LÎVYAN AZRAK: “Baba, önce konuşacağız. Anam ve babaannem de gelsinler,” dedi Delilşah. Sesi o kadar tok ve pürüzsüzdü ki, avludaki o gergin havayı adeta ikiye böldü. Elimizi sıkı sıkıya tutan parmakları bir milim bile gevşememişti. Bu sefer babasının yanındaki diğer adam, öne doğru bir adım atarak gürledi: “Ne diyorsun sen Delilşah? Biz içeride toplanmış senin bu hafta sonu yapılacak nişan gününü konuşuyoruz! Ne bu hal?” Gözleri, birbirine kenetlenmiş ellerimize nefretle dikilmişti. “Amca,” diyerek Delilşah lafa girecekti ki, o büyük ahşap kapıdan adeta bir kadın ordusu avluya döküldü. Ağır kumaşların, ipek şalların ve altınların şıkırtısı bir anda o taş duvarlarda yankılandı. Ne olduğunu anlamadan, kendimi tamamen yabancısı olduğum bir kadınlar meclisinin ortasında bulmuştum. En önd

