Ateş
Uzun zaman sonra ilk defa bugün inanılmaz enerjik ve mutlu uyanmıştım. Hiçbir sebebi yoktu. Dün geceyi boş geçip, tek takıldığım için böyle olduğunu düşündüm. Uzun zaman sonra iş stresinin çok az olduğu ve kadınlara enerji harcamadığım bir geceydi ne de olsa. Böyle mutlu uyanmışken bunu kimsenin bozmasına izin veremezdim. Telefonu hiç elime almadım ve sabahı kendime ayırmaya karar verdim. Spor, duş, güzel bir kahvaltı... Güne güzel başlamanın tanımı bu olsa gerek.
Güzel geçen sabahımın ardından, evden çıktım. Arabama bindiğim anda telefonum çalmaya başladı.
''Baba? Ne oluyor bu saatte?'' diye huysuz bir şekilde açtım telefonu.
''Sana da günaydın oğlum. Evden çıkarken sağından kalkmış gibiydin, ben arayınca pek öyle durmuyor?''
''Baba, peşimdeki adamlarını alır mısın lütfen. Sıkılmaya başladım bu durumdan.''
''Babana günaydın demeyecek misin sıpa?''
''Günaydın babacığım.'' dedim gülerek.
''Babaya bir günaydın demeyi çok gören evlatlarım var, şahane.''
''Baba, sabah annemle mi kavga ettin? Tribini bana atıyor gibisin?''
''Ateş!''
''Ne oldu babacığım, söyle haydi.''
''Asistan arıyordun kendine. Ben şirketten bir asistan yolladım sana. Bugün işe başlayacak. Güvenilir biri.''
''Yanıma yeni ajan mı yolluyorsun baba? Diğerleri istediğin bilgileri veremedi herhalde.'' dedim gülerek.
''Bana bak sıpa, sakın yolladığım kimseyi işten kovma. Senin şirketini batırmam üç saniyemi almaz.''
''Tamam baba, daha öncekileri de kovmadım zaten. Merak etme. Umarım yetenekli birini yollamışsındır. Çünkü gerçekten bir asistana ihtiyacım var.''
''Benim yanımda yeteneksiz bir insan mı var Ateş? Çaycım bile ülkenin en iyilerindendir.'' dedi övünerek.
''Ah, Ahmet Bey, yetenekli insanları bulma konusundaki başarılarınızı asla görmezden gelemem.''
''Benimle dalga mı geçiyorsun sen?''
Büyük bir kahkaha attım. Telefonda babamın küfürlerini duymamla günlük dozumu da aldığımı fark edip telefonu kapattım. Şirkete vardığımda, güvenliklerden biri hemen aracımı alıp otoparka götürdü. Şirketten içeri girdiğimde, girişte oturan sekreterimiz hemen ayağa kalktı. Kendince en cilveli bakışını yolladı bana.
''Günaydın canım, nasılsın?''
''Günaydın Ateş Bey. İyiyim, siz?'' dedi. Bir yandan da beni süzüyordu. Ah bu bakışlar, alıştığım şeyler.
''İyiyim bende. Yeni asistanım ile tanıştın mı?''
''Evet efendim, kişisel bir asistan olarak ilk beni düşünmeliydiniz, direkt olarak bütün gün sizi görerek çalışmak isterdim.'' dedi. Sadece gülümsedim ve odamın olduğu bir üst kata çıktım. Şirketimiz iki katlı, müstakil bir binada. Çalışanlar molalarını genellikle arka bahçede geçiriyor. Arka bahçenin etrafı ağaçlarla kapalı ve dışarıdan gözükmeyecek şekilde. Merdivenlerden yukarı çıkarken Deniz ile karşılaştım.
''Oğlum, sen nasıl bu kadar şanslısın? Asistanını cennetten mi buldun? Tam bir melek!''
''O kadar mı güzel? Ben bulmadım. Hemen gidip bakmalıyım.'' dedim gülerek.
''Sadece güzel demek, haksızlık olur.'' o da güldü.
Babam gerçekten işe yaradı diye düşünüre odama çıktım. Alt katta tam ortada yer alan merdivenler sağa ve sola ayrılıyor. Üst kata çıktığınızda bir balkon var aşağıyı görebiliyorsunuz. Balkonun arka tarafında 3 tane toplantı odası var. Sol tarafta benim odam, sağ tarafta ise Deniz'in odası. Odaların cam kapılarının arkasında asistanlara ait masalar var. Masaların sağ ön tarafındaki kapılardan ise şahsi odalarımıza giriş yapıyoruz. Merdivenlerden çıktım, odama doğru baktım ve gördüğüm kişiyle donup kaldım. Bu babamın asistanı değil mi? Hani beni tavlamaya çalışan? Haha... Babam bana gerçekten bu kızı mı göndermiş? Anlık şokumu bırakıp içeriye girdim. Beni gören kız hemen ayağa kalktı.
''Hoş geldiniz Ateş Bey. Beni babanız görevlendirdi. Umarım iyi anlaşırız.'' dedi gülümseyerek. Lanet olsun! Bu kadar güzel gülmek zorunda mı? Ne düşünüyorum ben böyle?
''Sen?! Babam gerçekten seni mi yolladı? Senin amacını bilmiyor olmalı.''
''Benim tek amacım size yardımcı olmak. Başka bir amacım yok.''
Lanet olsun. Hala gülümsüyor. Şahane gülümsüyor. Yok, böyle olmaz. Kendine gel oğlum Ateş.
''Senin amacını ben biliyorum merak etme. Aklından geçenleri silip işine odaklansan iyi olur. Babama ajanlık yaparken işlerini aksatmaman gerekiyor. İşini düzgün yapmazsan babam bile seni burada tutamaz.''
''Ateş Bey, o günde size açıklamak istedim ama izin vermediniz. Benim başka bir amacım yok. Neden geldiğimi de biliyormuşsunuz zaten. Yine de ajan demesek daha mutlu olurum tabii.''
''Ajan demeyip ne diyelim? İşin benim yaptıklarımı babama anlatmak değil mi?''
''Hayır benim işim sizin işlerinizi ve hayatınızı organize etmek. Ayrıca babanıza anlatmak değil, üslerime bilgi vermek.'' dedi ve güldü. Kızım neden gülüp duruyorsun? Gülme artık. Sinirlerim iyice bozulmaya başlamıştı. Odama gitmek için arkamı döndüm.
''Ateş Bey.'
Neden bana sesleniyorsun yine be kızım? Bir dur da kendime geleyim. Arkamı döndüm.
''Ne var?''
''Hep bu saatte mi gelirsiniz işe. Öğlen olmak üzere.''
''İstediğim zaman geliyorum, bana programı akşamdan söylersin. Saatlere uygun şekilde gelirim. Yemeğe çık sen. Bir süre gözüme gözükme. Sonra da girişte birilerini bul, sana gerekli bilgileri versin. Ben seni çağırmadan asla yanıma gelme.''
''Ama efendim, böyle...'' Kıza doğru bir adım attım. Hafif geri çekildi.
''Artık git, sabrımı sınama.''
Babam gerçekten bu kızı mı yollamış? Hepsini geçtim gerçekten her şeyimi anlatacağımı mı düşünmüş? Saçmalık. Kız çantasını aldı ve dışarı çıktı. Girişteki sekreteri arayıp bir kahve istedim. Biraz sinirlerimin yatışması gerekiyor sonuçta. Sahi şu yeni asistan kıza adını bile sormadım. Önemli mi ki? Yıllardır yanımda çalışan insanların bile ismini bilmem. Kapı çaldı.
''Gir.''
''Ateş Bey, kahvenizi getirdim.'' Göz süzmelere devam ediyordu.
''Adı ne?''
''Zeynep. Sizin isim hafızanız pek iyi değildir. Ben size hep hatırlatırım, merak etmeyin. Gerçi daha beş dakika olmadan beni çağırdınız ama. Sanki bu kız çok kalmayacak gibi.'' dedi sırıtarak.
Oya kahvemi bırakırken bana mümkün olduğunca temas etti. Geri çekildiğinde kahvemi alıp pencereye doğru gittim. Aşağıya baktığımda Zeynep'i birinin boynuna sımsıkı sarılırken gördüm. Bu herif kim be? Bu kız beni tavlamaya çalışmıyor muydu? E bir de sevgilisi mi var? Ne oluyor? Hayır bir dakika, ben neden sinirlendim ki? Ben normalde oldukça sakin bir insanım, neden şu an sinirden ellerim titriyor? Birbirlerine sarılıp mı gidiyor onlar? Ah! Ulan Karan, yanlış mı anladı acaba? Bir anda öfkeyle arkamı döndüm.
''Bu akşam dokuzda Glamo'da ol, sakın geç kalma.''
''Asla geç kalmam, merak etmeyin.'' dedi ve kahkaha atarak odadan çıktı.
Bunu neden yaptım şimdi? Zeynep ile bir alakası yok ki. Ben zaten çapkın bir adamım. Sinirlenmedim, sakinim. Telefonu aldım ve Karan'ı aradım.
''Abiciğim, beni iki gündür görmeyince çok özledin sanırım.'' dedi ve güldü.
''Karan, boş yapma oğlum. Şu geçen gün şirkette duyduğun şey vardı ya?''
''Evet, kız seni bekliyordu. Gerçi az önce şirkete uğradım yoktu o kız. Başka yerde işe başlamış. Öyle konuşuyorlar şirkette. Tavlayabileceği birini arıyor herhalde.''
''O kız olduğundan emin misin?''
''Abi, lavaboda başka kız var mıydı, odur tabii kim olacak?''
''Zeynep burada işe başladı Karan. Babam buraya yollamış.''
''Zeynep mi? Kızın adı Zeynep mi?''
''Evet, oradaki kız işte. Zeynep.''
''Ufak bir yanlış anlaşılma oldu galiba abiciğim.'' dedi ve telefonu suratıma kapattı.
Ulan Karan, yaktım seni.