ŞİRİN HANIM

1494 Words
Şirin yeni işinde her ne kadar deneme ve alışma süresine tabi olmasa da kendini böyle bir aşamadan geçmiş gibi hissediyordu. Öyle ki ilk bir hafta ne kadar zor ve kafa karıştırıcıysa ikinci hafta işine heyecanla neşe dolu bir şekilde koşa koşa gelmeye başlamıştı. Yeni işini oldukça sevmeye başlamıştı. Diğerleri gibi belge, dosya, plan proje gibi şeylerle uğraşmıyordu. En önemli görevi; patron Nihat Çetin Fak’ın eksik yönlerini tamamlamaktı. Ayrıca ona eşlik edecek, onu neşelendirecek ve sadece var olarak bile olsa onu rahatlatacaktı. Resmi konumu ‘danışman/asistan/sağ kol’ olsa da gayrı resmî konumu basitçe Nihat Çetin’in oyun arkadaşı olmaktı. Ki bu yüzden her gün anaokuluna gidiyormuş gibi mutlu çıkıyordu evden. Kendi çalışanları bile her zaman soğuk ve kibirli olan NÇF’nin Şirin Hanım’ın yanında nasıl rahat ve nazik hatta neşeli gözüktüğünü sorguluyordu. Ona oldukça değer verdiği, gözünden sakınacak derecede önemsediği su götürmez bir gerçekti. Hatta daha şimdiden bazı dedikodular dönmeye başlamıştı. Tabi kimse de bunu Nihat Çetin Fak’ın yüzüne soracak göt yoktu. NÇF ise bu hayatta verdiği en iyi kararın; en sevdiği arkadaşını yanına almak olduğunu rahatlıkla itiraf edebilirdi. Aslı da bir köşe de ağlasın. Aslı ve Nihat Çetin lise yıllarından beri en bariz ortak noktaları olan Şirin başta olmak üzere her konuda rekabet ediyorlardı. Her ne kadar konu olağanüstü zekâ olduğunda aynı sıklette olmasalar da Aslı onun sınırlarını zorlayan, büyüklü küçüklü birçok zaferden oluşan tahtına tehdit olarak gördüğü tek kişiydi. Bu da ona karşı hem bir hayranlık hem bir rahatsızlık duymasına sebep oluyordu. Yine de ikisinin oldukça benzer tarafları vardı. Biri sosyal ortamlarda zorlanıyordu, iletişim becerisi çok iyi değildi. İnsanları kendinden uzaklaştırıyordu. Diğerinin oldukça tuhaf ilgi alanları ve kişisel zevkleri vardı. Bu da insanları ondan uzaklaştırıyordu. İkisi de nasıl olduysa Şirin’in dayanılmaz cazibesine kapılmıştı ve onu birbirleri dahil kimseyle paylaşmak istemiyorlardı. Aslı, Şirin’i İstanbul’a gitmekten vazgeçirmek için elinden geleni yapmıştı. Başaramadığı için şimdi kendi tez elden İstanbul’a gitme planları yapıyordu. Tıp okuduğu için onunla aynı iş yerinde çalışamazdı ama İstanbul’a gittiğinde ev arkadaşı olabilirlerdi. Adli Tıp Uzmanlığını bile orada yapabilirdi belki. Nihat Çetin’e dönecek olursak… O; Şirin’in tanıdığı hiçbir erkeğe benzemiyordu. Onu diğer erkeklerden ayıran en önemli şey şüphesiz zekasıydı. Ailesi çocukluğunu yaşıtlarıyla geçirmesini istediği için liseye kadar sınıf atlayamamıştı. Ailesinin iyi niyetle yaptığı, belki yapmasalardı daha farklı sorunlar doğurabilecek olan bu karar Nihat Çetin’e sosyal anksiyete olarak geri dönmüştü. Her ne kadar bedenen yaşıtlarının yanına ait olsa da zihnen farklı olduğunu biliyordu ve bu onu hep kendi kabuğunda yabancı hissettirmiş, kendini farklı hissetmesine neden olmuştu. Trabzon’da akademisyenlik yapan, iki dededen de oldukça zengin ailesi; tek oğulları konusunda oldukça endişelendikleri için, Robert gibi ülkenin en iyi okullarında okuma şansı olmasına rağmen onu Trabzon’da çok köklü bir liseye göndermişlerdi. Zeki insan her yerde zekiydi sonuçta. Sadece bu sefer sınıf atlatmayı onaylamışlardı. 15 yaşında direkt son sınıfa atlamış, bu seferde hem bedenen hem zihnen ait olmadığı bir grubun içine düşmüştü. Sınıf atlamasına rağmen son sınıfların düzeyi ona göre oldukça düşük kalmıştı. O sırada annesinin okuldan arkadaşı olan Gülseren teyze, onu yine Trabzon’daki aynı lisede yatılı okuyan onunla aynı yaştaki Lise birinci sınıf öğrencisi kızı Şirin’le tanıştırmıştı. Her ne kadar kısa bir süre sonra üniversite için İstanbul’a gidecek olsa da Nihat Çetin ilk defa zihnen ait olmadığı birinin yanında rahat hissetmişti. İletişimlerinin azaldığı zamanlar olsa da asla kopmamış, o güçlü bağ hep orada kalmıştı. Nihat Çetin’in arkadaşlık konusunda hayal kırıklıkları olsa da Şirin -belki birazcık da Aslı- onu hiç pişman etmemişti. Şirin, Nihat Çetin’i dostu olarak gördüğü için onunla bir erkek olarak hiç ilgilenmemişti ama onun güzelliğini de inkâr edemezdi. İngilizlerin asık suratlı soylularına benzeyen taştan oyulmuş gibi bir yüzü vardı. Gri soğuk gözleri, siyah gür saçları, beyaz bir teni, Romalılar gibi asil bir burnu, güzel somurtkan dudakları vardı. Şirin’in başka kimsede sevmediği çene çukuru bile onda enfes duruyordu. Hani çoğu zaman yakışıklı erkek=zekâ değildir ya, Nihat Çetin’in sadece yüzü bile buram buram zekâ kokuyordu. Şirin’e göre ciddi bir sorun olmasa da bu mükemmeliyeti bozan, kusur sayılabilecek hatta birçok insanın kusur olarak düşündüğü yegâne şey boyuydu çünkü Nihat Çetin bir o kadar yerin altına doğru var denilen erkeklerdendi. Boyu 1.70’ti. O güzel yüzü boyunun gölgesinde kalıyor, soğuk tavrı da ona pek yardımcı olmuyordu. (En azından Şirin böyle biliyordu, çünkü NÇF lisede ya da üniversite de olduğu gibi değildi artık. Güçlü, başarılı bir iş adamıydı) Şirin, onun aşk meşkle işi olduğunu hiç görmemişti. Nihat Çetin yaptığı onca şeyin yanında işe başladığı ilk gün Şirin’e üstünde Şirine resmi işlenmiş keten dokuma krem rengi bir sırt çantası hediye etmiş ve işe gelip giderken bunu kullanmasını istemişti. Şirine’nin üstündeki konuşma balonunda ‘’Şirin Baba’nın en sevdiği şirin’’ yazıyordu ve köşe kısmına demirden NÇF logosu dikilmişti. Kendisine de üstünde Şirin Baba olan yine krem rengi keten dokuma bir omuz çantası yaptırmıştı. Lisedeyken Nihat Çetin’in hangi şirin olacağına dair ihtilafa düşmüşlerdi. Şirin, Nihat Çetin zeki olduğu için gözlüklü şirin olmasını ya da biraz somurtkan olduğu için somurtkan şirin olmasını uygun buluyordu. Ama Nihat Çetin her şeyin arkasındaki yegâne beyin olan Şirin baba olduğu konusunda inatçıydı ve görünüşe göre kendi kendini galip ilan etmişti. Aslı da bütün tuhaflığıyla Azman olmak istemişti. Nedenini ise çizgi filmde davasında en haklı olan karakter olması olarak açıklamıştı. Azman, Gargamel’in ayak işlerini yapan garip bir işçiydi ve sadakatle ekmeğinin peşindeydi. Nihat Çetin iş saatleri içinde kendini bilgisayarına gömmediği her saat Şirin’i yanında gezdiriyordu. Şimdilik önceliği ona iş öğretmekti ama iş çıkışı İstanbul’u gezmeye de vakit ayırıyorlardı. Şirin, Akın ve Nihat Çetin arasında şu iki haftayı çok güzel geçirmişti. Biraz aşk, biraz arkadaşlık, biraz da iş modunda takılıyordu. Sanki eksikliğini duyduğu her şey hayatında yavaş yavaş ona gelmeye başlamıştı. Birkaç gün önce Aslı mesajında Merkür retrosundan bahsetmiş ve dikkatli olmasını söylemişti. Ama o güzide retro bu sefer Şirin’i teğet geçmiş gibiydi. Şükürler olsun! Cuma günü de aynı neşeyle çıktı evden. Yarın akşam Nihat Çetin’le önce yapay zeka hakkında bir konferansa hemen ardından konferansa sponsor olan iş adamlarından birinin verdiği bir davete katılacaklardı. Çok heyecanlıydı. İş çıkışı elbise ve ayakkabı almaya gitmeyi planlıyordu. Ve bunun için sabırsızlanıyordu. Şık siyah bir elbise, yine siyah -on santimlik incecik topuklu- stiletto ve inci bir takı seti alacaktı. Hep inci bir setin hayalini kurmuştu. Hem konferansa katılacağı için Akın Bey’de orada olabilirdi ve onun zarif davet kombinine ilk elden şahit olma şerefine erişebilirdi. Şirin herkesin lise yıllarında yaşadığı ilk aşkı şimdiki yaşında yaşıyordu ama her şeyiyle yaşıyordu. Aynı heyecan, aynı kelebekler, aynı abartılı tepkiler… Aynı sabırsızlık… Yarın gecenin nasıl rüya gibi geçeceğine, güzelliğiyle Akın’ı nasıl büyüleyeceğine dair pembe hayallerle doluydu. Bu davetin hayallerinin bile ötesinde büyüleyici bir şekilde geçmesini istiyordu Şirin. Bunu her şeyden daha çok istiyordu! Dün gece Aslı’nın başını yine saatlerce Akın’la şişirmişti. Aslı sabırla ona katlanmış ama kahve içtikleri günü bininci kez dinlerken dayanamamış ve onu üzmek istemediğini altını çize çize belirterek can alıcı soruyu sormuştu: ‘’ Hiç söylediği her şeyin ucuz bahaneler olabileceğini düşündün mü Şirine’m? Belki de basitçe tipi değilsindir. ‘’ Şirin gülüp geçmişti. Akın’ın bazen gereksiz huysuz davrandığını biliyordu ama ona beğeni dolu birçok bakışını da yakalamıştı.-Hatta birkaç tanesi Şirin’i elma gibi kızartan bakışlardı-. Hem Akın bahanelerin ardına sığınacak biri gibi gelmemişti Şirin’e. Dobra ve dürüst birine benziyordu. Yine de Aslı’nın söylediği şeyi tamamen silememişti. Pembe bulutlarla dolu zihninin oldukça derin bir köşesine saklamıştı. NÇF’nin ofisine çıktı. Her zamanki gibi mors alfabesiyle ‘Şirin’ yazacak şekilde kapıyı tıklatarak içeri girdi. Ama içerideki atmosfer Şirin’in içi gibi neşe dolu değildi. Azarlanmış çalışanlar boyunları eğik bir şekilde içeri dizilmişti. Nihat Çetin Fak iki elini masaya dayayarak öne eğilmişti ve Şirin girdiğinde bir sonraki tiradına başlamak üzereydi. Şirin ne olduğunu merak etti. ‘’Ne oldu Nihat Çetin? Ne bu surat sabah sabah?’’ Nihat Çetin, Şirin’e göstermek istemediği sert patron tavrını bir müddet içine gömdü. Boynunu esneterek bir müddet sakinleşene kadar duvara dikti gözlerini. Sonra tekrar arkadaşına döndü. ‘’Doreller bizimle anlaşma yapmaktan vazgeçti. Kuracağımız altyapıyı yeterince ’güvenli’ bulmamışlar. Nereden öğrendiyse… Ben imza için görüşmeye gittiğimde ABK’da oradaydı. Haluk Dorel beni onların önünde reddetti. İşin komik yanı ABK sadece güvenlik sistemini değil altyapıyı da aldı.’’ Şirin’in çarkları endişeyle dönmeye başlamıştı. Bir şeyler yanlıştı ama çözemiyordu. ‘’Akın Bey tamamını almanın güçlü bir yatırım gerektirdiğini söylemişti. O nasıl altından kalkacak ki?’’ NÇF inanmak istemeyen şüpheci bir bakışla Şirin’e baktı. Şirin’in dört köşe jetonunun aksine onunki bayağı yuvarlaktı. ‘’ Ona teklifte bulunan Haluk Dorel’miş, yatırımı bizzat kendisi üstlenecek. Karşılığında o da ABK’dan küçük bir hisse alarak 'yatırımcı' sıfatıyla ortakları olacakmış. ’’ Nihat Çetin duraksadı. Sormak istemiyordu ama bir yandan da bilmek zorundaydı. Sabahtan beri azarladığı çalışanlarına borçluydu bunu. Ellerini beline koydu. Sesini tehlike kokan yumuşak bir tona indirdi. ‘’Şirin Hanım’’ dedi. Ona ilk kez ‘Hanım’ demesiyle Şirin dahil odadaki herkes nefesini tuttu. ‘’Akın Beyle komşuluğunuzun az önce bahsettiğiniz sohbete yol açtığını tahmin etmek hiç zor değil. Ama eminim ki siz ona açıklanması için zamanı beklenen şirket sırlarımızdan bahsetmemişsinizdir’’ Şirin donduğu için cevap verememişti. Nihat Çetin ise onun bakışından cevabını almıştı. Belki de sevgili arkadaşının; Akın denen itle komşuluğundan önce Nihat Çetin'in arkadaşı ve çalışanı olduğunu hatırlaması için ‘sert patronla’ tanışması çok da kötü bir fikir değildi. Ağlamak üzere olan Şirin ise o sırada aşağılık, namussuz, şerefsiz… Merkür retrosunu düşünüyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD