Ateş
''Zeynep?''
''Ah! Merhaba Ateş Bey.''
''Sen geldin... Neden?''
''Şey, ben…''
''Evet. Sen?''
Dilini mi yuttun be kızım konuşsana.
''Doğruyu mu söyleyeyim?''
''Yalanını duymak isterim önce.'' Dedim ve kahkaha attım.
''Eğlenmeye geldim. Öyle içecektim.'' Dedi ve gülümsedi.
''Kötü bir yalanmış, bir daha yalan söyleme bence.'' Dedim ve ben de güldüm.
Yüzümdeki bu gülümseme neden gitmiyor? O da mı gülüyor hala? Gamzesini görüyorum.
''Babanız istedi.''
''Evet, mantıklı olan cevap bu.'' Bunu söylerken biraz bozulmuştum.
Neden üzülmüştüm ki şu an? Kızın işi bu sonuçta. O sırada duyduğum başka bir ses tüm dikkatimi dağıttı.
''Ateş, sevgilim seni bekliyorum yarım saattir. Ne yapıyorsun burada?''
Ne sevgilimi be ne oluyor?
''Ah, Zeynepciğim hoş geldin. Sen neden geldin buraya?''
''Merhaba Oya Hanım. Ben...''
''Ben davet ettim Zeynep’i. Biraz kötü bir tanışmamız olmuştu. Gönlünü almak istedim.''
Ulan Karan! Sen nereden çıktın?
''Herkes buraya gelecek herhalde, babam ve annem nerede?'' sinirle gülerek söylendim.
''Abiciğim, sadece buraya gelmeme izin var. Biliyorsun.'' Dedi Karan ve gülümsedi. Sonra elini Zeynep’in beline attı. Ne? Pardon ne yaptı? Zeynep’in beline mi attı elini? Çok sarhoşum ve hayal görüyorum sanırım. Bu çocuk bu cesareti nereden alıyor?
''Neyse, biz sizi rahatsız etmeyelim. Nereye geçeceğiz Karan?''
Karan? Bey olmadan, sadece Karan, çok güzel. Bu samimiyet nerede gelişti acaba? Kızım sadece birkaç saattir yanında değilim. Karan Bey’den Karan’a geçiş nasıl oldu acaba?
''Yukarı çıkalım biz. Çiftimizi rahatsız etmeyelim.'' Dedi ve göz kırptı Karan.
''Biz de yukarı çıkacaktık, beraber çıkalım.'' Dedim.
Dört kişi yukarı çıktık ve bizim locaya geçtik. Erdem ve Deniz iyice içmiş ve sarhoş olmuşlardı.
''Beyler, toparlanın.''
''Ne oluyor be?'' dedi Erdem, ayağına attığım tekmenin etkisiyle.
''Aa, Zeynep hoş geldin. Sen neden geldin? İyi oldu iyi. İyi yaptın.''
''Sağ olun Erdem Bey, hoş bulduk.''
''Bey deme ama bana ya şu halim beylik bir hal mi? Sadece Erdem, lütfen.'' Dedi ve kahkaha attı.
''Nasıl istersen Erdem.'' Dedi ve gülümsedi Zeynep.
Herkese mi gülüyor bu kız? Tabii gülecek oğlum, sana mı gülecek sadece?
''Deniiz! Uyan artık!''
''Ne oluyor Ateş ya? Aaaaa, Zeynep! Hoş geldin.''
''Ben de geldim Deniz abi ama pek ilgini çekmedi herhalde.'' Dedi Karan gülerek.
Sen gülme oğlum, seninle görülecek hesabım var. Sadece bekle.
''Sen de hoş geldin kardeşim. Oya sen de hoş geldin. Hepiniz hoş geldiniz.''
''Hoş bulduk Deniz Bey.'' Diye cevap veren Oya oldu.
Herkes yerlerine oturdu. U koltuk şeklinde bir oturma alanı vardı, koltuğun önünde ise kocaman bir masa. En ortada Erdem ve Deniz oturuyordu. Deniz’in yanına ben geçtim benim yanıma da Oya. Ulan zorla kızın ismini öğrendim. Erdem’in yanında ise Karan oturuyordu. Zeynep, oturmadan önce lavaboya gitmek istedi. O yanımızdan gidince Karan’a döndüm.
''Karan ne oluyor? Neden beraber geldiniz?''
''Babama sor, ben ve burnum şu an seninle konuşmak istemiyoruz.''
Burnuna da, sana da… Ulan keşke kırsaymışım burnunu. Oya bir anda başını omzuma, ellerini ise bacağımın üzerine koydu. Kafamı kaldırınca Zeynep ile göz göze geldim. Ben bakınca hemen gözlerini kaçırdı. Kesin sevgili sandı bizi. Öyle değil ama. Ben niye dert ediyorum bunu? Ne sanarsa sansın. Yavaşça Karan’ın yanına oturdu. Herkes birkaç kadeh içti ama Zeynep içmiyordu. Oya ise durmadan bana sırnaşıyor, kulağıma yaklaşıp bir şeyler söylüyordu. Ara ara Zeynep ile göz göze geliyordum. Oya birden ayaklandı.
''Size doyum olmaz ama biz sevgilimle artık eve gidelim.'' Dedi ve bana baktı.
Bunu söylemeden önce bana bakman lazımdı. Şimdi değil.
''Sevgilim mi? Vay!''
''Erdem, sus! Sinirimi senden çıkarmayayım.''
''Sinirini benden çıkarabilirsin bebeğim.'' Dedi ve öpmek için bana yaklaştı Oya. Hemen başımı çevirdim ve o öpücük yanağıma denk geldi. Sinirle yerimden kalktım.
''Birazdan geleceğim.'' Diyerek Oya’yı da alıp oradan ayrıldım.
Mekanın arka kapısından çıktık ve korumalardan bir araç istedim.
''Oya, sana ilk ve son uyarım olacak. İyi dinle. Biz sevgili değiliz, sadece takılalım dedik ama sen onu bile zehir ettin. Bundan sonra bana saçma bir hareketin olmasın. Bugünü hiç yaşanmamış sayıp devam edelim hayatımıza. Yoksa senin kalbini kıracağım.''
''Ateş ne oldu? Ben ne yaptım? Sen bugün davet edince sende benden hoşlanıyorsun sandım. O yüzden…''
''Beni kandırmaya çalışma! İnsanların yanında ne yapmaya çalıştığının farkındayım. Yoksa baş başayken de böyle olurdun değil mi?''
''Ateş, yanlış anladın. Ben…''
''Bey! Ateş Bey!''
O sırada korumalar araç getirdi. Oya’yı eve bırakmalarını söyledim ve oradan ayrılıp locaya doğru yürüdüm. İçeri girdiğimde Zeynep’in olmadığını fark ettim.
''Zeynep nerede?''
''O, gitti az önce. Yorgun olduğunu söyledi.'' Dedi Karan.
''Sen de öylece gitmesine izin mi verdin Karan? Bu saatte?''
''Saçmalama Ateş, bizim çocuklar araç ayarladı evine götürüyoruz.''
''Kim götürüyor Erdem?''
''Çocuklardan biri işte.''
Sakin ol Ateş. Sorun yok. Vardığında nasıl haberim olacak? Telefon numarasını neden almadım ki? Erdem’in telefonu çaldı.
''Zeynep’i eve bırakmışlar. Çocuk geri dönüyor şimdi. Rahatlayabilirsin Ateş.'' Dedi ve güldü.
''Erdem!''
Tamamdır eve gitmiş işte. Neden rahatlayamadım? Ah, lanet olsun neler oluyor bana?
''Anlat bakalım, sorun ne?'' Diye sordu yeniden Deniz.
''Bir sorun yok.''
''Abi, bu ikisi neyse de ben senin kardeşinim, derdini söyle.''
''Karan, bir şey yok diyorum sana. Anlamıyor musun?''
''Bir şey yoksa bir şey yok gibi davran o zaman ya da anlat kardeşim.'' dedi Deniz. Daha fazla dayanamadım ve anlatmaya başladım.
''Oğlum ben de bilmiyorum ki. Beni biliyorsunuz benim kalbim yok gibidir. Sizin aşk meşk işleri bana uğramaz. İlişki adamı zaten değilim. Bu kızı ilk gördüğüm an, daha beni tavlamaya çalıştığını sanarken işte ya o gün...''
Sahi ne oldu o gün? Her şey o gün başladı. Kapıyı açtı, bana çarptı. Daha gözlerine bile bakmadan kalbimin attığını hissettim. Bir kalbim var diye düşündüm. Beni tavlamaya, kandırmaya çalışmasa, ben zaten onu isterdim. Çok güzel bir kadındı sonuçta. Böyle basit bir numara yaptığı için çok öfkelendim ve tersledim. Gerçeği öğrendiğimde ise daha çok korktum. Çünkü bana olan hiçbir şey normal değildi. Sadece takılabilsek her şey mükemmel olurdu. Ben de bu saçmalıktan kurtulurdum. Bu düşündüklerimi çocuklara anlattım. İlk cevap veren ise Deniz oldu.
''Ateş, yanlış anlama beni. Seni anlıyorum. Aşka inanmıyorsun. Hızlı karar vermemen elbette önemli. Karşındaki insanı kırmak istemediğini de biliyorum. Sadece görmezden gelme bunları. Belki de çok özeldir bunlar. Daha yeni tanıştınız, hatta birbirinizi tanımıyorsunuz bile. Lütfen kıza kötü davranma. Zamana bırak, tanımaya çalış. Aşka düşman olma.''
Deniz'in söyledikleri nedense beni daha çok öfkelendirmişti.
''Ben gidiyorum. Bana bak Deniz, sakın toplantıya geç kalma.''
''Emredersin patron.'' Dedi ve güldü.
Ben de mekandan ayrılıp eve geçtim. Derin uykuya dalmam ise neredeyse sabahı bulmuştu.