Ateş
Zeynep arabadan indikten sonra onu uzun uzun izledim. Gözden kaybolana kadar arkasından baktım. Ardından eve geçtim. Koltuğa kendimi bıraktım ve derin bir nefes aldım. Aldığım bu nefes bile, öncekilerden farklı gibiydim. Kendi kendime gülmeye başladım. Bana neler oluyor böyle? Gerçekten korkmuyorum, kaçmıyorum. Aşkın varlığını kabul ettim Zeynep ile. Şimdi tek korkum, onun gözünden akan yaş...
''Ne oluyor kim geldi bu saatte?'' dedim çalan kapıyı duyunca. Gidip kapıyı açtım.
''Ateş! O kıza nasıl öyle bakarsın? Hani sen aşık olmazdın?'' diye bağırarak Ece girdi içeriye. Gerçekten bu gece böyle mi bitecek yani.
''Kusura bakma abi engel olamadık.'' dedi Deniz ve o da içeri girdi. Elbette Deren'de...
''Geç Deniz, geç. Senlik bir şey yok biliyorum.''
Hep beraber salona geçtik. Ece ağlıyor, sağa sola tekme atıyordu.
''Ece, artık sakin ol.'' dedi Deren ve Ece'yi tutup koltuğa oturttu.
''Yıllarca Deren... Yıllarca sevdim ben onu. Bekledim. Bir gün beni sever diye bekledim.''
''Ece, bana bakar mısın?'' dedim ve bana dönmesini sağladım. Oldukça sakindim.
''Ben sana da, sevgine de her zaman saygı duydum. Sana asla boş umut vermedim. Olmayacağını defalarca söyledim. Bugüne kadar yaptığın her şeye rağmen seni hayatımdan çıkarmadım. Seni kırmamak için her şeyi yaptım. Lütfen artık anla.''
''Ateş... Ben seni seviyorum. Çok seviyorum.''
''Yapma lütfen Ece...''
''Ece yapma mı? O kıza bakışlarını gördüm ya ben!'' Yeniden bağırmaya başlamıştı.
''Bana öyle bak diye her gece dua ettim ben Ateş. Sen de beni sev diye...''
Bu gece her şeyi söylemesine izin veriyordum. Şimdiye kadar aşka inanmasam da Ece'nin hislerine hep saygı göstermiştim. Konuyu her açışında bu işin olmayacağını söylemiştim. Gerçekten yıllar geçti ve o vazgeçmedi. Bu gece her şeyi anlatmasını ve bitirmesini diledim. Artık aşka inanan ve aynı yerden vurulan bir adamdım ben. Belki de bu sakinliğim bu yüzdendi.
Ece tekrar ayağa kalktı. Tüm evi yıktı, salonda gerçekten sağlam hiçbir şey kalmamıştı. Deniz ve Deren onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Ben ise sadece izliyordum.
''Ateş... Lütfen...'' dedi.
''Ece, lütfen yapma. Ben senin hislerine karşılık veremem.''
''Delireceğim. En sonunda delireceğim. Evet de ya sadece. Sevmesen de olur. Yanımda ol, ben sensiz kalmak istemiyorum Ateş.''
''Ece...''
''Ece, Ece, Ece... Ben artık başka şeyler duymak istiyorum. Söyleyecek misin? O kızı bile inkar etmedin Ateş. İnkar etsene. Ben aşık olmam desene!''
Bana baktı. Ona cevap vermedim.
''Duymak istediğim şeyleri söyleyecek misin Ateş?'' dedi sert bir tonda.
''Sana söyledim Ece. Yıllar önce de söyledim. Ben seni arkadaşım olarak gördüm hep. Yıllar önce de böyleydi. Şimdi de. Duymak istemediğin şeyleri söylemek zorunda bırakma beni.''
''Bu geceyi unutma Ateş. Kork benden. Beni kendine sen düşman ettin. Görüşeceğiz.'' dedi ve çekip gitti. Deren de peşinden çıktı. Çıkarken özür diler gözlerle bana bakıyordu.
''Bu neydi şimdi böyle?'' diye sordu Deniz.
''Ece, bu kez anladı sanırım.'' dedim ve kendimi koltuğa bıraktım.
''Ece'yi demiyorum Ateş. Neden inkar etmedin? Neden Zeynep ile aramda bir şey yok demedin?''
''Diyemem.'' dedim ve gülümsedim.
Deniz ise önce şaşırarak bana baktı. Sonra eve baktı. Sonra da bir kahkaha patlattı.
''Artık bir düşmanın var kardeşim. Hem de neredeyse delirmiş bir kadın. Bu sakinlik neden?''
''Tüm dünyaya meydan okuyabilir gibi hissediyorum Deniz kendimi. Korktuğum tek insan da böyle hissetmeme sebep olan kadın...''
''Hoş geldin kardeşim, gerçek hislerimizin dünyasına...'' dedi ve kahkaha attı.
''Seni zor bir savaş bekliyor. Kazanabilecek misin?''
''Kazanmayı her şeyden çok istiyorum.''
Denizle uzun sayılabilecek bir sohbetten sonra odama geçtim. Zaten sabah olmak üzereydi. Bir iki saat uyuyup şirkete geçecektim. Deniz'de misafir odasına geçti.
Uyandığımda yüzümde bir gülümseme vardı. Salona geçince ise gerçeklerle yüzleştim.
''Ece, neler yapabilir?'' diye sordu Deniz.
''Uyandın mı? Günaydın. Bilmiyorum. Deren ile konuşmamız gerekecek.''
Hazırlanıp evden çıktık. Şirkete neredeyse koşarak gidiyordum. Zeynep'i görmek istiyordum. Hemen odama doğru yürümeye başladım.
''Ajan, günaydın!'' diyerek içeri girdim ama Zeynep oldukça durgun duruyordu. Gözleri kıpkırmızıydı.
''Zeynep? Ne oldu sana böyle? İyi misin?''
''İyiyim Ateş Bey. Gece pek uyuyamadım da o yüzden...''
''Eve gidip dinlen. Böyle nasıl çalışacaksın?''
''Yok iyiyim merak etmeyin.'' dedi ve gülümsemeye çalıştı.
Ne yapacağımı bilemedim. Hemen iki kahve istedim ve Zeynep'i odamdaki balkona götürdüm.
''Zeynep, gerçekten uyuyamadığın için mi böylesin? Bana her şeyi anlatabilirsin biliyorsun değil mi?''
''Teşekkür ederim ama gerçekten iyiyim. Eve gittiğimde misafirler vardı. Onlarla da oturmam gerekti. Bir sorun yok merak etmeyin.'' dedi ve tekrar gülümsedi. Bu kez samimi bir gülümsemeydi.
''Başka bir şey sormayacağım şimdilik. Kahveni iç. Ömer amcanın şirketine gelmene gerek yok. Eve gidip dinlen. Zaten yarın cumartesi. Haftasonu da dinlenip kendine gelirsin.'' dedim ama derken bile kendimi kötü hissettim. Ben iki gün Zeynep'i göremeyecektim.
''Yok, ben iyiyim. Sizinle gelmek istiyorum gerçekten. Bir de cumartesi ve pazar izinli mi olacağız?''
''Evet Zeynep, tüm şirketler böyle zaten. Sen ajanlık olunca izin yok sandın sanırım.'' dedim ve güldüm.
''Babanız ile çalışırken pek izin yapmıyorduk da...''
''Babamın kötü bir patron olması benim suçum değil. Biz izin yapıyoruz.''
''Ama ben sizin yanınızda olamayacağım o zaman.'' dedi ve söylediği şeyi yeni fark etmiş gibi hemen gözlerini kaçırdı. Yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu.
''Yani şey... Dediniz ya ajanım ben. Yanınızda olmam lazım...''
Yanakları mı kızarmıştı? Ah, küçük ajan sen beni çok fena yakacaksın. Kahkaha attım.
''Ne yapalım Zeynep? Haftasonu da şirkete gelip çalışalım mı yani sen ajanlık yap diye.''
''Yok, şirketi açmaya gerek yok. Sizin asistanınızım sonuçta. Evinize geleyim?''
''Evime mi?''
''Evet. Size yardımcı olurum.''
''Nasıl yardımcı olacaksın bana?'' dedim ve sinsice güldüm.
''Yani siz yoğunsunuz sonuçta. Evde olsa da çalışacaksınız.'' dedi kızaran yanaklarıyla.
''Tamam Zeynep, tamam. Sen gel yarın.''
Resmen istediğim şey ben söylemeden gerçekleşiyordu. Zeynep'i görebilecektim.
''Ben Ömer amca ile görüşmeye gidiyorum. Eve gitmiyorsan burada kal ve dinlen. İşlerin olursa halledersin. Döndüğümde seni iyi görmek istiyorum.''
''Ben de gelseydim...''
Zeynepciğim zaten seni o Bertuğ'un yanına götürmek istemiyordum. Artık bir bahanem var. Mümkün değil benimle gelemezsin.
''Ben gidiyorum, sen kalıyorsun. Geldiğimde görüşürüz Zeynep.'' dedim ve şirketten ayrıldım.
Yıldırım Holding binasına vardığımda Deniz de orada bekliyordu. Finans ekibi ile toplantıyı bitirdik. Bertuğ, Zeynep'i sorduğunda ise başka işleri var diyerek geçiştirdim. Ona ne sanki?
Tekrar şirkete geçtim. Zeynep daha iyi duruyordu. Gülümseyerek karşıladı bu kez beni.
''Hoş geldiniz Ateş Bey.''
''Güzel...'' dedim. Seni gülerken görmek çok güzel Zeynep.
Senin masanı da benim odama mı alsak acaba? Ya da bu duvarı yıktıralım. Neyse biraz zaman geçsin de hallederim ben onu. Mutlaka bir yolunu bulurum yani.