Zeynep
Tuğçe ablanın telefonu çaldı. Bu içeri girmemiz için bir işaretti. Tuğçe abla bana baktı ve gelmişler dedi.
Ardından bana sımsıkı sarıldı tekrar.
''Ben onları karşılarım, sen elini yüzünü yıka, kendini toparla biraz. Sonra gel.'' dedi.
Başımı tamam anlamında salladım ve içeri girdim. Lavaboya geldiğimde akan makyajıma, kızarmış gözlerime baktım. Bu halimi görünce daha çok ağlamak istedim. Derin nefesler alıp kendime gelmeye çalıştım. Soğuk suyla yüzümü yıkadım ve makyajımı tazeledim. Artık yeniden güçlü Zeynep olma vaktiydi. Elimdeki çantayı kapatmaya çalışarak dışarı çıktığımda bir anda sert bir bedene çarptım. Hayatımda daha önce almadığım kadar güzel bir koku alıyordum. Başımı yavaşça yukarı kaldırdım ve alev alev gözleriyle bana bakan bir adamla karşılaştım. Panikle ne yapacağımı bilemezken bir adım geri atmak istedim ama bu seferde kapıya çarptım. Adam bana baktı ve küçümser bir gülümsemeyle konuşmaya başladı.
''Basit numaralar.''
''Anlayamadım.''
''Ben basit bir adam değilim ve basit kadınlar ilgimi çekmez.''
''Ne demek istediğinizi hala anlamıyorum.''
''Diyorum ki, bu çarpışmalar, bakışmalar beni etkilemez. Bu basit numaraları başkası üzerinde deneyin.''
''Ne diyorsun be sen? Ne saçmalıyorsun?''
''Ben geliyorum diye mi süsleniyorsun burada? Ah! Makyaj tazelemişsin tabii.''
Anlamaz gözlerle adama bakarken, bir anda şok içinde gözlerim açıldı.
''Sen kendini ne sanıyorsun be? Ukala herif! Zaten canım burnumda, seninle mi uğraşacağım bir de?''
''Ben aklına gelebilecek bütün taktikleri daha önce gördüm, zeki kız. O yüzden beni kandırmaya çalışma. İlk taktik işe yaramayınca sert kızı mı oynamaya karar verdin?'' dedi dalga geçer gibi gülerek.
''Çekil git önümden. Saçmalıklarını da kendine sakla.'' dedim ve onu iterek oradan ayrıldım.
Nasıl bu kadar sakin kaldığımı kendim bile anlamadım ama hayatımla ilgili tüm sinirimi de gereksiz bir adamdan çıkarmayacaktım. Burnu kaf dağında olan bu ukalalar her yerde vardı ve bir daha karşılaşmamayı umarak konuşmayı kısa kestim. Gereksiz düşüncelerini kendi içinde sonsuza kadar düşünüp durabilir. Beni ilgilendirmiyor.
Masama vardığımda Tuğçe abla hemen konuşmaya başladı.
''Zeynep,Karan bey içeride ama Ateş bey henüz gelmedi, o da birazdan burada olur. Ateş bey kendi şirketiyle ilgileneceği için buraya daha çok Karan bey gelecek. O yüzden bugün ben Karan bey ile çalışacağım sen de Ateş bey ile çalışırsın.''
''Tamam Tuğçe hanım, ne yapmam gerekiyor? Ateş bey ne zaman gelecekmiş?'' dediğim anda
''Ben çoktan geldim.'' diye bir ses duydum. Sesin geldiği yere baktığımda az önce saçma sapan konuşan adamı gördüm. Şahane gerçekten! Az önceki egolu tavırların kaynağı belli oldu. Zengin ve yakışıklı bir veliaht ile karşılaşmışım. Hafif bir gülümseme ile karşılık verdim.
''Hoş geldiniz, Ateş bey.''
Tuğçe abla, Ateş Bey'e eşlik etti ve içeri girdiler. Kapıdan girmeden önce Ateş Bey bana doğru dönüp aynı küçümser gülümsemeyi attı.
''Sakin ol Zeynep, sakin ol kızım. Yanlış anlaşılma olduğunu söylersin ve konu kapanır. Zaten bir gün için burada. Tartışmaya gerek yok. Bu kadar şeyle uğraşırken bir de işsiz kalamazsın. Sakin ol.'' diyerek kendimi sakinleştirmeye çalıştım.
Tuğçe abla ve tahminim yanlış olmasa gerek Karan Bey olduğunu düşündüğüm kişi odadan çıktı. Ayağa kalkıp Karan Bey'i selamladım. Abisini aratmayacak egolu bakışları olmasına rağmen daha nazik bir şekilde konuşmaya başladı.
''Merhaba, ben Karan Şanlı. Az önce burada değildiniz, tanışamadık.''
''Merhaba Karan Bey.'' diye cevapladım. Hafif bir şekilde laf sokmasını ise görmezden geldim. Bugün sabrım oldukça sınanacak gibi duruyordu.
''Canım, biz Karan Bey ile finans bölümüne gideceğiz. Öğlene kadar orada çalışacağız. Ateş Bey'e de gerekli bilgileri verdim. Bir ihtiyacı olursa sizi çağıracak.'' dedi Tuğçe abla. Karan Bey ile beraber yanımdan ayrıldılar.
''Ay! Bu ne ya?! Biri ukala biri soğuk nevale. Ahmet Bey umarım emekli olmayı düşünmüyordur. O kadar tatlı bir adamdan nasıl böyle çocuklar çıkmış ortaya anlayamıyorum.'' diye söylendim. Masama tekrar oturdum ve işlerimi yapmaya devam ettim. Bir yandan da Uğur abi ile mesajlaşıyordum. Alıcılardan birinin yedi milyon teklif ettiğini söyledi ayrıca parayı da hemen vereceklermiş. Bu mesajı gülümseyerek okudum, tabii hala bulmam gereken üç milyon daha vardı ama en azından umudum vardı artık. O Caner denen adamın bakışları aklıma geldikçe geriliyordum. Gülerek mesaja cevap yazarken Ateş Bey odasından çıktı. Hemen ayağa kalktım.
''Buyrun Ateş Bey?''
''Sen mesajlaşmanı bölme, ben bir kahve alacaktım. Gidip kendim alırım.'' dedi imalı bir şekilde.
''Yok efendim, ben sadece...'' cümlemi tamamlamama izin vermedi.
''Gerçekten kahve mi kendim mi alayım?''
''Yok, yok tabii ki ben getiririm. Ne içmek istersiniz?''
''Sade Türk kahvesi.'' dedi ve kapıyı çarparak odaya girdi.
Ne olduğunu bile anlamadım ama bu adamın önce onu tavlamaya çalışıyormuşum gibi davranması şimdi de bu tavırları beni inanılmaz geriyordu. Kat personelini arayıp kahve söyledim. Kahve geldiğinde de şu adamla konuşup yanlış anlamayı ortadan kaldırmak istiyordum. Aman Allahım, sinirlerim alınmış gibi resmen. Nasıl bu kadar sakin kaldığımı kendim bile anlayamıyorum. Daha büyük sorunlarım olduğu için olmalı.
Ben düşüncelerle boğuşurken kahve geldi ve kapıyı tıklattım. İçeriden gel komutunu duyunca şaşırsam da içeri girdim. Ahmet Bey asla böyle konuşmaz, işimizi yaparken bile rica eder gibi konuşurdu. İçeri girdim ve Ateş Bey'in yanına geçip kahvesini servis etmek için eğildim. Bir anda tekrar o kokuyu alınca ellerim titremeye başladı. Bu koku neydi böyle? Kahveyi koyarken göz ucuyla Ateş Bey'e dönmek istedim ama o zaten bana bakıyormuş. Bu kadar yakın olmanın telaşıyla hemen kahveyi bıraktım ve bir iki adım geri gittim. Bu kez önceki gülüşlerinin tam aksine çok içten bir kahkaha attı. Hızla çarpan kalbim beni zorlasa da konuşmayı başardım.
''Afiyet olsun Ateş Bey.''
''Teşekkür ederim.'' dedi oldukça nazik bir şekilde. Bu naziklik beni şaşırttı.
Masanın ön tarafına yani Ateş Bey'in tam karşısına geçtim ve boğazımı temizledim.
''Bir şey mi söyleyeceksin?''
''Ateş bey, bir yanlış anlaşılma oldu sanırım az önce. Ben bilerek...'' yine cümlemi tamamlayamadım.
''Bir kez gülümsedim diye hayaller kurmaya başladın herhalde tekrar. Zorunlu değilsek benimle konuşma hatta gözüme bile gözükme.'' diye karşılık verdi. Bu adamın derdi ne böyle? Sevgilisinden ayrıldı da acısını benden mi çıkarıyor acaba? Asla normal değil bu adam. Bir kez daha sinirimi kontrol altında tuttum ve odadan dışarı çıktım. Şu lanet gün bitsin artık!
Öğlen olduğunda Karan Bey ve Tuğçe abla geri geldi. Gün sonuna kadar Ahmet Bey'in odasında çalışmaya devam ettiler. Gün sonunda ben şirketten ayrılırken onlar hala çalışıyordu. Tuğçe abla ev ile ilgili durumu bildiği için benim mesaiye kalmamı istemedi. Ben de şirketten çıkıp eve doğru yola koyuldum. Mahalleye geldiğimde evi gezmek için alıcılar ve Uğur amca oradaydı. Cehennemimin ana mekanı artık olmayacaktı. Buruk bir gülümseme ile eve yürüdüm.