6 Ay Sonra
İçkimden aldığım son yudum, boğazımda acı bir yanma bırakarak. Ayağa kalktığımda dünya hafifçe sallanıyordu. Aniden çarptığım sert vücut, tanıdık bir enerji yayıyordu. Başımı kaldırdım.
"Ozan? Burada ne işin var?" Dudaklarımda istemsiz, serseri bir gülümseme belirdi.
"Gel benimle," dedi, sesi alçak ve ciddi. Bileğimden tutup beni barlığın kalabalığından sürükledi. Direnecek halim yoktu. Arabasına bindik ve sessizce yola koyulduk. Yavaş yavaş sarhoşluğum dağılırken, yarım saat sonra şık bir kahve dükkanının önünde durduk.
Kapımı açtı, beni içeri aldı ve bir masaya oturttu. Garson yanımıza gelir gelmez, Ozan siparişi verdi: "İki kahve. Biri şekersiz, diğeri az şekerli."
"Ne oluyor, Ozan?" diye sordum, başım hâlâ ağırlaşmıştı.
"Konuşmamız lazım."
"Ne hakkında?Off, yine Miray'la mı aranız bozuldu? Tamam hallederim, merak etme."
"Hayır.Konu biz değiliz. Konu sizsiniz."
"Biz?Ben ve kim?" Cevap vermedi, sadece kahvelerimizi bekledi.
Telefonu çaldı, açtı. "Alo, sevgilim?" Miray'la kısa bir konuşma yaptı. Kahveler geldi, sessizce içmeye başladık.
"Ee, anlat hadi," diye ısrar ettim.
"İyi misin?Kafan yerinde mi?" diye sordu, gözlerimi yakıcı bir dikkatle inceliyordu.
"Evet,"dedim, kahvemden bir yudum alarak.
"İki kere iki?"
Gülümsedim."Dokuz."
O da güldü,içimdeki küçük bir şey kıpırdadı. "Doğru cevap." Kaşlarını kaldırdı. "Ah, yine bir şey isteyeceksin."
"Alaz'la ilgili konuşacağım."
İsmini duyar duymaz, kahvemi masaya sertçe koydum. "Buranın tadı kaçmaya başladı. Ben gideyim," deyip ayağa kalktım.
"Otur şuraya,bir dinle."
Gözlerimi devirip tekrar oturdum, ama içim bir kıpırtıyla dolmuştu.
"Alaz... altı, yedi yaşlarındaydı," diye başladı Ozan, sesi alçak ve ciddi. "Babası annesini aldattı ve başka bir kadından bir çocuğu oldu. Annesi buna dayanamayıp intihar etti. Alaz, çocukluğundan beri o üvey kardeşini aradı. Onu bulduğunda, kızın hiçbir şeyden haberi yoktu. Onu, sadece 'para karşılığında hizmetçi' olarak evine aldı. Doğa dediği kız, onun gerçek üvey kardeşi. O gün duyduğun konuşmada, Doğa senden değil, o kızdan bahsediyordu. Alaz onu evine aldıktan sonra, Doğa buna şiddetle karşı çıktı. Sen evden çıkarken içeri giren kız da oydu. Alaz, sen gittikten hemen sonra onu gönderdi."
Kelimeler havada asılı kaldı. "Ciddi misin sen?"
"Seni her gün takip ettirdi, Derin. Telefon numaranı kullanarak nereye gittiğini, ne yaptığını görebiliyordu. Ama sen onu istemediğin için, sana yaklaşmaya cesaret edemedi. Seni rahatsız etmekten korktu."
Kalp atışlarım kulaklarımda gümbürdüyordu.
O konuşmada ismim hiç geçmemişti. O kadar emindim... ama yanılmışım. Yıkılmıştım. "Bana... Alaz'ın İtalya'daki ev adresini atar mısın?"
"Alaz iki gündür İtalya'da."
"Neden?"
"Yeni şirketin inşaatı beklenenden hızlı bitti.Şimdi iç düzenleme ve yerleşme için orada. Belki de... hiç geri dönmez."
"Nasıl yani? Niye?"
"Orada kalıp şirketi yönetebilirmiş.Belki bu şekilde seni unutabilirmiş..." Ozan duraksadı. "Ama onun aklında öyle bir yer var ki, unutması imkânsız."
"Biraz... düşünmem lazım."
"Peki.Sen kararını ver. Gel, seni bırakayım."
Ayrılırken, altı aydır süren o donuk acının yerini, şiddetli bir kararsızlık ve umut almaya başlamıştı.
---
Onu unutmuş muydum? Hayır. Aklımdan bir saniye bile çıkmamıştı. Yatağıma uzandım, tavana bakarak saatlerce düşündüm. Onu hâlâ seviyordum. Peki yanına dönmek istiyor muyum? O katı kurallar, o kontrol altındaki hayat... Tekrar dayanabilir miydim?
Telefonum titredi. Ozan, İtalya'da bir konum paylaşmıştı ve bir mesaj: "Bu evde kalıyor. Bir hafta boyunca şehir dışındaymış. İstersen..."
Gitmeli miydim?
Evet.Gitmeliydim.
Gece yarısına yakın, sabah 9'daki uçak bileti çok pahalıydı, ama umursamadım. Valizimi hazırladım, içime titreyen bir heyecan ve korku doldurarak. Alaz'ı tekrar görecek olmanın verdiği coşkuyla, nihayet uykuya daldım.
---
Uçak İtalya'ya indiğinde, hava açık ve güneşliydi. Taksiye atlayıp Ozan'ın verdiği adresi gösterdim. Yol boyunca kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Ozan'ı aradım, Miray'ın neşeli sesi arkadan geliyordu.
"Ozan, ben İtalya'dayım. Alaz'a gidiyorum."
"Şu an evde olmaz,muhtemelen şantiyededir. Konum atayım."
"Hayır,hayır. Evine gideceğim. Anahtar nerede biliyor musun?"
"Evin önünde altı saksı var.Üçü sağda, üçü solda. Soldakilerin ortasındakinin altında yedek anahtar."
Teşekkür edip kapattım. Taksi, Toskana'nın huzur veren kırsalında ilerledi ve sonunda izole, taştan yapılmış güzel bir villanın önünde durdu.
Saksının altındaki anahtarı aldım, kapıyı açtım ve içeri girdim. Ev, onun minimalist ve şık zevkini yansıtıyordu, ama soğuk ve yaşanmamış hissettiriyordu. Ozan'ı arayıp geldiğimi söyledim ve odaları gezmeye başladım. Onun yatak odasına girdiğimde, her şeyin kusursuz bir düzen içinde olduğunu gördüm. Burada bile kontrol manyağıydı.
Ona bir sürpriz hazırlamalıydım. Not kağıtları aldım ve her birine kalbimden geçen sözleri yazdım. Onları evin her yerine, özellikle de girişe serpiştirdim. Elektrikleri kesip, mumları yaktım. Ve beklemeye başladım.
---
Akşam oldu. İşçileri gönderdim ve şantiyeden ayrıldım. Arabama binerken, Ozan'ı aradım. Kararım kesindi.
"Ozan, benim. Eve gidip tüm kıyafetlerimi toplayıp buraya gönderir misin? Burada kalıyorum. Şirketin yönetimini resmen devraldım."
"Kararını verdin demek."
"Evet.Artık buradayım."
"Kararını değiştirecek biri çıkabilir karşına,"diye şaka yollu laf attı.
"Ozan, ben hâlâ Derin'i unutamadığımı söylüyorum, sen karşıma biri çıkar diyorsun. Saçmalama."
"Peki,sen bilirsin. Görüşürüz."
Telefonu kapattım. Derin... Bir kez olsun aklımdan çıkmıyordu. Hayatımdaki yeri devasaydı. Onu para için kullandığımı düşünüyordu. Onu her yerde aramıştım. Normalde telefon sinyalinden bulurdum, ama telefonunu ve hattını değiştirmişti. Bense ona hayatımı adamıştım. Onun için nefes alıyordum. Belki o olmasaydı, şimdi ölüydüm. Zaten şu an, gömülmeyi unutulmuş bir ölüden farksızdım.
Eve vardığımda, elektrikler kesikti. Garip... Anahtarımı çıkarıp kapıyı açtım ve içeri girdim. Işığı yaktım, ama yanmadı. Telefonumu çıkarıp flaş ışığını açtım.
Yerde, kalpli not kağıtları seriliydi. Ellerim titreyerek birini aldım. Flaş ışığında okudum:
"Seni, senden vazgeçecek kadar çok seviyorum. - Derin"
Gözlerime inanamadım. Hayal mi görüyordum? Kalbim deli gibi atmaya başladı. Başka bir not daha buldum, sonra bir tane daha... Hepsi onun el yazısıydı, hepsi onun sözleriydi.
Tam o sırada, bir ses duydum. Koridordaki gölgelerin arasından bir figür belirdi. Flaş ışığım onun yüzünü aydınlattı.
"Alaz..."
Ona baktım, donup kaldım. Zihnim bunun bir halüsinasyon olduğuna inanmaya çalışıyordu. Altı aydır her rüyamda gördüğüm yüz, şimdi karşımdaydı.
"Derin... Bu sen misin?" diye fısıldadım, sesim kırık ve güvensiz.
Cevap vermek yerine, bana doğru yürüd
ü. Ve sonra, o an... Tüm kontrolüm, tüm soğukkanlılığım paramparça oldu. Dayanamayıp ona doğru kapandım ve dudaklarını benimkilerle buluşturdum. O da karşılık verdi, tutkuyla, umutla, altı aylık hasretle. Boyu bana yetişmek için topuklarının ucuna kalkıyor, elleri saçlarıma dalmıştı. Onu kendime çektim, bu anın gerçek olduğuna, onun geri döndüğüne inanmak için.
İçimde, uzun süredir ilk kez, ölü bir şeyler yeniden atmaya başladı.