoktu. Belki de iyi olan buydu. Çünkü kafamda prova yaptığım konuşmalar genelde gerçek hayatta berbat sonuçlanıyordu. Kapısı karşıma çıktığında birkaç saniye hareketsiz kaldım. Ceviz rengi ve tanıdık. Bir zamanlar anahtar kullanmadan girmeyi garip bulmadığım kadar tanıdık. Ama şimdi zile basarken bile kendimi yabancı hissediyordum. Zili çaldım. … Ses yok. Bir kez daha bastım. … Kapı açıldı. Bakışlarım önce kapının eşiğine, sonra yukarı doğru kaydı. Ve karşımdaki manzarada kısa bir hata verdi. Üstsüz Aras. Kaşlarımı kaldırdım. “Saye.” “Böyle mi kapı açıyorsun?” Kendi göğsüne şöyle bir baktı. “Çok ısrarcıydın. Vaktim olmadı.” Sonra kaşlarını çattı. “Senin anahtarın yok mu? Neden kendin girmedin?” Çantamdaki anahtarı düşündüm. “Artık o kadar samimi olduğumuzu sanmıyorum.” Yüzündeki ifade anında değişti. Ben cevap beklemeden yanından geçip salona girdim. Aras kapıyı kapatıp peşimden geldi. Koltuklardan birine oturdum. O ise birkaç saniye ayakta kaldıktan sonra konuşmaya başladı. “Saye…” “Bak.” Elimi kaldırdım. “Bunu uzatmak istemiyorum.” “Saye, ben senin sevgilinim.” “Sevgilimdin, Aras.” Kelime ağzımdan çıktığında ikimiz de sustuk. Belli ki bunu benden bu kadar net duymaya hazır değildi. Ben de söylemenin bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim. Yanımdaki boşluğa baktım. “Bu iş çok uzadı. Aramızdaki şeyin elle tutulur bir tarafı kalmadı.” “Söylenenleri mi ciddiye alıyorsun?” “Hayır.” Gözlerimi ona kaldırdım. “Ciddiye aldığım sensin.” Bir an konuşamadı. Devam ettim. “Kim ne demiş, okulda kim ne konuşmuş… Bunların hiçbiri tek başına umurumda değil. Ama ben sana güvenmiyorsam geri kalanının bir anlamı yok.” “Saye, bana açıklama fırsatı bile vermiyorsun.” “Verdim.” “Hayır, vermedin.” “Haftalardır veriyorum.” Sesimi yükseltmemiştim. Buna rağmen Aras’ın yüzündeki savunma hâli giderek artıyordu. “En azından kötü ayrılmak istemiyorum.” “Ben ayrılmak istemiyorum.” Bu kez sesi daha sakindi. Yanıma oturdu. “Bir yanlış anlaşılma yüzünden iki yılı çöpe atıyorsun.” “Ben iki yılı çöpe atmıyorum.” Çantamdan anahtarlığı çıkardım. “İki yıl güzel geçti diye üçüncüsünü zorla yaşamamız gerekmiyor.” Anahtarı halkadan ayırmaya başladım bu sırada Aras elimi tuttu. “Saye.” Başımı kaldırarak yüzüne baktım. “Bir şans ver.” Diğer eli yanağıma geldi. Eskiden olsa o dokunuş içimde bir şeyleri yumuşatırdı. Şimdi sadece tanıdık geldi. Ve tanıdık olmak, sevgi duymakla aynı şey değildi. “Ben seni seviyorum.” Gözlerime bakıyordu. Gerçekten üzgün görünüyordu. Belki pişmandı. Belki korkmuştu. Belki de yalnızca kaybetmeye alışık değildi. Hangisi olduğunu çözmeye çalışmak istemedim. Anahtarı avucuna bıraktım. “Üzgünüm, Aras.” Elimi yavaşça elinden çektim. “Bence ikimiz için de en doğrusu bu.” Bakışları önce anahtara, sonra bana indi. “Saye…” Ayağa kalktım. “Daha fazla uzatırsak birbirimizden nefret etmeye başlayacağız. Ben en azından bunu istemiyorum.” O da ayağa kalktı. “Ben istemiyorum işte. Bunu anlamıyorsun.” Sesi ilk kez biraz kırılmıştı. İçimde kısa bir sızı oldu. Ama kararım değişmedi. Tam çantamı omzuma takıyordum ki zil çaldı. İkimiz de kapıya baktık. “Zaten gidiyorum.”Kapıya yöneldim. “Ben açarım.” Aras’ın yüzü bir anda değişti. Çok küçük bir şeydi. Ama gördüm. Gözleri büyüdü. Omuzları gerildi. “Saye, bekle.” Adımlarımı kesmedim. “Ben açarım.” “Neden kapıya gizli şifre falan mı koydun?” “Saye.” Bu kez sesi ciddi şekilde telaşlıydı. Tam da bu yüzden kapıyı açmam gerektiğini düşündüm. “Hayır, dur—” Kol çoktan elimdeydi. Kapıyı açtım. Karşımdaki sarışın kadın başını kaldırmadan ayakkabısının ince tokasıyla uğraşıyordu. Bir elinde kâğıt kahve poşeti vardı. Beni Aras sanmış olacak ki poşeti doğrudan bana uzattı. “Tutar mısın aşkım? Bu sefer en sevdiğinden aldım.” … Bir saniye. Beynimin o cümleyi doğru kişiye yerleştirmesi biraz sürdü. Sonra Lara başını kaldırdı. Göz göze geldik. Kahve poşeti hâlâ aramızda havada duruyordu. Şaşkınlığı yalnızca bir saniye sürdü. Sonra yüzüne o tanıdık, insanın sinir uçlarına küçük çiviler çakan gülümseme yerleşti. “Demek sonunda karşılaştık.” Arkamdan Aras’ın sesi geldi. “Saye!” Yanıma geldiğinde Lara’yı gördü. Yüzündeki bütün renk değişti. “Lara.” Lara başını hafifçe yana eğdi. “Aras.” Sesinde suçluluk yoktu. Çekinme yoktu. Hatta kapıda yakalanmış biri gibi bile durmuyordu. Tam tersine, sanki yanlış eve gelen bendim. Aras bir adım öne çıktı. “Burada ne işin var?” “Sürpriz.” “Gelme demedim mi sana?” İşte. Başımı yavaşça Aras’a çevirdim. Ve dudaklarının kenarı biraz daha kalktı. “Dedin.” Aras’ın çenesi kasıldı. “O zaman neden buradasın?” Lara omuz silkti. “Çünkü seni özledim.” Sonra gözlerini bana çevirdi. “Bazılarımız özlediğimiz insanları görmek için davet beklemiyoruz.” Gülümsedi küçücüktü. Ama hedefini bulan türdendi. Aras’ın sesi sertleşti. “Yeter, Lara.” “Ne?” “Saye’nin yanında bunu yapma.” Lara kaşlarını kaldırdı. “Saye’nin yanında mı?” Bakışları üzerimde gezindi. “Ne kadar düşüncelisin.” Aras bir adım daha attı. “Git.” Bu kez şaka yoktu. “Şimdi.” Lara’nın gülümsemesi ilk kez hafifçe soldu. “Bu tavırlar ne şimdi?” “Bir kere söyledim. Git.” “Sana kahve getirdim.” “İstemiyorum.” “Dün istiyordun.” Koridordaki hava bir anda ağırlaştı. Aras’ın yüzüne baktım. O da benim ona baktığımı fark etti. İşte tam orada, birkaç dakika önce salonda kurmaya çalıştığı bütün cümlelerin altı boşaldı. Yanlış anlaşılma. Bir şans ver. Ben seni seviyorum. Ve kapıda duran kadın tek bir “dün” kelimesiyle hepsini çöpe attı. Aras hemen bana döndü. “Saye, onun ne dediğini—” “Şu an gerçekten susman senin yararına.” Sesim sakindi. O da sustu. Lara ise gözlerini benden ayırmıyordu. “Sonunda söylentilerin gerçek olduğunu anlamışsındır.” Kaşım hafifçe kalktı. Söylentiler. Ne hoş. Demek ben ilişki yaşadığımı sanarken, birileri boynuzlarımı cilalıyormuş. Aras hemen araya girdi. “Onunla konuşma.” Lara kısa, soğuk bir kahkaha attı. “Niye?” Sonra bana baktı. “Sonuçta ortak bir noktamız var.” Aras’ın sesi yükseldi. “Kes!” Lara hiç irkilmedi. “Ne? Yalan mı?” Bakışlarını hâlâ benden çekmiyordu. “İki yıldır beraber olmanız, son birkaç ayda olanları değiştirmiyor.” İçimde bir şey kıpırdadı. Aras öne çıktı. “Lara, yeter.” “Hayır.” Lara ilk kez ona sert baktı. “Sana yeter.” Sonra yeniden bana döndü. “Beni kötü kadın yapıp kendini rahatlatacaksa yapsın. Ama sen de biliyorsun.” Ben sustum. “Ne biliyorum?” Gülümsedi. “Bir erkek gerçekten mutluysa başka yere bakmaz.” İşte. Bir şey içimde sessizce koptu. Aras’ın yüzü sertleşti. “Defol git buradan.” Lara gözlerini ondan ayırmadı. “İlginç.” Başını hafifçe salladı. “Demek sonunda onu seçmeye karar verdin.” “Bu hiçbir zaman seçim olmadı.” Aras’ın cevabı hızlı geldi. Bir an ben bile ona baktım. Lara’nın yüzü değişmişti. Aras devam etti. “Ben Saye’yi seviyorum.” Bu cümleyi birkaç dakika önce salonda duymuştum. Şimdi daha inandırıcı gelmesi gerekiyordu. Garip olan, tam tersinin olmasıydı. Çünkü sevgi hakkında konuşurken sevgilisinin kapısında başka bir kadın elinde kahveyle dikiliyorsa kelimeler biraz değer kaybediyordu. Lara bunu benden önce fark etmiş gibi güldü. “Öyle mi?” Poşeti hafifçe kaldırdı. “Bana söylediklerini de ona anlatacak mısın?” Aras’ın yüzü gerildi. “Lara.” “Ne?” Bir adım bana yaklaştı. “İstersen ben anlatayım.” Aras kolunu önüne uzattı. “Yeter.” Lara durdu. Ama gözlerini üzerimden çekmedi. Bakışı ağırdı. Ölçüyordu. Sonra dudakları kıvrıldı. “Gerçi artık fark etmez.” Başını hafifçe yana eğdi. “Sen anahtarı geri vermeye gelmiş gibisin.” Elimde anahtar yoktu. Aras’ın avucundaydı. Demek görmüştü. “Akıllı kız.” Bu cümleyi söylediği ton… İşte o ton hataydı. Büyük hata. Aras sertçe konuştu. “Lara, kapat artık çeneni.” Ama artık onu pek duymuyordum. İçimde bir yer kırılmıştı. Diğer tarafıysa garip biçimde sakindi. Harika, Saye. Eski sevgilin seni geri kazanmak için beş dakika önce aşk konuşması yaptı. Diğer sevgilisi şimdi kapıda kahveyle ilişkinizin otopsisini gerçekleştiriyor. Ben de artık katkıda bulunmayacaktım sanırım.Ona ayırdığım sürenin sonuna gelmiştik. Yüzüme oldukça sahte, oldukça tatlı bir gülümseme yerleştirdim. “İçeri gelsene.” Lara’nın kaşları kalktı. Aras hemen bana döndü. “Saye.” “Ne?” “Yapma.” “Henüz hiçbir şey yapmadım.” Bu teknik olarak doğruydu. Lara’nın kolundan tuttum ve onu eşikten içeri çektim. Apartmanın tamamına bedava gösteri sunacak kadar cömert değildim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD