Sahra yatağın üzerinde öylece kalmıştı; vücudu yorgunluktan çok, yaşadığı korkunun ağırlığıyla bitap düşmüş gibiydi ve saatlerin nasıl geçtiğini anlamadan, gözleri tavana sabitlenmiş halde titremeye devam ediyordu. Odadaki hava ağırlaşmış, duvarlar bile sanki onunla birlikte susmuş gibiydi; nefes almak bile zor geliyordu artık, çünkü her nefeste o anların korkusu yeniden zihninde canlanıyor, kalbi göğsüne sığmayacak gibi çarpıyordu. Saatler geçmişti. Kapının kilidi dışarıdan anahtarla çevrildiğinde Sahra önce bunu bir hayal sandı; bedenini kıpırdatacak gücü yoktu, sesi çıkmıyordu, sadece gözleri kapıya doğru kaydı. Kapı açıldı. İçeri giren kişi Sinem’di. Elinde bir kutu vardı, yüzünde hafif bir gülümseme, sesi her zamanki sıcak tonuyla yankılandı evin içinde. "Sahra, kuzum nerdesin…

