Taş evin penceresinden içeri sızan sabah ışığı, odayı ılık bir sessizlikle dolduruyordu. Baran, erkenden kalktı; elleri hâlâ taş taşımanın izlerini taşıyordu, ama gözlerinde Ela için sakladığı bir sevinç vardı. Eski, çatlak bir kil tencereye biraz çorba koydu; yanında bir parça ekmek, küçük bir tabakta zeytin… Ela uyandığında Baran’ı o sofranın başında, kendine has bir telaşla ekmeği bölerken gördü. Saçları dağılmış, elleri yine toz içindeydi ama yüzünde bir çocuk gibi sabırsız bir gülümseme vardı. Ela kapıya yaslanıp sessizce baktı; gözleri doldu, kalbi göğsünde bir başka ritimle çarptı. Baran başını kaldırdı, Ela’yı görünce durdu. Gülümsemesi büyüdü, sesi kısık ve derin: “Gel… ilk soframız hazır.” --- Ela yanına oturdu; sofraya baktı, dudaklarında ince bir tebessüm: “Burası çok güzel

