Bölüm 20

1518 Words
Yiğit, Zeynep ile en son Belçim’i hastaneye götürdüğünde konuşmuştu. Hastaneden çıkarken hemen şirkete gitmeyi aklına koymuştu. Bir sürü işi vardı aslında. Hem Zeynep ile yeni bulduğu şeyler hakkında konuşacaktı hem yeni girecekleri ihalenin son kararlarını alacaktı, önemli bir toplantısı da vardı. Tüm bunlara rağmen Belçim’i bıraktıktan sonra annesinin yanına gidip onun dizlerinde dinlenmek istemişti. Akşam yemeğini de onunla yedikten sonra eski odasına girip saatlerce kızı düşünmüştü. Tekrar karşılaşmalarının üzerinden neredeyse bir ay kadar zaman geçmişti. Defalarca buluşmuşlardı. Belçim’in sırlarını çözmek üzereydi ama artık bundan kaçıyordu. Merakla öğrenmekten başka bir şey istemiyordu ama şimdi tüm bunların önemi yoktu. Kaya onlar için yine başka bir arkadaşından randevu almıştı. Duyacaklarını kaldırabileceğini sanmıyordu. Hala Belçim’i değiştiren şeyin ne olduğunu bilmiyordu. Kaya’yı sorgulayamamıştı. Zaten arkadaşı da sorgulama demişti. Bu elinde değildi ama zaten şu anda hiçbir şeyin önemi yoktu. Resmen kaçıyordu. Eskiden olduğu gibi annesine sığınıyordu. Her çocuğun yaptığı gibi. Tek limanı annesiydi hala. İçinde hiç büyümemiş bir çocuk vardı ve tek ilacı annesi olan bu çocuğun aklını bir kız almıştı.   Gözlerini kapatırken yine tek düşündüğü Belçim oldu. Ne zaman değiştiğini anlamadan içine girdiği girdaba ayak uydurmuştu. Hıza yetişmek istiyordu, farkında değildi ama kızın yörüngesinde, onun ikliminde, onun mevsimini yaşıyordu. Tek yapması gereken buymuş gibi. Hayatı boyunca sadece bunu yapması gerekiyormuş gibi.   Ertesi sabah annesi ile kahvaltı yaptı. Sakince şirkete giderken de fırtına öncesi sessizliğin tadını çıkarıyordu. Dün Belçim ona mesaj atmamıştı, o da atmamıştı. Bugün onu aramalıydı. Doktor randevusu için konuşmaları gerekiyordu. Şirketten içeri adım attığı andan sonrası daha da sakin geçmişti. Zeynep’in önüne koyduğu sözleşmeyi imzalamış, toplantılarına katılmış, incelemesi gereken dosyaları incelemişti. Her şey tıkırında ilerliyordu. Tüm ilgisini işine vermişti. Ta ki öğle arasına kadar. Zeynep kapısını tıklatmıştı ona ‘gir’ dedikten sonra ise kafasını odasından içeri dolan öğlen güneşine dikmişti. Odası ne kadar serin olsa da dışarısı cehennem gibi yanıyordu. Şimdi o bankta Belçim ile olmak isterdi. Zeynep sessizce odaya girdi.   “Yiğit Bey, dün sizi aramıştım,” diyen asistanına içini çekerek cevap verdi. Düne kadar deli gibi peşinde koştuğu gerçeklerden şimdi çılgınlar gibi kaçıyordu.   Asistanına bakıp “Biliyorum Zeynep, biliyorum. Geç otur, öğle yemeği için ne istersin? Burada yememizde bir sakınca var mı?” diye sordu.   Zeynep gergindi bu yüzden başıyla onayladı. Birkaç dakika sonra adamdan ses çıkmayınca  “Pizzaya ne dersiniz?” diye sordu.   Yiğit uzun süren bir sessizlikten sonra cevap vermeden telefonu eline aldı ve siparişi verdi. Zeynep’e önündeki koltukları işaret etti. Kız önündeki koltuğa oturup elindeki dosyayı açtığında içinden gözüken fotoğraflar ilgisini çoktan çekmişti bile. Telefonu kapatır kapatmaz da konuya girdi.   “Başla bakalım Zeynep, neler buldun?” diye sorarken bir yandan da gömleğinin kollarını katlıyordu.   Zeynep yüzüne düşen saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırıp “Yiğit Bey, son bulduklarım olayı özetliyor fakat hala havada kalan noktalar var. Onları araştırıyorum,” diyerek konuya girdi.     Yiğit merakla kızı dinliyordu. Sözünü kesmek şöyle dursun nefes bile almıyordu.   “Belçim Hanım 2011’in Ağustos ayında trafik kazası geçirmiş. Ailesi ile birlikte. Bu da neden halası ile yaşadığını birazcık açıklıyor. Kendisi ve babası sağ çıkmış. Sonra altı ay uyanmamış Belçim Hanım. Komada kalmış. Doktorlar ümidi kesmek üzerelermiş. Her türlü tedaviyi uygulamışlar fakat cevap vermemiş. Ne olduysa birden işler tam tersine dönmüş. Aniden uyanmış ve her şey de yolundaymış. Doktoruna ulaşamadığım için şu anda Belçim Hanım’ın sağlık durumu ne halde bilmiyorum. Onunla ilgilenen bütün doktorların isimleri muallak. Yok. Zaten uyandıktan sonra da tüm doktorları değiştirilmiş. Hatta yetmemiş hastaneyi bile değiştirmişler. Ardından taburcu olunca da psikolog yardımı almaya başlamış. Ailesi ne yapmaya çalışıyor bilmiyorum ama Belçim Hanım’ın hayatı tamamen değiştirilmiş. Şu anda halası ile kalıyor, babası yurt dışında. Eğitimine devam etmek ister diye babası okulunu dondurmuş. Okulun bir dönem okumuş olması gerekiyordu bu işlem için fakat onu da halletmişler. Eski evleri hala duruyor. Babası gelince orada en az bir gece kalıyor. O evin anahtarlarına ulaştım. Fakat eve hiç girmedim. Bunlar da kaza ile ilgili fotoğraflar. Arabanın ne hale geldiğini görünce…”   Yiğit bu yolu tanıyordu. Ege’ye uzanan bir kara yoluydu ve belgelerle kanıtlanmış kazanın dehşet verici tüm görüntüleri de tüylerini ürpertmişti. Bu kazadan sağ çıkmak Allah’ın bir mucizesinden başka bir şey olamazdı. Virajlı bir yol olduğundan dikkatli gidilmesi gerekiyordu. Bu yolda kaza sık sık oluyordu zaten ama o gün kaza olmasının sebebi neydi? Zeynep sanki düşüncelerini okumuş gibi konuşmasına devam etti.   “Nazım Bey ifadesinde direksiyon hâkimiyetini kaybettiği belirtmiş. Karşıdan gelen aracın tekrardan kendi şeridine gireceğini düşünmüş. Ama öteki araçtaki sürücü uyuyakaldığı için kaza kaçınılmaz olmuş.”   Yiğit dehşetle önündeki fotoğraflara bakarken “Öteki sürücü ölmüş mü?” diye sordu. Cevabı apaçık belliydi, kazadan sağ çıkan için nefes almak lanet gibi bir şeydi. Belçim neler yaşamıştı böyle? Kızın şimdiki halleri biraz daha anlaşılır gelmişti gözüne. Hayatı alt üst olmuş biri için ayakta kalması da kazadan sağ çıkması kadar mucizevi bir şeydi. Şimdi ailesindeki herkesi üzerine titremesinin sebebini çözmüştü. Herkes kıza avuçlarında eriyen bir kar tanesini korumak istermiş gibi bakıyordu. Yiğit de farkında olmadan o gruba katıldığından habersiz neler yapabileceğini düşünüyordu.   “Evet, Yiğit Bey. Kaza anında hayatını kaybetmiş.”   Genç adam tüm evrakları tek tek kontrol ederken tüyleri diken diken olmuştu. Çok sonra merakını asistanının bu bilgileri edindiği kaynak çekti. “Zeynep sen nerenden öğreniyorsun bunca şeyi? Ajan falan mısın?” diye sordu başın kaldırıp kızı dikkatle süzerken.   Zeynep hafifçe tebessüm edip yerinde kıpırdandı. “Sağlam kaynaklarım var diyelim, ajan olmaksa sadece çocukluk hayalim.” Yiğit keyifsiz bir kahkaha atıp önündeki belgeleri incelemeye devam etti. Zeynep onun için olayı özetlerken ise işin iyice Arapsaçına döndüğünü kendine kendine itiraf etmişti bile.   “Elimizde olanlar: 1.     Belçim Hanım 2011 yılında kötü bir trafik kazası geçirdi ve ailesini kaybetti. Şimdi bambaşka bir hayat yaşıyor ve okumuyor. 2.     Babası yurt dışında çalışıyor ve üç ayda bir geliyor. 3.     Belçim Hanım ile tekrardan karşılaştınız ve onun değiştiğini düşünüyorsunuz. 4.     Onu doktor bir arkadaşınıza götürdünüz.” Yiğit kızın sözünü aniden kesip “Hey, hey! Onu nereden biliyorsun?” diye sordu. Kendi asistanından gizli bir iş yapamaz olmuştu. Zeynep tek kaşı havada cevap verdi. “İdil Hanım’ın randevusunu ben not aldım. Kaya Bey aradı.” Genç adam bu sefer şüpheyle gözlerini kısıp “Kaya seni niye aradı? Beni aramıştı zaten!” diye sordu. Zeynep’in yanakları kızarmıştı ve sessizce “Bilmiyorum,” diye mırıldandığında Yiğit bir de Kaya’nın ifadesini alması gerektiğini beynine not etti. Arkasına yaslanıp, “Devam et bakalım,” dedi. Olaylar bu denli dallanıp budaklanırken bir de Zeynep ve Kaya ile uğraşmak istemiyordu doğrusu. Hele arkadaşının nasıl çapkın olduğu düşünülecek olursa Zeynep gibi sağ kolu olmuş olan bir asistanı basit bir kaçamak uğruna kaybedemezdi. Zeynep ise utancından yerin dibine girmişti. Yiğit Bey’i severdi. Çalışkan ve disiplinli biriydi. Babasının korktuğu gibi genç bir adamın asistanlığını yapmaktan ötürü bir sıkıntısı yoktu. Ailesi Zeynep’in üstüne titrerdi ve kızlarının güzellikleri nedeniyle başına kötü bir şey gelmesinden çok korkuyorlardı. Fakat Yiğit Bey öyle biri değildi Zeynep’e göre. Kesinlikle Yiğit Bey’in yanında çalışırken başına bir şey gelmezdi. Bir de Yiğit Bey’in yanına arada uğrayan doktor arkadaşı Kaya Bey olmasa hayat mükemmeldi. Yiğit Bey’in arkadaşı olduğu için üstüne gösterdiği saygıyı adama da göstermişti ama Kaya denen illet adam sapıktan başka bir şey olamazdı. Ailesine durumu anlatamamıştı ve şimdi Yiğit Bey’in öğrenmesinden de ölümüne rahatsız olmuştu. En yakın zamanda bunun da çaresine bakmalıydı. Hayatında bir kez hata yapmıştı bu sefer ipleri sıkı tutacak başına bir şey gelmemesi için elinden geleni yapacaktı. Kaya’nın baştaki tavırları o kadar rahatsız edici değildi sadece Zeynep direnç gösterdikçe üzerine gelmeye başlaması bunaltıcı olmuştu. Hayır’ın kelime anlamını kesinlikle bilmiyordu. Zeynep işi tehlikeye girmesin diye ona yüz vermiyordu yoksa ilgisinden hoşlanmıştı. Bir de tekrar hata yapmayacağına dair kendisine verdiği söz onun elini ayağını bağlıyordu. Tüm bunlara rağmen Kaya’nın geri adım atmaması… Onu elde etmek için elinden geleni yapacağına dair savurduğu yalanlar! Zeynep boş durmamış onu da araştırmıştı. Adamın nasıl çapkın olduğunu biliyordu. Onun gibi biriyle olmak zaten başlıca hataların en alasıydı. Zeynep’in sinsi beyni ‘güzel bir hata’ diye fısıldasa da başını iki yana sallayıp bu saçma dürtülerden kurtulmayı denedi. Toplantıları bitince sipariş verdikleri pizzalar gelmiş, karınları da doymuştu. Ondan sonra işinin başına dönen Zeynep arkasında yine karmakarışık bir adam bırakmıştı. Yiğit bunca zaman neden kızın peşine düşmediğine akıl sır erdiremiyordu. Kariyeri ile o kadar meşguldü ki kızın taşındığını düşünmüştü. Birbirlerinde telefon numaraları da olmadığından peşine düşememişti. Arkadaşlıkları başladığında kızın sosyal medyası olmadığını biliyordu. Sonraki arama denemelerinde de kızı bulamamıştı. Düşünürken bir yandan da kaza tarihini araştırmak için Google’ı açtığında tüm bu bilgilerin hiçbiri internette bulamadı. Masa telefonundan Zeynep’i arayıp hemen güncelleme istedi. “Zeynep bu kaza olayının internette olmamasının sebebi nedir? Her şeyi bulan Google bu kazayı neden bulamadı?” diye sordu. “Yiğit Bey onu eklemeyi unutmuşum. Tüm kaza haberleri, detaylı bilgiler, aile üyelerine ait sosyal medya hesapları silinmiş. Ciddi bir emek gerekli bunun için ama nasıl yaptılarsa bunu başarmışlar ve her şeyi ortadan kaldırmışlar.” “Teşekkürler Zeynep,” diye mırıldanan Yiğit telefonu kapattığında önündeki kaza fotoğraflarına tekrar detaylı baktı. Araba resmen tost gibi olmuştu. Karşı tarafın da arabasının onlarınkinden geri kalır yanı yoktu. Aklına bu olasılıkların ondan biri gelmemişti. Kızın öldüğünü ya da ölümden döndüğünü hiç düşünmemişti. Sanki… Sanki ona bir şey olsaydı, dile getirmesi ve düşünmesi çok acı da olsa ölmüş olması durumunda bunu hissedebilecekmiş gibi hissediyordu. Mümkün değildi biliyordu ama bu histen de kurtulamıyordu. Tüm bu yeni bilgiler bünyesine ağır gelince ayağa kalkıp vücudunu esnetti ve camdan dışarıyı izlemeye başladı
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD