Korkmuyorum

1008 Words
Ateş ''Nasıl yani? Birlikte mi gideceğiz?'' Yani ikimizde davetliyiz işte beraber gidelim. Ne olacak ki? Dur Ateş böyle diyemezsin sonuçta. Hafif gülümseyerek cevap verdim. ''Birlikte mi gidelim?'' ''Yok yani, siz gideceğiz dediniz ya. Ondan sordum ben.'' Kızım gidelim işte beraber. Karan söyler falan. Kardeşimin burnunu kırmak zorunda kalmayayım. Zeynep'i ikna edip hemen şirketten ayrıldım ki iptal etme şansı kalmasın. Yolda Karan'ı aradım. ''Karan, ne yapıyorsun?'' ''Oo, abilerin kralı. Kardeşini hatırladın nihayet. İyiyim, şirketten çıktım, spora gidiyorum.'' ''Ben de salona geçiyorum o zaman. Orada görüşürüz.'' Spor salonuna vardım, üzerimi değiştirdim ve Karan'ın yanına geçtim. Sporumuzu bittirdikten sonra birlikte salonun kafesine geçtik. ''Dökül bakalım abiciğim, ne istiyorsun benden?'' ''Karan, seni bu yüzden seviyorum. Zekanı kesinlikle benden almışsın.'' ''Ah! Kesinlikle.'' Gülüşmelerimiz bittiğinde asıl konuya girdim. Babamın şirketine gittiğimiz gün olanları yeniden anlattırdım. Biraz da Oya'nın söylediklerinden bahsettim. ''Hahaha! Abi gerçekten Oya sana bunları söyledi ve sen de ciddiye mi aldın?'' ''Oğlum, bu aralar beynim normal çalışmıyor diyorum sana. Bir haller var. Mantığım devre dışı kaldı.'' Derin bir iç çektim. ''Bunun bir adı var abi, sen duymak istemesen de. Reddetsen de ve hatta kaçmaya çalışsan bile...'' ''Bunun bir adı var mı bilmiyorum ama böyle konuşmaya devam edersen bir burnun olmayacak Karan.'' ''Hey! Bunu yapamazsın. İşine gelmeyince konuyu değiştirme. Önce kendin emin ol abi. Kaçma!'' Karan'a baktım. Sadece baktım çünkü söyleyecek bir şey bulamadım. Aşktan mı kaçıyorum? Aşkın varlığından mı kaçıyorum? Ama hissediyorum işte. Zeynep'ten kaçamayacağım. Bunu kabul ettim. Salondan ayrılıp hazırlanmak için eve geçtim. Daha Zeynep'e gitmek için çok vakit vardı. Erdem'i aradım ve benim locaya kimseyi almamasını söyledim. Küçük ajanla baş başa kalıp, görmem gerekiyordu. Neler hissettiğimi... Neleri hissetmekten kaçtığımı... Evde yıllarmış gibi geçen zamandan sonra nihayet evden çıktım. Zeynep'in attığı konuma doğru yola koyuldum. Garip bir heyecan hissediyordum ve bir an önce varmak için büyük bir istek. Konuma vardığımda Zeynep'i aradım. Bir çocuk parkının yanındaydım. Bu sokakta pek fazla evde yoktu. Konumun yanlış olduğunu düşündüm ve sordum. Zeynep, iki dakikaya geleceğini söyledi. Beklemek... Zamanın geçmesi... Hiç bu kadar zor olmamıştı. Köşedeki markete su almaya gittim. Döndüğümde Zeynep gelmişti ve arabanın içine bakıyordu. Saçları dalga dalgaydı. Rüzgarda hafif uçuşuyordu. Dizlerinin üzerinde biten uçuş uçuş bir elbise giymişti. Sonbahar renklerini taşıyordu üstünde. Kendisi sonbahara dönmüşken, ben ilkbaharımı yaşıyordum sanki. İçimde yemyeşil bir ferahlık hissettim. Öylece dalıp gittim bir süre. Zeynep bana seslenene kadar, hatta seslendikten sonra bir süre daha öylece onu seyrettim. Kaçma Ateş dedim. Güzel şeyler olacak, inan aşka. ''Merhaba Ateş Bey, beklettim kusura bakmayın.'' Ben şu anı sanırım ömrüm boyunca bekledim Zeynep. Senin geç kaldığın birkaç dakikanın hiçbir önemi yok. Böyle hissedeceğimi bilseydim, seni daha erken beklemeye başlardım. ''Beklerim.'' dedim. Hemen kendimi topladım. ''Yani şey bekledim. Her neyse sorun değil yani.'' Tutulup kalmıştım. Zeynep'in güzelliği, gülümsemesi, bu hissettiğim şeyler... Ben donup kalmıştım. İlk defa nefesimin kesildiğini hissettim. ''Gidelim mi? Haydi bin.'' Yol boyunca konuşmadık. Sürekli dönüp dönüp Zeynep'e bakıyordum. Bu anları, bu hisleri beynime kazımak istiyordum. Ona bakıp gülümsüyor önüme dönüyordum. Bir an önce tekrar onu görmek istiyor ona geri dönüyordum. Bütün yol böylece geçti. Mekana vardığımızda Zeynep'in renginin biraz attığını fark ettim. Bir şey söylemedim ama ona biraz daha yaklaştım. Erdem yanımıza geldi. Erdemle selamlaşıp locaya geçmek istedim. Zeynep'e güç vermek ister gibi elimi beline attım. Bir elektrik dalgası sardı tüm vücudumu bu temasla. Kalbim daha hızlı atmaya başladı sanki mümkünmüş gibi... Tam merdivenlere vardığımızda Zeynep'in daha çok titrediğini fark ettim. Merdivene tutundu. ''Zeynep, iyi misin? Ellerin titriyor.'' ''İyiyim Ateş Bey, bugün pek bir şey yemedim de o yüzden oldu sanırım.'' Arkasına geçtim ve sol kolumla beline sarıldım. Sağ elimi de elinin üzerine attım. Dikkatini dağıtmak için konuşmaya başladım. Bir yandan da çocuklara seslenip locaya yiyecek bir şeyler hazırlamalarını istedim. ''Babamın küçük ajanına bir şey olmasına izin veremem.'' dedim ve gülümsedim. Bu yakınlık beni hem korkutuyor hem de cesaretlendiriyordu. Merdivenlerden bu şekilde çıktık ve locaya geçtik. Zeynep'in yerine yerleştiğinden emin olduktan sonra ben de oturdum. Çocuklar masayı hazırlamaya başladı. Geçen gün alkol tüketmediğini gördüğüm için alkolsüz içecekler de istedim. Zeynep bana baktı sanki bir şey söylemek istiyor gibiydi. ''Evet Zeynep, seni dinliyorum.'' dedim. ''Şey soracaktım ben Ateş Bey. Şeyi yani...'' İki elimi masaya dayayıp, Zeynep'e doğru eğildim. Tam karşısında oturuyordum. ''Neyi soracaktın?'' dedim ve gülümsedim. ''Şey. Oya Hanım ne zaman gelecek diye soracaktım, bizi böyle birlikte görüp yanlış anlamasın diye.'' dedi ve gözlerini kaçırdı. Söylediğine hiç anlam verememiştim. Ne saçmalıyorsun bakışları yüzüme yerleşse de daha sakin bir cevap verdim. ''Oya neden gelsin Zeynep? Yani gelse bile niye yanlış anlasın ki?'' ''Ben kız arkadaşınızla aranız bozulmasın diye söylemiştim Ateş Bey, yanlış anlamayın.'' ''Anlamadım. Ne arkadaşım pardon? Hangi arkadaşım?'' ''Kız arkadaşınız yani sevgiliniz işte. Oya Hanım.'' ''Oya mı benim sevgilim? Bunu nereden çıkardın?'' ''Değil mi?'' ''Zeynep, bu konuşma böyle mi devam edecek? Değil. Olsa bilirdim değil mi? Sen bunu nereden çıkardın?'' Üste mi çıkmaya çalışıyordum acaba? Kızın yanında Oya'yı gece buluşmaya çağırdım, mekanda bizi sarmaş dolaş gördü. Bir de Oya o gece sevgilim deyip duruyordu. Kızın böyle sanmasından daha doğal ne olabilir ki? ''Yani, sevgiliniz sanıyordum da ben. Değil mi yani?'' dedi. Gülümsedi. Ah! Gülümsedi. O gülümsemeyi silmeye çalışma hiç küçük ajan. Yakaladım bile. ''Hayır, küçük ajan. Oya benim sevgilim değil. Hatta şu an sevgilim yok. Takıldığım biri bile yok.'' Aferin oğlum. Bir güldü diye her şeyi anlat, aferin sana. ''Anladım.'' Yemeklerimizi yemeye başladık. Zeynep biraz daha iyi gözüküyordu. Boğazımı temizledim. Benim de almam gereken cevaplar vardı. ''Ee, ajan...Senin var mı sevgilin?'' Birden öksürmeye başladı. ''Dur dur, sakin ol iyi misin?'' Dedim ve su uzattım. Bir yandan ise gülüyordum. Dudakları büzdü ve konuşmaya başladı. ''Ama neden gülüyorsunuz Ateş Bey? Ölüyordum burada.'' ''İzin vermezdim.'' Kısa bir bakışma yaşadık. Gözleri dolar gibi oldu. Öksürdüğü için mi? Yoksa... ''Yok.'' dedi. ''Ne yok?'' ''Sevgilim. Yok.'' dedi ve gülümsedi. Sonra bakışlarını kaçırdı. Neredeyse her yere bakıyordu ama bana bakmıyordu. Bu hali gözüme inanılmaz sevimli gelmişti. ''Enteresan.'' dedim. ''Neden ki?'' dedi ve beklentiyle bana bakmaya başladı. Üç gün önce olsa bu beklentili bakışlar benim buradan kaçmam için yeterli olurdu. Şimdi, bu bakışlar kaybolmasın istiyordum. Bakabildiğim kadar baktım o gözlere. Arkama yaslandım, derin bir nefes çektim. Ardından bir kahkaha attım. ''Senin gibi bir ajan, nasıl yalnız kalabilir?'' dedim. O da güldü. Gül... Hep gül. Çünkü ben artık korkmuyorum. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD