ARAS
Dolgun dudakları öylesine davetkâr ve kıvrımları öyle dayanılmaz ki. Kusursuz vücut hatlarını incelerken; "Bana öyle bakma," dedi.
Şu an ne halde olduğumu bilse düşüp bayılması kaçınılmaz olurdu. Çok sevimli ve bir o kadar seksi küçük Nazlı. Kendindeki meziyetlerin henüz farkında değil ve ben ona bunları memnuniyetle öğretmeye can atıyorum.
Sarı dalgalı saçlarını savurarak kabine girdiğinde kendime geldim. Ayça ve Yasemin de istedikleri elbiseleri almışlardı. Bana birçok kez teşekkür etmelerinin ardından, şoförüme onları evlerine bırakmasını söyledim ve yarın akşam buluşmak üzere Nazlı ile ayrıldık. Ben de bu arada iş yerime geri döndüm. Nazlı'yı görmek beni, fazlasıyla motive etmişti, hemen işlerime koyuldum. Sonuçta işine fazlasıyla düşkün bir adamdım. Bu şirket için geleceğimden ve birçok şeyden vazgeçmiş olmam bunun en büyük kanıtıydı. Yarın akşam için birkaç ayarlama yaptım işlerimin arasında. Her şeyiyle bizim için kusursuz bir akşam olmalıydı.
Nazlı'yı almak için partinin yapılacağı salona gittim. Ailesi, arkadaşlarıyla beraber olduğunu düşünecekti. Yasemin ve Ayça'yı da ikna etmişti bunun için. İnip kapıyı açmak istedim ama maalesef yapamadım. Beni kimsenin görmemesi gerekiyordu, hele ki böylesine kalabalık bir ortamda asla biriyle görülmemeliyim. Arabaya bindiğinde ön koltuktaki yerini aldı. Yüzü gülüyordu ve harika görünüyordu.
"Nefesimi kesecek kadar güzel olmuşsun."
Utangaç bir şekilde gülümsedi. "Teşekkür ederim."
Arabayı çalıştırdım. Bir an önce buradan uzaklaşmak istiyordum. Şile'de deniz kenarında bulunan yazlığıma götürecektim onu. Yol boyunca bana okuldaki anılarını anlatıp durdu. Neşeli hali beni de neşelendirmişti. Eve yaklaştığımızda, çalışanlara isteklerimi hazırladıktan sonra gitmelerini söylediğim için, fazlasıyla rahattım. Biz oraya varmadan her şey ayarlanacak ve ortalıkta kimseler olmayacaktı. Arabayı binanın önüne park edip araçtan indim ve Nazlı'nın kapısını açtım. Ona elimi uzattım, ilk önce tereddüt etti ama sonra elini uzatıp avucumun içine bıraktı. Araçtan indiğinde etrafa bakındı, nerede olduğunu anlamak ister gibiydi.
"Nereye geldik?"
"Burası dedemden kalma yazlık evimiz," diyerek açıklamada bulundum.
Gözlerini irice açtı "Ben yemeğe çıkacağımızı sanıyordum."
"Yemeğimizi burada yiyeceğiz Nazlı." Tedirgin hali gözümden kaçmazken,
"Benimle yalnız kalmaktan korkuyor musun yoksa?" diye ekledim.
Ürkekçe bana bakarken düşünceliydi. "Korkmalı mıyım?"
Onu rahatlatmak için, elimi uzatıp salık olan saçlarının arasından geçirdim.
"Asla," dedim güzel gözlerine bakarak. "Sana asla zarar vermem Nazlı."
Başını olumlu anlamda salladı. Rahatlamış ve gevşemişti çünkü aynı duyguları ben de hissediyordum. Yan yana eve doğru yürüdük. Cebimden anahtarımı çıkarıp kapıyı açtığımda onun girmesi için kenara çekildim.
"Evime hoş geldin bebeğim," dedim ve yanağına küçük bir öpücük kondurdum. O esnada ürkekçe baktı bana. Çekingen davranışları gerilmeme sebep olmuştu. Ergenler gibi hissettim kendimi. Bu halim beni içten içe güldürdü.
"Hoş buldum."
