Zeynep
Arkalarından uzun boylu, 30 yaşlarında biri içeriye girdi.
''Oo, küçük hanım çok mu paranız var?''
''Yok ama çalışıyorum,öderim. İyi kazanıyorum. Lütfen ona dokunmayın.'' dedim. Adam sadece güldü.
''Küçük hanım, sizin gibi bir güzelliği asla üzmek istemem ama param ödenmediğinde de ben üzülüyorum. On milyon! Sadece üç gün süreniz var, onu da güzel gözlerinizin hatırına veriyorum yoksa iyilik yapacak bir adam değilim. Buraya bir sonraki gelişimde ya paramı alırım ya da seni. Haberin olsun.'' dedi ve arkasını dönüp gitti.
'' Caner abi, bırakıp gidecek miyiz? Babanıza ne diyeceğiz?'' diye sordu adamlardan biri. Caner dedikleri adam arkasını döndü tam gözlerimin içine bakarak cevap verdi.
''Paradan daha kıymetli ve güzel bir şey alacağım.''
Ardından çıkıp gittiler.
Yerde kanlar içinde yatan babam, şok olmuş bir şekilde bakan ve ağlayan annem... Ne yapacağımızı düşünen tek kişi sanırım bendim.
''Kızım neden böyle bir şey yaptın? Bıraksaydın öldürselerdi işte. Ne yapacağız? Nasıl koruyacağım seni ben bu adamlardan?''
Annem hem ağlıyor hem bana sarılıyor hem de söyleniyordu. Bahçe kapısının önünde de gözyaşları içinde bal gözlü bir Sedef vardı. Ne yapacağımı bende bilmiyordum ama adamın tiksindirici bakışlarını üzerimde hissetmeye devam ediyordum. Babam hayatımda ilk defa minnetle bana baktı, o minnetin altında ise beni harcamaktan korkmayan bir adam olduğunu herkes biliyordu.
''Anneciğim, bir yol bulacağız. Evi satarız hemen üstünü de bir şekilde halledeceğiz, korkma.''
Annemi sakinleştirmeye çalışıyordum ama olacak şeylerden en çok ben korkuyordum.
Babam yerden kalktı ve sanki hiçbir şey olmamış gibi masaya oturdu.
''Ee hanım haydi yemekleri koy da yiyelim. Bu sorunu da hallettik nasıl olsa.'' dedi.
Çok yorgundum. Çok yorgun. Yalnızca bugün olanlar yüzünden değil. Ben çok yorgun ve çok kırgındım. Sedef'e el salladım, annemi gözlerinden öptüm.
''Ben uyuyacağım, yarın her şeye tekrar bakarız.''
Sedef'in babası Uğur amca emlakçıydı. Sedef'ten bizim ev için Uğur amcayla konuşmasını rica ettim ve odama gittim. Yatağa uzandım, gözlerimi kapattım. O adamın bakışları gözümün önüne geldi ve korkuyla gözlerimi açtım. Allah'ım ne olur bana yardım et. Önce gözümden tek bir damla yaş aktı, sonra bugün güçlü olmak zorunda değilim dedim ve hıçkırarak ağlamaya başladım.
Şiş gözlerimle güne merhaba dedim. Gece ağlaya ağlaya uyuyakalmışım. Her şeyin bir kabus olmasını diledim. Tüm gece o adamın bakışlarını, gözlerini üzerimde gezdirdiği o anları tekrar tekrar rüyamda gördüm. Bu kabustan uyanmak istedim ama o kabuslar benim gerçeğimdi. Babam yine fark etmeden bana bir cehennem yaratmıştı. Zar zor yataktan çıktım ve iş için hazırlanmaya başladım. İşe gitmeden önce de Uğur amcaya uğrayıp ev ile ilgili konuşacaktım. Hazırlanıp odadan çıktığımda gözyaşları içinde koltukta oturan annemi gördüm. Yanına gittim, ona sarıldım. Annem bir anda gülmeye başladı.
''Hissediyorum anneciğim, her şey düzelecek.'' dedi.
Onun parlayan gözlerine bakarak gülümsedim.
''Evet anneciğim, her şeyi halledeceğiz.'' dedim. İçimden bu kabus bitmeyecek derken hemde.
O sırada kapı çaldı, gidip kapıyı açtım ve bal gözlümü gördüm.
''Oo ağlaklar günaydın, haydi kahvaltı hazır. Annemle babam sizi çağırıyor.''
''Sana da günaydın bal göz, geliyorum ben de Uğur amcayla konaşacaktım zaten.'' dedim.
Annemle beraber Sedeflerin evine geçtik. Sorunların asıl sahibi olan babam ise hala uyuyordu.
''Günaydın Sevcan teyzeciğim.''
''Günaydın kızım, haydi gelin. İşe gitmeden kahvaltını yap, hoş geldin Defne'm.''
''Hoş bulduk canım, günaydın. Ellerine sağlık, zahmet etmişsin sabah sabah.''
''Olur mu canım öyle şey. Sen benim kardeşimden farksızsın. Ne zaman bunların lafını eder olduk?''
Annemle Sevcan teyze kardeşten öteydi, Sedefle de biz.
''Günaydın Uğur amca'' deyip masaya oturdum. İştahım zaten yoktu ama Uğur amcayla konuşmak için oturmak zorunda kaldım. Kahvaltı yaparken Uğur amca ile konuştuk. Birkaç müşterisine bizim evi önereceğini söyledi. Ev için altı milyon civarı teklifler olur dedi. Evi satsak bile hala bulmam gereken dört milyon vardı. Karamsarlık cehennemine düştüm tekrar. Uğur amcayla konuştuktan sonra işe geç kalmamak için evden çıktım.
İş yerine vardığımda Tuğçe ablanın yerinde olmadığını gördüm. Hemen telefonumu alıp onu aradım.
''Zeynepciğim, kusura bakma sana haber veremedim. Sabah çok erken saatte Ahmet bey beni aradı, özel bir işi çıktığını gelemeyeceğini söyledi. Ben yoldayım ama on dakikaya orada olurum.'',
''Tamam Tuğçe abla, ben yerinde göremeyince geç kaldın sandım o yüzden aradım. Geldiğinde görüşürüz.''
''Görüşürüz canım, öpüyorum.''
Masama geçip, kontrolleri yaptım. Ahmet bey gelmeyeceği için onun toplantı ve randevularını yeniden düzenlemem gerekiyordu. İşlere başladığımda etraftaki hareketlilik dikkatimi çekti. O anda Tuğçe ablada gelmişti.
''Hoş geldiniz Tuğçe hanım.''
''Günaydın canım, biraz geciktim. Trafik vardı.''
Tuğçe ablayla aramız iyi olsa da ona iş yerinde Hanım diye hitap ediyordum. Tuğçe abla kırklı yaşlarında, çok zarif bir kadındı. Ahmet beyin eşi Nevra hanımla da çok eski arkadaş olduğunu söylemişti.
''Tuğçe hanım, bu hareketlilik neden?''
''Ah canım, Ahmet bey bugün olmadığı için Ateş bey ve Karan bey bugün buraya gelecekler, genç hanımlar bu yüzden biraz heyecanlıdır.'' dedi gülerek.
''Aa, onların buraya geldiğini hiç görmemiştim. Zaten Ateş Bey'in kendi şirketi yok muydu?''
''Evet canım, buraya fazla gelmiyor ama genellikle kendi mesai saatleri dışında uğrar. Sen çıktıktan sonra gelmişti birkaç kez. O yüzden denk gelmediniz.''
''Anladım, uzun zamandır çalışıyorum zaten görürdüm yoksa.'' dedim ve Ahmet Bey'in takvimini düzenlemek için tekrar işime döndüm.
Bir yandan işlerimi yapmaya çalışıyor bir yandan da parayı nasıl bulacağımı düşünüyordum. Uğur amca da mesaj atıp ev ile ilgilenen iki kişi olduğunu söyledi. En yüksek fiyatı verene evi satmaktan başka çaremiz yoktu. Fazla dalmış olacağım ki Tuğçe ablanın dikkatini çektim.
''Canım, bir sorun mu var? Çok durgunsun bugün.''
''Yok Tuğçe hanım, evle ilgili şeyler bildiğiniz gibi.''
''Yine mi baban? Bu sefer ne kadar para istedi?''
''On milyon.'' dedim gülerek.
''Güzel şaka.''
''Yok şaka değil, gerçek.'' dedim. Bu sefer büyük bir kahkaha attım ama gözümden akan yaşa engel olamadım.
''Güzelim ne oluyor? Düzgün anlatır mısın şunu?'' diye sordu.
''Burada anlatmayayım. Sonra uygun bir zamanda anlatırım.''
''Saçmalama. Hemen iki kahve söylüyorum ve balkona çıkıyoruz.'' dedi.
''Ateş bey ve Karan bey gelecekler demiştiniz. Burada beklesek daha iyi değil mi?''
''Benden böyle kaçamazsın, daha yaratıcı ol. Güvenlik buraya geldiklerinde beni arayacak. Haydi kalk.''
Kahvelerimiz geldiğinde Tuğçe abla önde ben arkasında balkona çıktık. Dün yaşananları ona anlattım. Bana sarıldı. O sarıldıkça ben ağladım. Hayatım boyunca ilk defa bu kadar ağlıyordum. Babam yüzünden çok ağladım ama bu kez beni korkutan başka biri daha vardı. Caner... Bu isim, o bakışlar ile adeta zihnime kazınmıştı.
Tuğçe ablanın telefonu çaldı. Bu içeri girmemiz için bir işaretti. Tuğçe abla bana baktı ve gelmişler dedi.