Zeynep
Mekana girmeden önce Ece'nin gitmesini bekledim. Gittiğinden emin olunca ise artık olacaklar olsun diyerek içeri girdim.
Beni fark eden Caner hemen ayağa kalktı. Biraz gergin bir şekilde yanına gittim. Canım yandığı için pek hızlı hareket edemiyordum. Masaya vardığımda Caner oturmamı işaret etti.
''Sizi dinliyorum Caner Bey. Benimle ne konuşacaksınız?''
''Dur biraz soluklan ya. Dinlen, siparişlerimizi verelim. Konuşuruz. Zamanımız çok.'' dedi güldü.
''Benim pek vaktim yok aslında. O yüzden bir an önce konuşmamızı yapsak...''
Cümlemi tamamlayamadan araya girdi.
''Beni sinirlendirmek istemezsin bence güzellik. Sözümü dinlesen iyi olur.'' dedi tehdit eder gibi.
''Aç mısın? Ne yemek istersin? Aç değilsen buranın şahane tatlıları var.''
''Ben aç değilim, bir kahve alırım.''
''Mutlaka tatlı da yemelisin. Bana bırak. Senin için muhteşem bir tatlı söyleyeceğim.''
Bu ne böyle ya? Adam kendi çalıyor kendi söylüyor resmen. Sakin ol kızım. Adamdan öğrenebildiğin her şeyi öğrenmen lazım. Caner siparişleri verdi ve konuşmaya başladı. Alakasız şeylerden bahsediyor, bana kendini anlatıyordu. Yine de gerekli bir şey söyler belki diye düşünerek dinlemeye devam ettim.
Siparişlerimiz geldikten sonra artık asıl konuya başlamak istiyordum.
''Caner Bey, benimle...''
Cümleme sadece başlamıştım. Devamını getiremedim.
''Zeynep, kesinlikle önce bu tatlıyı yemelisin. Kahvesi de enfestir. Haydi denesene.''
Sabrım gerçekten tükenmek üzereydi.
''Caner Bey, benimle ne konuşmak istiyorsunuz? Lütfen başlayın artık.''
''Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Biraz heyecanlıyım, kusura bakma.''
''O zaman şöyle yapalım, ben sorayım siz oradan başlayın.''
''Pekala, neyi merak ediyorsun?''
''Babamı... Babamın bu kadar borcu nasıl yaptığını...''
''Babama ait bazı kumarhaneler var. Burada iki tane. Biri daha zengin kesimin geldiği, büyük paraların döndüğü bir yer. Diğerine de baban gibi insanlar geliyor işte. Her şeylerini kaybedip gidiyorlar sonra. Babanda aynısını yaşadı.''
Tuhaf bakışları beni rahatsız etmeye devam ediyordu.
''Aslında, babanın en başta da kumar oynayacak kadar parası yoktu Zeynep. İçeriye bile alınmazdı. Ben borç verdim girip oynasın diye. Bir iki el kazandı. Daha fazlasını istedi. Daha fazlasını istedikçe daha çok battı.''
''Neden böyle bir şey yaptınız?''
''Bunun için biraz eskiye gitmem gerek. Önce söylemek istediğim şey şu Zeynep... Ben sana aşık oldum. Sıradan bir aşk değil bu... Ben senden başka hiçbir şey düşünemeyecek kadar sana aşık oldum. Çok uzun zamandır geceleri seni düşünerek uyuyor, sabah seni düşünerek uyanıyorum.''
''Ben... Nasıl yani?''
Beni susturdu.
''Artık soru sorma Zeynep, anlatacağım.''
''Babam, Zafer Koca. Bir sürü düşmanı var. Bunlardan biri de senin çalıştığın holdingin sahibi olan Ahmet Şanlı. Onu yakın takipteydik. Geçen sene, onun holdingine geldiğim bir gün gördüm seni. Koşarak şirketten çıkıyordun. İlk başta merak ettim. Herkes dururken senin neden koştuğunu merak ettim. Bu merak, daha derin bir ilgiye dönüştü. Artık o holdinge gelme sebebim sen olmaya başladın. Seni izledim. O minicik dünyanda nasıl mücadele ettiğini izledim. Gittikçe hayran oldum sana. Ben gittikçe aşık oldum sana Zeynep. Vazgeçemedim. Bırakamadım. Arkamı dönüp gidemedim.''
Şok olmuş bir şekilde ona bakıyordum. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum ama bu takıntıya varan durum beni çok tedirgin ediyordu.
''Bir gün babanı gördüm işte, kumarhaneye girmeye çalışırken. Yardım ettim ona. Sağ olsun o da kaybederek bana yardımcı oldu. Seninle tanışmak hatta seni elde etmek için çok güzel bir şansım olmuştu artık.''
Bir kahkaha attı. Sıradan bir kahkaha değil. İnsanın içini ısıtan bir kahkaha değil. Aksine buz kestim bir anda. Deli gibi gülüyordu. O kahkaha yerini ölümcül bakışlara bıraktı.
''Yıllar önce babama ihanet eden adam çıktı ama bir kez daha ortaya. Sana o parayı verdi. Holdingten uzaklaştırdı seni. Benden uzaklaştırdı. Sahi Zeynep, o adam sana neden o parayı verdi? Bir soru da ben sorayım.''
Yutkundum, korkuyla gözlerine bakıyordum.
''Güzel, işte senden beklediğim bakışlar. O asi bakışların hiç hoşuma gitmiyordu. Bu bakışlar, bana muhtaç olduğunu haykırıyor Zeynep. Benden başka yolun olmadığını.''
Bir şeyler söylemek istiyordum ama dilim tutulmuş gibiydi. Caner gittikçe kötü bir ruh haline bürünüyordu.
''Evet Zeynep, bana cevap verememen bile şahane. İşte istediğim bu!''
O histerik kahkahasını attı yeniden.
''Ben devam edeyim o zaman. Belli ki sende anlamamışsın. O adam seni benden uzaklaştırmaya çalıştı. Oğlunun yanına yolladığında sana ulaşamayacağımı sandı. Saçmalık! Benim her yerde elim kolum vardır Zeynep. Sen de bilmelisin. Ben seni nereye gidersen git bulurum. Senin benden başka bir yolun olmayacak. Bulduğunu düşündüğün tüm yolları kapatacağım.''
Ellerim titriyordu. Konuşamadığım her şey içimde büyüyordu.
''Ne istiyorsun benden?'' diyebildim zorla ama sesim titriyordu.
''Tam da oraya gelmek üzereyim.''
Bu adamdan asla kurtulamayacağımı hissettim o an. Kendimi korumam mümkün değildi. Beni koruyabileceklerini ise hiç sanmıyordum.
''Sana bir teklifim var.''
''Nedir?''
''Her şeyi arkamızda bırakabiliriz. Ben Ahmet Şanlı'nın yaptığı bu saçmalığı unuturum. Babamın intikamını bile unuturum. Bu savaşı durdururum. Ne o çok sevdiğin patronuna ne de Tuğçe ablacığına bir zarar gelmez. Tabii ailene de... Annen, çok önemli değil mi senin için? Arkadaşların... Ali? Sedef?''
''Bunu ne karşılığında yapacaksınız? Sevdiğim insanlara dokunamazsınız!''
Kendimi sıkmaktan bayılmak üzereydim. Artık düşünemediğimi ve hatta nefes bile alamadığımı hissediyordum.
''Dokunmam. Sen bana evet dersen. Benimle olmanı istiyorum Zeynep. Bu savaşta da, bu aşkta da benimle olmanı istiyorum. Benim olmanı istiyorum. Her şeyi geride bırakırım. Sana düşünmek için zaman veriyorum. Çok sabırlı bir adam değilimdir haberin olsun.''
Sözlerini söyledi ve kalkıp gitti. Bir anda gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Ailemi, sevdiklerimi korumak için bu adamın yanına mı gitmeliydim? Her şeyi böyle koruyabilir miydim yani? Kendimden vazgeçerek...
Orada uzun bir süre daha oturmaya devam ettim. Sonra kalktım, sahile yürüdüm. Bir banka oturdum. Telefonum defalarca kez çalmıştı ama açmadım. Derin derin nefesler aldım. Tuğçe abla sahiden bana yardım edebilir miydi?
Bir anda tanıdık bir koku sardı etrafımı. Başımı kaldırdım. Ateş... Şu anda, en zor zamanımda, en korktuğum anda beni ilk bulan o muydu sahiden? Oturduğum banktan kalktım. Gözyaşlarım durmuyordu. Sımsıkı sarıldım Ateş'in boynuna. Hiçbir şey demeden. Öyle sıkı sarıldım ki, ben bile inanamıyordum ne yaptığıma. İhtiyacım olan tek şey buymuş gibi hissettim. Ona sarılmak, onu hissetmek, onun kokusunu almak...
Gözyaşlarımın durmadığını fark edince, beni sakinleştirmeye çalıştı. Banka geri oturduk. Artık boynuna sarılmıyordum ama titreyen ellerimle onun ellerini tutuyordum. Bir şeyler söylüyordu ama hiçbirini duymuyordum. Sadece elimi bırakıp gitmesin istiyordum. Şimdi bu düşüncelerle baş başa kalmak istemiyordum.
''Zeynep, güzelim ne oluyor? Neyin var?''
Sesini duyabildim sonunda. Artık beynimin içindeki sesler biraz susmuştu. Dışarıdaki sesleri duymaya başlamıştım. Sorusuna cevap veremedim. Gözlerinin içine baktım. Gözyaşlarım akmaya devam ediyordu. Elini uzattı, gözyaşlarımı sildi.
''Zeynep, beni korkutma... Neyin var söyle. Ne oldu sana?''
Cevap vermedim. Başımı, omzuna attım. Öylece denize bakmaya başladım. O ise sımsıkı sardı beni. Beni sahiden böyle sarıp, herkesten saklayabilir miydi?