İçeriye girdiğimizde direk yemek odasına yönlendirdim onu. Etrafa baktım, her şey tam istediğim gibi ayarlanmıştı. Yuvarlak iki kişilik bir masa ve üzerinde dumanı tüten yemekler. Bir de iki adet mum. Doğrusu böyle romantik ortamlar bana göre değildi fakat Nazlı söz konusu olunca kendimi pek tanıyamaz olmuştum. Daha bir iki gündür tanıdığım bu kız benim üzerimde olağanüstü etkiler ve değişimlere neden oluyordu.
"Burası çok güzel," dedi etrafı hayranlıkla incelerken.
"Burayı ben de çok seviyorum. Ne dersin yemekten sonra sahilde yürüyelim mi?" Bunu söyleyen ben miydim?
"Çok isterim." Sınır tanımayan heyecanı karşısında gülümsemeden duramadım.
Masaya geçtiğimizde, Nazlı'nın sandalyesini çektim ve o oturduktan sonra karşısındaki yerimi aldım. Sessizce yemeğimizi yemeye başladık.
"Yemekler çok güzel olmuş. Sahi kim yaptı?"
"Aşçı yaptı ben sadece neler yapması gerektiğini söyledim."
"Hayatın oldukça kolay görünüyor. Yani bir şeyler istiyorsun ve başkaları bunu senin için yapıyor."
"Hiç bu şekilde düşünmemiştim."
"Para gerçekten mutluluk getiriyor mu? Hani derler ya parayla saadet olmaz diye. Peki sen mutlu musun Aras?"
Bu sorusuyla ne kadar mutsuz olduğumu ve ona ne kadar ihtiyacım olduğunu o anda fark etmemi sağladı. Mutluluk benim adını unuttuğum kelimeydi.
"Mutlu görünüyor muyum?"
Yüzüme bakıp inceledi. Başını aşağı yukarı salladı.
"Evet, gayet mutlusun."
Evet doğru söylüyordu çünkü şu an mutluydum ve bunun tek sebebi Nazlı'ydı. Onun yanında hatta onu düşünüyorken bile mutlu oluyordum. İçinde bulunduğum durumu hatırlayınca, acınası halime güldüm. Keşke onunla birkaç ay önce tanışmış olsaydım. O zaman bu çıkmazda asla olmazdım. En önemlisi o büyük hatayı yapmazdım.
"Evet Nazlı'm mutluyum ama bu paradan dolayı değil. Bunun sebebi sensin güzelim."
Söylediğim sözler üzerine yanakları pembeleşti. Anında konuyu değiştirdi.
"Sahi annen nerede oturuyor?"
Ailemden konu açılınca, içgüdüsel olarak yutkundum. Bu konuşmak istemediğim bir konuydu. "Beylerbeyi'nde," dedim kısaca.
Pes edecek gibi görünmüyordu. "Yalnız mı yaşıyor?"
Çatalımı bırakıp, Nazlı'ya baktım.
"Ben anneme çok düşkünümdür Nazlı. Onu asla yalnız bırakmam. Birlikte yaşıyoruz."
"Tek çocuktun değil mi?"
Bardağımı aldım ve birkaç yudum su içtim. "Evet. Ne yazık ki kardeşim yok."
"Senin adına üzüldüm. İnsanın kardeşinin olması çok güzel bir şey. Gerçi bazen saç saça baş başa girsek de yine de bir ablam olduğu için kendimi şanslı hissediyorum. O olmasaydı hayat çekilmez olurdu."
Masumca gülümsemesi kalp atışlarımı delicesine etkiliyordu. Konuşurken gözüm dudaklarında takılı kaldı. Elimi uzatıp, ona dokunmak ve o biçimli dudakların tadına bakmak için yanıp tutuşuyorken buldum kendimi. Böyle bir şey yapsam tepkisi ne olurdu acaba? Sanırım ilk işi bana okkalı bir küfür savurmak, ardından sıkı bir tokat atmak olurdu. İyi ki düşüncelerimden habersizdi yoksa burada benimle beraber bir saniye bile kalmazdı. Konuştuğumuz gibi yemekten sonra sahile indik.
"Bir dakika, önce şu topuklu ayakkabıları çıkarmalıyım," dedi ve bana tutunarak ayakkabılarını çıkarıp kenara bıraktı.
"Bu topuklularla düz yolda bile yürümek marifet istiyor."
"Alışkın olmadığın içindir."
"Babetlerimi ve parmak arası terliğimi tercih ederim," dedi bilmiş bir edayla.
Onun bu doğallığına gülümseyince durdu ve kaşlarını çatarak bana bakmaya başladı.
"Sen benimle dalga mı geçiyorsun?"
Şaşırmıştım onun bu tepkisine. Birden gülmeye başladı.
"Kandırdım seni," demez mi?
"Seni küçük cadı."
Burnunu tutup sıktım. Onun bu çocuksu hallerine bayılıyordum. Neşe ve hayat doluydu. Elini tuttum ve ne tepki vereceğini görmek için gözlerine baktım. Aksi bir tepki vermeyince yan yana yürümeye başladık.
"Buna alışsan iyi edersin," dedim.
"Sanırım alışabilirim."
Rahatlamış ve gevşemiş bir halde bir süre hiç konuşmadan yürüdük. Hafif esen rüzgâr elbisesinin eteğini uçuşturuyordu. Uzun ve güzel bacaklarını gözlerimin önüne sermesi düşüncelerimi etkiliyor, bana resmen ecel terleri döktürüyordu.
"Kitap okumayı sever misin?"
"Hıı"
"Kitap okumayı sever misin diye sormuştum."
Bacaklarına baktığımı fark etmediği için şanslıydım. "Elbette."
"En sevdiğin renk hangisi?"
"Sanırım siyah. Ama kadında kırmızıyı severim. Peki senin?"
"Benim mor."
Durup ona döndüm. Elimi yanağına koydum ve gözlerinin içine baktım.
"Bundan sonra benim en sevdiğim renk yeşil, çünkü o güzel gözlerinin rengi."
Utanarak gülümsedi. Esen rüzgârın etkisiyle elleriyle kollarını sıvazlayınca;
"Üşüdün mü güzelim?" diye sordum.
"Biraz."
Ceketimi çıkardım ve omuzlarını örttüm. Onu koruma içgüdüm beni şaşırtmaya başlamıştı. Bana ilk erkek arkadaşı olduğumu söylediğinde, buna hem şaşırmış hem de çok sevinmiştim. Ona dokunan ilk erkek olacağımı bilmek, işte bu onu daha fazla istememe neden oluyordu. Sabır sınırlarımın sonlarına geldiğimin farkındaydım. Dikkatlice bakmamdan rahatsız olunca, kollarımın arasından sıyrıldığı gibi koşmaya başladı.
"Yakalayamazsın ki?"
Benimle bu şekilde oyun oynaması hoşuma gitmişti. Anında fırladım. Benim koştuğumu görünce neşeyle çığlık attı ve koşmaya devam etti. Bir dakika bile sürmemişti onu yakalayıp kollarımın arasına almam.
"Yakaladım seni."
"Ödülün bu olsun," dedi ve yanağıma küçük bir öpücük kondurdu. Dudakları yanağıma değdiği anda her şeyi çoktan unutmuştum. Onun için Ferhat gibi dağları delmeye, Mecnun gibi çöllere düşmeye razıydım. Benden uzaklaştığında eve doğru yürümeye başladı, bense hayal kırıklığıyla baktım ardından. Kendimi toparlamam kısa sürdü ve sessizce yanında yürümeye başladım. Eve yaklaşmıştık ki durdum.
"Nazlı?"
"Efendim Aras."
Onu çenesinden tutarak bana bakmasını sağladım. Teninin kokusunu içime çekmek ve onun tadına bakmak için yanıp tutuşuyordum. Parmak uçlarımda hissettiğim yumuşak teni ise açlığımı iyice körüklüyordu. Yanıyordum onun için. Yumuşak ve baştan çıkarıcı bir sesle;
"Seni öpmek istiyorum Nazlı sakın bayılayım deme," dedim.
Yeşil iri gözlerini iyice açarak bana bakıp yutkundu. Nefesini tuttu. Başımı yaklaştırdım ve burnumla burnuna dokundum.
"Nefes al bebeğim," dememle tuttuğu nefesini bıraktı.
Kalp atışlarını duyabiliyordum. Hızlı hızlı nefes almaya başladı. Göğsü inip kalkıyordu nefes alıp verirken. O an ne kadar güzel ve masum göründüğünden haberi yoktu. Benim yapmak istediğim şey ise onu öpmek ve kumların üzerine yatırıp üzerine çıkmaktı. Nasıl da zor tutuyordum kendimi. Elimi yanağında gezdirdim ve nazikçe okşadım pürüzsüz yumuşak tenini. Bu onun ilk öpücüğüydü ama sanki benim ilk öpücüğüm gibi heyecanlanmış ve tahrik olmuştum. Elim saçlarına kaydı. Saç diplerini okşadım onu rahatlatmak istiyordum. Diğer elimle onu belinden kavradım ve kendime doğru çekerek, vücutlarımızı birleştirdim. Gözlerimiz buluştuğunda Nazlı gözlerini yavaşça kapadı ve dudaklarını araladı. Bu defa yanaklarına değen dudaklarımdı. Yavaşça küçük öpücükler bırakarak dudaklarına doğru yol aldım. Nefesi ılık ve çok güzel kokuyordu. Onu öptüğümde bütün vücudu titredi. Düşmemek için kollarını boynuma dolarken yaptığı bu hareket bütün direncimin yıkılmasına neden olmuştu. Onu kucakladığım gibi kumların üzerine yatırdım ve vücudumla üzerini örttüm. Tekrar dudaklarına yöneldim. Bana ayak uydurmaya çalışıyordu acemi küçüğüm. Tadı bal gibiydi, insanın ona doyması imkânsızdı. Beni ne kadar tahrik ettiğinden habersiz, kendini benim insafıma bırakmıştı. Şu an bütün vücudum ona olan arzuyla yanıp tutuşuyordu. Deliler gibi istiyordum bu kızı. Duraksayıp başımı kaldırdım ve ona baktım. O kadar masum ve savunmasızdı ki fakat onun bu masumiyeti içimdeki patlamaya hazır arzuları bastırmama neden oldu. Evet kendime hâkim olmalıydım. Benden korkması isteyeceğim en son şeydi. Ona asla zarar vermeyeceğimi söylemiştim ve bunda fazlasıyla ciddiydim. Zor da olsa kendimi geri çekip yanına uzandım. Nefesimi düzenlemeye çalıştım. Gözlerini açtı, utangaç bir edayla bana doğru döndü. Elini dudaklarına götürüp gülümsedi. Bu hareketi beni de güldürmüştü.
"Bu çok güzeldi."
"Bence de," dedim.
"Sen bir tanesin Nazlı'm," diye eklemeyi de ihmal etmedim.
Ayağa kalkıp eğildim ve onu kucağıma aldım. "Yapma. Ben yürüyebilirim" diye itiraz etse de umursamadım.
"Yorulma bebeğim, ben seni taşırım."
Eve girmekten son anda vazgeçerek, onu arabanın yanına götürdüm. "Gidiyor muyuz?" Güzel yüzü düşmüştü.
Benim şu anki durumumu düşünecek olursak, evde baş başa kalmamız hiç mantıklı değildi. Onunla yalnız kalırsak, kendime hâkim olamamaktan korkuyordum. Bu nedenle en doğrusu, buradan uzaklaşmaktı. Onu korumam gerekiyordu. Evet Nazlı'yı kendimden korumalıydım.
"Arabayla dolaşmaya ne dersin?"
"Olur," dedi hoşnutsuz bir sesle.
Yavaşça kucağımdan indirdim. Ayakları yere basmıştı ama kolları hâlâ boynumdaydı. Bakışlarımı, yeşil gözlerden az önce öptüğüm için şişmiş olan dudaklarına kaydırdım. Hafif aralık duruyorken çok davetkâr görünüyordu. Dayanamadım, başımı eğdim ve tekrar buluşturdum dudaklarımızı. Ellerimi daha fazla uzak tutamadım ve kalçalarını kavradığım gibi onu arabanın kapısına dayadım. Öyle bir inledi ki, ateşe dokunmuş gibi anında Nazlı'yı bırakıp uzaklaştım.
"Hemen arabaya bin," derken binmesi için kapıyı açtım. Bacakları titriyordu koltuğa yerleşirken.
Dişlerimi sıktım, yanağına küçük bir öpücük bıraktım sakinleşip rahatlaması için. Onu çok istiyordum ama ona olan hislerim beni engelliyordu. Âşıktım ben bu kıza. Vuruldum, tutuldum. Kara sevda mı bilmiyorum, adına her ne derseniz deyin.