4.İlk Görüşme

1158 Words
**** Mezopotamya'yım ben; Toprağın öfkesi, kanın intikamı, Zamanın hükmü, dönemin fermanı, Dünün, bugünün adıyım ben, Dağlar ülkesinde, Çöl ülkesinde, nehirlerin ülkesinde, Dengbej'rin kelamıyla sonsuza kadar yaşayan... **** Hayatta hiç bir zaman büyük şeyler isteyen biri olmadım.Hep küçük şeylerle mutlu olmayı hedeflemiştim ama onu bile bana çok gören bir yerde yaşıyordum.Artık yaşadığım her şeye şaşırmamam gerektiğini öğrenmeliydim. Açtığım kapının ardında duran Kadir abiye karışık duygularla baktım.Artık ne hissedeceğimi de şaşırmıştım. "Kadir abi? " Ona abi dememden dolayı buruşan yüzünü hızla toparlayıp tekrar gülümsedi. "Merhaba güzelim.Amcam evde mi?" Güzelim? Artık iyice yoldan çıkan lafları yüzünden bir gün çok fena patlayacaktım.Ama o gün bu gün değildi.Hiç bir şey demeden çatık kaşlarla kapıyı daha da aralayıp geçmesi için kenara çekildim.Yüzümün halini umursamadan gülümsemesini sürdürdü ve spor ayakkabılarının topuğuna basıp çıkararak içeri girdi. Salona ilerlediğini gördüğümde ben de mutfağa girdim.Şimdi babamdan olanları öğrenir yakamdan düşerdi neyse ki.Umarım Koçaslanlar'ın önünde kavga çıkarmazdı.Gerçi çıkarması benim açımdan daha iyi olurdu.Belki vazgeçip giderlerdi. Ve umduğum gibi az sonra salondan yükselen seslerle kapının arkasında durup onları dinledim. "Ne demek Roni'yi verdik amca!?Sen ne dersin böyle." Yükselen sinirli sesiyle dudağımı ısırdım. Ve babamın da aynı tonda ki sesi geldi hemen sonra. "Kusura bakmayasın Kadir efendi sana danışmayı unutmuşum.Ne biçim konuşuyorsun sen böyle misafirlerimin yanında,amcan var karşında!" "Öyle olsun amca.Kusura bakmayın." Bir kaç saniye süren sessizlikten sonra dış kapının gürültüyle kapanmasıyla olduğum yerde sıçradım. Artık o itici ve rahatsız edici bakışlarını sürdürmezdi. "Kusura bakmayasınız.Kadir,abimin oğludur.Roni'yi kardeşi gibi sever, haberi olmadığından böyle yaptı." Koçaslan ailesi konuyu uzatmama taraftarı olmuş olacak ki kısa süre sonra Kadir abinin davranışı unutulmuştu.Ümit ettiğim gibi olmadı ve misafirler gece yarısına kadar oturmaya devam ettiler. Düğün lafını arada işitiyor ve ellerimi kulaklarıma kapatma isteğime engel olamıyordum.Saatlerdir gözlerimde yaş kalmamıştı ve bu kimsenin umrunda değildi. Saatler sonra giden Koçaslan ailesinden sonra evimizde ölüm sessizliği yaşanıyordu.Annem ağzını açmaya cesaret edemiyor, babam ise halinden gayet memnun bir şekilde sigarasını içiyordu.Ağlamaktan kızarmış,içi yanan gözlerimi yavaşça kırpıştırıp salon kapısından tüm cesaretimi toplayarak içeri girdim.Bugün bu kapının benim onlarca duyguma şahitlik ettiğinin farkındaydım. İçeri girdiğimi gören babam,gözlerini üzerime dikti. Ellerimi gerginlikle ovuşturup hızlı nefeslerimi düzenlemeye çalıştım.Onun karşısında korkusuzca durmak her zaman zor olmuştu ama bugün çok daha fazla zorlandığımı hissediyordum. "Baba..." "Ne var!" dedi tüm söyleyeceklerimi gerisin geri ağzıma tıkarken.Bakışları,beni umursamadığını belli eder gibi açık olan televizyona döndü.Gözlerim anneme kaydı.Bana bir şey söylememem için yalvaran bakışlarından gözlerimi kaçırıp tekrar babama döndüm. İste...miyorum ben baba..." Yalvaran ses tonumu duyduğu an delici bakışları anında yüzümü buldu. "Sana soran olmadı zaten.Çekil gözümün önünden." Yutkunarak bir adım geriledim. İstemiyordum. İstemiyordum işte evlenmek.Bu benim hayatım değil miydi? Söz hakkı olan ben değil miydim? Annem sessizce,bir köşede benim için ağlamak dışında bir şey yapmıyordu.Onun bu halini görünce dudağımı kanatacak kadar ısırdım.Benim için ağlıyordu ama elinden hiç bir şey gelmiyordu.Eğer şimdi tekrar red edersem zarar görenin o olacağını biliyordum.Benim yüzümden bir kere daha canı yansın istemiyordum. Kederli bir nefes çektim içime. Sonra kabul ettim. Etmek dışında bir seçeneğim yoktu zaten biliyordum. İçimde kopan fırtınalar vardı ama dışımda yaprak kımıldamadı. Ben bugün hiç tanımadığım, bir adamla evlenmeyi kabul ettim. Yanacağımı bile bile,kaderime boyun eğdim. Onlara ardımı dönüp gözümden akan sessiz bir damlayla odadan çıktım. O adamla evleneceğime ölmeyi yeğlerdim ama buralarda ölümün bile kurtuluş olmadığını biliyordum. Gerçi onunla evlenmenin ölüme eş değer olduğunu da yakın zamanda öğrenecektim. **** Üzerimde ki siyah elbise tam da ruh halimi yansıtır gibiydi.Bir gecede tüm duygularını yitiren benliğim aynada ki yansımama bomboş gözlerle bakıyordu.Kaderine razı gelen kurbanlık koyun gibi kim ne derse onu yapıyordum.Elimden bir şey gelmiyordu. Yeni görevim, nişanlım olan adamla dışarı çıkıp düğün alışverişi yapmaktı.Dün gece düğünün iki hafta sonra yapılmasına karar verilmişti.Benim için sürecin bir önemi yoktu artık.İki türlü de neler yaşayacağımı biliyordum.Bundan kaçamazdım. Eğer o suratsız beni bir yere götürüp öldürmeyecekse, şimdiden bir an önce eve geri dönmek istiyordum. İçeriden seslenen annemle odamdan çıktım. Bana çaresizce bakan gözleriyle benim de gözlerim doldu.Bir tek annemi görünce duygular,kaçtığı yerden geri geliyordu.Ama ağlamayacaktım.Ağlayıp onu daha fazla üzmek istemiyordum.Bakışları önce üzerime sonra ise dolu gözlerime çevrildi ama bir şey demedi. "Geldi kızım.Kapıda bekliyor." Sadece kafamı sallayarak onu onayladım ve çantamı alıp evden çıktım.Avlu kapısını açtığımda önümde duran siyah, kocaman arabayla duraksadım.Camları film olduğu için içerisi görünmüyordu.Daha fazla beklemeden arka tarafın kapısını açacaktım ki gelen kilit sesiyle irkildim.Ama hemen sonra ön tarafta açılan camın sesiyle birlikte onun sesini işittim. Mirhat'ın. "Şoförün yok senin!Öne geç." Sinirden titreyen çenemi sıkıp ön kapıyı açtım ve bana oldukça büyük gelen araca zorlukla bindim. Ona bakmaya çekindiğim için kafamı kaldırmadan gerginlikle ellerimi izlemeye başladım.Zaten O da yanında yokmuşum gibi ağzının içinden bir şeyler mırıldanıp beklemeden gaza basmıştı. Korkuyordum, gergindim ve hiç ama hiç istemediğim bir yerde ve kişiyleydim.Göz ucuyla ona baktım.Boşta olan kolunu açık cama yaslamış çatık kaşlarla arabayı sürüyordu.Aracın içi ferah bir kokuyla karışık sigara kokuyordu.Geçtiğimiz yollara bile odakalanamayacak kadar gergindim ama şehir merkezine gittiğimizi tahmin ediyordum.Direksiyonda ki elini kaldırdığı an irkilerek ellerimi yüzüme kapatarak koltuğa yapıştım.Eli,tepkimle birlikte bir kaç saniye havada kaldıktan sonra ön tarafta ki sigarayı aldı.Ah!Bana vuracağını düşünmüştüm.Yavaşça yutkunup ellerimi indirdim.Verdiği sinirli nefesi işittim ama bir şey söyleyemedim. Bir an önce alınacakları alıp eve gitmek istiyordum.İki hafta sonra tamamen onunla olacağımı düşündükçe ruhum çekiliyordu. İkimizde sessizlik yemini etmiş gibi geldiğimiz şehir merkezinde arabayı bir kuyumcunun önünde durdurdu. İstemiyordum.Ne bu evliliği ne de bana alınacak hiç bir şeyi istemiyordum.Ama dileklerim kabul olmadı.Arabadan inip, önümden yürüyen O'nu takip ettim.Arabada dikkat etmediğim için arkasından giderken gayri ihtiyarı onu inceledim.Üzerinde siyah bir gömlek ve siyah kumaş pantolon vardı.Boyu bir doksan ya da üstü olabilirdi.Öyle ki yanında dursam küçücük görünecektim.Koyu renk saçları hafif esen rüzgardan dalgalandı.Yaptığımla kendime sövüp beklemeden arkasından kuyumcuya girdim.Bananeydi onun tipinden.Kişiliği beş para etmez biriydi neticede. "Hoşgeldiniz Mirhat Bey." Dedi genç adam.Altın çoğunluklu tezgahın arkasından çıkıp ellerini önünde birleştirip yanımızda durdu. "Hoşbulduk.Babamın söylediği setleri çıkar.Bakacağız." dedi soğuk ve sert bir ses tonuyla.Onun da burada olmak istemediği her halinden belliydi.Fazlalık gibi durduğum ortamda tezgahın uzağında durup bakışlarımı yere indirdim. "Gel!" Sert sesini işittiğim an olduğum yerde irkilerek ona baktım. "Seç birini çabuk!Bir an önce çıkmak istiyorum şuradan." Önümüzde dizilen altından setler ben çok pahalıyım diye bağırıyordu resmen.Hiç dikkatimi çekmeyen altınlara bakmak yerine gözlerimi cesurca gözlerine sapladım.Bu tavırlarını haketmiyordum.Onunla evlenmeyi de ben seçmemiştim zaten.Duygusuz Bir şekilde konuştum. "İstemiyorum.Çıkalım." Ve onu beklemeden dışarı çıkmak için kapıya yürüyordum ki kolumda hissettiğim acıyla inledim.Hemen sonra onun buz gibi sesini işittim. "Bana bak!Bırak bu gururlu ayaklarını.Babamı nasıl kandırdınız bilmiyorum ama ben yemem!Tek amacı para olan karaktersiz insanlarsınız. Amacınızı da ulaştınız, şimdi geç şuraya yoksa çok kötü olacak!" Ezilen gururum ve hala kolumu sıkan güçlü parmaklar yüzünden dolan gözlerimi havaya diktim.Sanki yokuş çıkmışım gibi hızlanan nefeslerim göğsümü dövüyordu.Ama onun yanında asla ağlamayacak ve kendimi daha da küçük düşürmeyecektim.Kolumu hızla kendime çekerek ona döndüm.Arkasında ki adam ortalarda görünmüyordu neyse ki. "Dokunma bana!Sen...Sen iğrenç bir adamsın!" O kadar öfkeliydim ki ne dediğimi bilmiyordum.Ona tüm nefretimi kusmak ve şuraya oturup hıçkıra hıçkıra ağlamak arasında kalmıştım.Parasıyla her şeyi alabileceğini düşünen bir pislikten başka bir şey değildi. İki adım atıp tam dibimde durdu.Uzun boyundan dolayı kafamı kaldırıp ne yapamaya çalıştığına baktım.Kafasını aşağı eğip buz gibi bir sesle yüzüme fısıldadı. "Ve sen de iki hafta sonra o iğrenç adamın yatağını dolduracak o kızsın."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD