Melek, adaletin kitaplarda yazdığı gibi işlemediğini çok erken öğrenmişti.
Hukuk fakültesinde okuyor, geceleri ders notlarıyla, gündüzleri suskunluğu ile hayata tutunuyordu. Güçlüydü; çünkü susmayı seçmişti. Masumdu; çünkü henüz kirlenmemişti. Ama kader, masumiyetle pazarlık yapmayı severdi.
Küçük bir kasabada töre, kanundan önce gelirdi.
Ve Melek, hiçbir suçu olmadan bu törenin ortasına bırakıldı.
O, toprağın ve gücün mirasçısıydı.
Ağa…
Sözü keskin, bakışı sert, hükmü tartışılmazdı. İnsanlar ona saygıdan çok korkuyla yaklaşıyordu. Oysa kimse onun da bu düzenin içine doğduğunu, seçme hakkının hiç olmadığını bilmiyordu. Töre, sadece kadınları değil, erkekleri de esir alırdı.
Bir gece alınan bir kararla, iki yabancı aynı kaderin içine itildi.
Ne aşk vardı başında ne rıza.
Sadece “olması gereken” vardı.
Melek için bu evlilik, hayallerinin susturulmasıydı.
Ağa içinse otoritesinin sınandığı ilk andı.
Aynı evin içinde iki düşman gibi yaşadılar.
Biri adaleti savunmak isteyen bir kadın,
diğeri gücüyle var olmuş bir adam.
Ama çatışmalar bazen insanı değiştirirdi.
Bakışlar sertliğini yitirir, sessizlikler anlam kazanırdı.
Nefretin içine sızan merak, yerini fark edilmeden bir bağlılığa bırakırdı.
Melek, töreye boyun eğmedi.
Ağa, ilk kez sorgulamaya başladı.
Bu bir masal değildi.
Kimse kimseyi bir bakışta sevmedi.
Kimse kahraman olarak doğmadı.
Bu hikâye, zorla kurulan bir evliliğin içinde filizlenen yavaş bir aşktı.
Gücün adaletle, törenin vicdanla çarpıştığı bir hikâye…
“İlle de Sen”,
seçemediğimiz hayatların,
kaçamadığımız kaderlerin
ve en çok da istemeden sevmenin romanı.
Çünkü bazen aşk,
özgürlükten değil,
mecburiyetten doğar.
Bir başka bir macerayla ben Rêvna SAREZ (:
Umarım beğenirsiniz 🌸