GECEYE KARIŞAN İZLER

941 Words
Süveyda davetten ayrılırken kalbi hâlâ normal ritmine dönmemişti. Mehmet Baran’ın buz mavisi gözleri ve o kendinden emin ses tonu aklından çıkmıyordu. “Buna ben karar veririm.” Cümlesi kulaklarında çınlıyordu. Arabaya binerken Selin’den bir mesaj daha geldi: “Ne konuştunuz? Baran Demirhan’la! Anlat hemen!” Cevap yazmadı. Eve vardığında önce duş aldı. Siyah elbisesini çıkarıp aynanın karşısında bir süre kendine baktı. Vücudu hâlâ o bakışların etkisi altındaydı; teni hafifçe kızarmış gibi hissediyordu. Saçlarını kuruladı, rahat bir pijama giydi ve yatağa uzandı. Ama uyumak zordu. Adamın uzun boyu, geniş omuzları, takım elbisenin altından belli olan güçlü duruşu gözünün önünden gitmiyordu. Özellikle o gülümseme… Hem tehlikeli hem de çekiciydi. Sabah 06:30’da her zamanki gibi uyandı. Spor taytını ve hafif bir rüzgarlığını üzerine geçirdi. Moda sahiline indiğinde deniz hâlâ sakin, hava serindi. Koşuya başladığında adımları ritmikti ama aklı dün geceki karşılaşmadaydı. Bir ara durup denize baktı. “Sadece bir tanışma,” diye mırıldandı kendi kendine. “Önemli değil.” Koşusunu bitirip eve döndüğünde kahve makinesini çalıştırdı. Taze kahve kokusu mutfağa yayılırken telefonuna baktı. Bilinmeyen numaradan bir mesaj gelmişti: “Güzel bir geceydi. Tekrar görüşelim mi? – M.B.D.” Süveyda mesajı uzun süre okudu. Cevap yazıp yazmamakta kararsız kaldı. Sonunda kısa bir cevap gönderdi: “Belki.” Sabah kahvesini içtikten sonra hazırlanmaya başladı. Bugün ajansında yoğun bir gündü. Yeni bir kampanya için müşteri sunumu hazırlamıştı. Üzerine beyaz bir gömlek ve dar, siyah bir kalem etek giydi. Gömleğin üst düğmeleri hafif açıktı, etek ise bacaklarının şeklini güzelce ortaya çıkarıyordu ama profesyonel duruyordu. Saçlarını topladı, hafif makyaj yaptı ve Kadıköy’den Beşiktaş’a geçen vapura bindi. Ajansa vardığında ekip onu bekliyordu. Toplantı odasında tasarımları anlattı, geri bildirimleri dinledi. Öğlene doğru bir ara verdiğinde telefonuna baktı. Mehmet Baran’dan yeni bir mesaj: “Bugün nasılsın? Ajans işleri yoğun mu?” Süveyda gülümsedi. Bu adam gerçekten hızlıydı. “Yoğun ama idare ediyorum,” diye cevap yazdı. Öğleden sonra işler biraz yavaşladı. Birkaç e-posta, bir iki telefon görüşmesi. Akşamüstü saatlerinde ajansın yakınındaki spor salonuna gitmeye karar verdi. Haftada birkaç kez tenis oynuyordu; hem stres atıyor hem de formunu koruyordu. Beyaz bir tenis eteği ve spor bir top giydi. Saçlarını atkuyruğu yaptı. Kortta raketini eline aldığında kendini daha iyi hissediyordu. Tenis partneri arkadaşı Ece ile oynarken aklı ara sıra dağılıyordu. Topa vururken Mehmet Baran’ın sesini duyar gibi oluyordu. Bir mola verdiklerinde Ece sordu: “Dün geceki davette ne oldu? Selin bir şeyler anlattı da…” “Hiç,” dedi Süveyda omuz silkerek. “Sadece tanıştık.” Ama içinden “sadece tanışmak” değildi. O bakışlar hâlâ aklındaydı. Tenisten sonra duş alıp üzerini değiştirdi. Tam ajandan çıkarken telefon titredi. Mehmet Baran arıyordu. “Alo?” “Merhaba Süveyda. Rahatsız etmiyorumdur umarım.” “Hayır, tam çıkıyordum.” “Güzel. Bugün çok çalıştın herhalde. Bir kahve içmeye ne dersin? Yakınlarda bir yer biliyorum, Boğaz’a yakın.” Süveyda bir an duraksadı. Dün geceki davet, bu sabahki mesaj… Adam ısrarcıydı ama kaba değildi. “Tamam,” dedi sonunda. “Ama sadece bir kahve.” “Harika. Yarım saat sonra seni ajansın önünde alayım mı?” “Olur.” Mehmet Baran siyah bir SUV ile geldi. Arabadan inip kapıyı açtı. Üzerinde casual ama şık bir gömlek ve kot pantolon vardı. Saçları hafif dağınık, gülümsemesi ise aynı kendinden emindi. Arabada sohbet hafifti. Hava durumu, İstanbul trafiği, Süveyda’nın ajansından bahsettiler. Kahve dükkanına vardıklarında Boğaz manzaralı bir köşeye oturdular. Mehmet Baran filtre kahve sipariş etti, Süveyda ise latte. “Demek yüksek lisans yapıyorsun,” dedi Mehmet Baran. “Edebiyat mıydı?” Süveyda kaşlarını kaldırdı. “Dün gece de bunu söylemiştin. Nereden biliyorsun?” “İstanbul küçük bir şehir. Ve ben meraklı biriyim.” Gülümsedi. “Aslında seni dün gece izlerken fark ettim. Kalabalığın içinde bile farklı duruyordun.” Süveyda kahvesinden bir yudum aldı. “Sen de kalabalığın içinde dikkat çekiyorsun. Demirhan İmparatorluğu’nun genç patronu olmak kolay olmasa gerek.” Mehmet Baran omuz silkti. “Kolay değil ama alıştım. Peki sen? Ajansını yönetmek, yüksek lisans, sabah koşuları… Hepsi bir arada nasıl gidiyor?” Sohbet derinleşmeden hafif kaldı. Mehmet Baran dinlemeyi iyi biliyordu. Gözleri Süveyda’nın yüzünde geziniyordu ama bakışları rahatsız edici değildi. Ara sıra eli masaya yaklaşıyor, parmakları tesadüf gibi Süveyda’nın eline değiyordu. Dokunuş kısa ve sıcaktı. Kahve bitmek üzereyken Mehmet Baran sordu: “Tekrar yapalım mı bunu?” Süveyda gülümsedi. “Belki. Bakalım.” “Ben sabırlı olabilirim,” dedi adam, gözlerinde muzip bir ışıltı. “Ama çok da değil.” Kahveden sonra Mehmet Baran Süveyda’yı ajansa bıraktı. Vedalaşırken elini tuttu bir süre. “İyi akşamlar. Kendine dikkat et.” “Sen de.” Eve döndüğünde Süveyda gününü düşündü. İş, tenis, beklenmedik kahve… Mehmet Baran’ın varlığı yavaş yavaş zihnine yerleşiyordu. Tehlikeli bir çekim hissediyordu ama henüz adım atmak istemiyordu. Telefonuna baktığında yeni bir mesaj geldi: “Bugün güzel geçti. Teşekkürler. Yarın sabah sahilde görüşür müyüz? Koşu partneri arıyorum.” Süveyda güldü. “Belki,” diye yazdı. O gece yatağa girmeden önce pencereden Boğaz’a baktı. Hikâye daha yeni başlıyordu ve acele etmek istemiyordu. Mehmet Baran’ın sabırlı olması gerektiğini söylemişti ama içinden biliyordu ki bu adam sabırlı olmaktan çok, stratejik davranıyordu. V. Yeni Bir Sabahın Eşiği Ertesi sabah yine 06:30’da kalktı. Koşu kıyafetlerini giyerken aklındaki soru aynıydı: Acaba bugün de gelecek mi? Sahile indiğinde Mehmet Baran’ı uzaktan gördü. Spor kıyafetleriyle bankta oturuyordu. Kalktı, gülümsedi. “Geldin.” “Geldim,” dedi Süveyda. “Ama sadece koşu.” “Anlaştık.” Yan yana koşmaya başladılar. Adımları yavaş yavaş uyum sağladı. Konuşmuyorlardı bile; sadece nefes sesleri ve dalga sesleri vardı. Ara sıra bakışları buluşuyordu. Mehmet Baran’ın yanında koşmak Süveyda’ya hem huzur hem de hafif bir heyecan veriyordu. Koşu bittiğinde Mehmet Baran “Yarın aynı saatte?” diye sordu. Süveyda başını salladı. “Belki.” Bu “belki”ler yavaş yavaş “evet”e dönüşecek gibiydi
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD