Kıskançlık Mı?

1046 Words
Zeynep Oya Hanım, ay hala hanım diyebiliyorum bu kadına. Kendimi tebrik etmeliyim gerçekten! Oya, kahkaha atıp yanımdan ayrıldıktan sonra, keyfim oldukça kaçmıştı. Tuğçe ablayı arayıp Sedef'in abisinden bahsettim. Ona durumu anlatmak istiyordum ama Tuğçe abla şu an anlatmamamı istedi. Temizlik personelleri odayı temizlemek için geldi. İyi bari bunu düşünmüşler ama yine de o odaya girmek istemiyorum. Ay sana ne ya Sedef, sanki koltuğa oturacaksın. Seeni ilgilendirmez diye kendi kendime konuşurken Ateş Bey odasından çıktı. Bir anda onu görünce çok üzgün olduğumu hissettim. Umarım dışarıdan belli olmuyordur. Çünkü neyin var diye sorarsa bir cevabım yok. Bana sadece emir verip çekip gitti. Yahu, bu adam ne böyle? Ruhsuz, duygusuz. İnsan bir iki güzel kelime eder. En azından hazırlar mısın der. Sinirle yerimden kalkıp ben de toplantı odasını hazırlamaya gittim. Saat on ikiye yaklaşırken Ateş Bey odasına geri geldi. Bana doğru gelirken bir anda kalbimin hızla attığını hissettim. Sakin ol Zeyna, sakin ol. Yanıma geldiğinde beni odasına çağırdı. Şu an gerçekten o odaya girmek istemiyorum. Bak ne güzel konuşuyoruz, o odaya girip neler olduğunu düşünmek istemiyorum. Deterjan kokusundan etkileniyorum diye saçma bir bahane attım ortaya. Neyse ki üstelemedi. Odasına girdi. O sırada Deniz Bey geldi. ''Hey, ajan!'' ''Ama Deniz Bey!'' dedim. ''Zeynep iyi misin?'' diye sordu. Bu soruyu sormasını beklediğim asıl kişi ise odasından çıktı. ''İyiyim Deniz Bey, siz?'' diyerek mümkün olduğunca salağa yatmaya çalıştım. ''Zeynep, halini hatrını sormuyorum. Üzgün duruyorsun. Bir sorun mu var?'' Ah Deniz Beyciğim! Hem de ne sorunlar var ama ben şu an patronumu kıskanmakla meşgulüm. Hem de sevgilisinden. Ayy! Zeynep ne saçmalıyorsun? Yok kıskanmak falan. İş yeri sonuçta burası. Rahatsız olman normal. Kıskanmak değil bu. Zaten Oya'da gıcık. Ondan oluyor hep bu hisler. ''Yok Deniz Bey, her şey yolunda.'' dedim ve gülümsedim. Umarım konu kapanır. Ateş Bey sinirlenince hemen çıkıp gittiler. Bana da yarım saat içinde şirkette olmam söylendi. Yarım saatte nereye gideceğim sanki ben? Biraz yürüyeyim bari, kendime gelirim. Eşyalarımı alıp şirketten ayrıldım. Kısa bir yürüyüşün ardından geri döndüm. Ateş Bey gelince toplantı odasına geçtik ve son hazırlıkları yaptık. Zaten gelen Ahmet Bey'in yakın arkadaşıydı. Her türlü işi alırlar diye düşünüyordum. Ta ki, sunum yapılana kadar. Ateş Bey ve Deniz Bey gerçekten şahane bir iş ortaya koymuşlardı. Hayran kalmamak mümkün değildi. Ne kadar işime odaklanmaya çalışsam da Ateş Bey yanıma geldikçe, ilk günden beri zihnimde yeri olan o şahane kokusunu alıyordum. Derin bir nefes çekmemek için kendimi zor tuttum. Ben bununla mücadele ederken Ömer Bey'in asistanı gözünü bile kırpmadan Ateş Bey'e bakıyordu. Zaten masaya ilk oturduğumuzda da Ateş Bey'i uyarmaya çalışmıştım. Gerçi bana ne ya sevgilisi düşünsün. Ama yok, bu kız da gözleriyle yiyordu yani adamı. Ateş Bey uyarımdan sonra kız ile fazla ilgilenmemişti zaten. Toplantının ardından, Ömer Bey beni biraz şımarttı. Zaten Ahmet Bey ile çalışırken de durmadan benimle çalış diyordu. Bu söylemlerine alışmıştım. Oğlunu ise ilk defa burada gördüm. Kibar birine benziyordu. Herkes birbiriyle vedalaştı ve Deniz Bey ile beraber toplantı odasından çıktılar. Asistanları ise bir anda geri döndü, Ateş Bey'e yaklaştı ve cebine bir not bıraktı. Pardon pardon ne yaptı? Not mu koydu cebine? Dibine kadar girdi ve cebine not bıraktı? Bu gözlerim gerçekleri görüyor olamaz. Bir de gülüyor! Ateş Bey'de mi gülüyor yoksa? Bu iş böyle olmayacak ama. Kız gidince Ateş Bey'in yanına gittim ve kağıdı cebinden çıkarıp aldım. Çok saçma bir şey yaptım. Nasıl toparlayacağım durumu şimdi? Düşün kızım düşün. ''Ne oluyor Zeynep?'' Ben de bilmiyorum ki ne oluyor acaba? Neden yaptım? Ne diyeceğim? Oya mı desem? Yok olmaz. ''Bir şey olmadı Ateş Bey. Notları ben tuttum ya... Bu da toplantı ile alakalı diye düşündüm. O yüzden aldım. Önemli bir şeyse size iletirim merak etmeyin.'' Sahiden çok mantıklı bir şey söyledin Zeynep, tebrik ederim seni yani! Bu nasıl bir bahane kızım. Hayır neden düşünmeden iş yapıyorsun ki? ''Zeynep saçmalama istersen. Toplantı ile alakalı olsa sana verirdi zaten ya da mail atardı. Ver bana kağıdı.'' ''Tamam tamam, ben bakayım işte lazımsa getiririm size. Çok işim var gidip onları halledeyim ben.'' Haydi bakalım Zeynep, nereye kadar dayanacaksın? Adam ver dedi işte versene kızım. Kaç Zeynep! Arkamı döndüm ve gitmeye yeltendim ama gidemedim. Ateş Bey bir anda kolumdan tuttu ve beni kendine çekti. Lanet olsun, yine o koku! Fazla yakınız. Sakin ol Zeynep! O da insan neticede. Heyecanlanma kızım. ''Notumu alıp kaçmaya mı çalıştın sen?'' Seni mi alıp kaçsaydım direkt yoksa? ''Yok, ben dediğim gibi...'' Ben söyleyecek bir şeyler bulmaya çalışırken, Ateş Bey bir anda beni bıraktı ve dönüp gittim. Neyse ki artık nefes alabiliyorum. Ben de peşinden odaya doğru gittim. Çok saçma davrandın Zeynep. Adam kim bilir ne sanacak? Hiçbir şey yokmuş gibi davran. Katımızda bulunan mutfağa ilerledim ve Ateş Bey'e bir kahve yapmaya başladım. Asıl amacım ise notu okumaktı. Notu açtım ve ne göreyim? Rujlu bir öpücük ve telefon numarası. Bir de ne zaman nerede istersen yazmış. Yok artık daha neler? Kahveyi alıp hızlıca Ateş Bey'in odasına gittim. İçeri girmek de istemiyorum. Nasıl olacak? Neyse kervan yolda düzülür kızım, çal kapıyı. ''Gel.'' ''Şey, Ateş Bey müsait misiniz? Ben size kahve getirmiştim de.'' dedim en tatlı olduğunu düşündüğüm gülümsememle. ''Gel Zeynep, getir. Kağıdımı da ver lütfen.'' dedi ve sinsice gülümsedi. ''Aaa ama dedim ya Ateş Bey size lazımsa getireceğim. Daha bakamadım ne yazdığına. Bir de siz gelip alır mısınız kahvenizi acaba?'' ''Ben mi gelip alayım? Sahiden sen neden odaya girmiyorsun da kapıda bekliyorsun Zeynep?'' ''Şey, efendim ben koku... Dedim ya deterjan kokusu şey yapıyor beni. Ondan yani...'' ''Havalandırma çalışıyor, koku falan yok. Haydi ver kahvemi.'' ''Ama... Şey yani. Siz gelip alsanız?'' ''Zeynep, zaten deterjan kokmuyordu. Alt tarafı biraz kahve döküldü. Ufacık yeri temizlediler.'' ''Kahve mi döküldü?'' Nasıl yani sadece kahve mi dökülmüş? Ama tişörtünü vermiş kadına sonuçta. E sevgilisi adamın Zeynep. Neden vermesin? ''Evet küçük ajan, bu saatte dip köşe odayı temizletecek halim yok ya.'' ''Aaa, öyle desenize ya. Tamam geleyim o zaman. Ayrıca ben küçük ajan mıyım? Büyüğüm kim?'' dedim gülerek. ''Tuğçe tabii. Başka kim olacak? Yılanın başı o zaten.'' Yılan pek hoş olmadı ama neyse. Şu güzel gülüşün hatırına bir şey demeyeceğim. ''Zeynep, akşam işin var mı?'' Bu soru kalbimi bir anda hızlandırdı. Nedenini sordum. Yani soru bu cevap iş mi? Ne bekliyordun ki Zeynep? Odadan çıkıp hemen işlerimi halletmeye çalıştım. Aslında çok uzun bir iş değildi. Neden mesaiye kal dediğini de anlamadım. Ateş bey odasından çıktı ve bana seslendi. ''Zeynep, işleri yapabildiğin kadar yap gece Erdem Glamo'ya davet etti bizi. Konser varmış.'' ''Nasıl yani? Birlikte mi gideceğiz?''
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD