TOYGAR “Hayat’a ne kadar güveniyorsun?” Lale’nin sorusu, sanki havada asılı duran görünmez bir bıçağın birden boğazıma dayanması gibiydi. Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Elimde tuttuğum kahve fincanı, parmaklarımın arasından kayacakmış gibi ağırlaştı. Fincanı yavaşça sehpaya bıraktım; porselenin ahşaba değdiği anda çıkan ses, odadaki gerilimi daha da belirginleştirdi. “Bu da nereden çıktı şimdi?” dedim, kaşlarımı çatarak. “Neden soruyorsun?” Lale dudaklarını umursamaz bir ifadeyle aşağı doğru büzdü. Omuzlarını hafifçe silkti; sanki söylediği şey sıradan bir merak cümlesinden ibaretti. Kahvesinden küçük bir yudum aldı, fincanı dudaklarından ayırmadan önce gözlerini kaçırdı. “Sadece merak ettim,” dedi. Ardından bakışlarını bana dikti. “Sen geçmişe çok takılan birisin, Toygar. Namus konus

