Nihat Çetin, rezidansının boydan boya sürgülü cam olan kısmını sonuna kadar açtı. Boğazdan gelen rüzgârın içeride ve kendi içinde dolaşmasını keyifle duyumsadı. Omzuyla başını, açılan yerin köşesindeki duvara yasladı, kollarını kavuşturdu ve düşünceli gözlerle İstanbul’u izlemeye başladı.
En güvendiği ve sevdiği arkadaşı olan Şirin’i bu işe bulaştırmakla iyi yapıp yapmadığını düşünüyordu. Plan aşamasında her şey ne kadar kolay geliyordu. Şirin’i Akın’ın hayatının tam ortasına yerleştirecek, onun gibi mükemmel birine âşık olmaktan başka şansı olmayan Akın kendi uçurumuna gidecekti.
Şirin için hiçbir tehlike yoktu. Sonuçta NÇF’nin sevgili Şirine’sinin tutup da o üçüncü sınıf insana dönüp bakacak hali yoktu ya. O yavşak, Şirine’nin dengi miydi Allah aşkına?
Bugün de planının ne kadar iyi işlediğine birinci elden şahit olmuş ama bu durumdan sandığı kadar memnun olmamıştı. Yanındaki arkadaşının kalp dolu bakışlarından habersiz Nihat Çetin, Akın’ın çirkin yağ yeşili gözlerinin sık sık Şirin’i kestiğini fark etmişti.
Ne yazık ki bundan kelimenin tam anlamıyla nefret etmiş, erkek kardeşlere özgü bir kıskançlık içini doldurmuş ve kendi elleriyle kurduğu tiyatro oyununun bitmesi için dakikaları saymıştı. Bu arada Şirin’i onlarla muhatap etmemek için elinden geleni yapmıştı.
Uzun uzun yaptığı iç muhasebelerden sonra şimdilik akışa bırakmaya karar verdi. Şirin'in onun gibi bir adamdan hoşlanma ihtimali olmadığına göre şimdilik sorun yoktu. Tipsizdi bir kere. Saçı sakalı karışık geziyordu. Spor kıyafetleriyle serseri bir burjuva çocuğu gibi caka satıyordu. Ne olduğu kırk metre öteden buram buram kokuyordu. Emindi ki Şirin gibi NÇF’nin bile zekasına saygı duyduğu bir kız daha ilk görüşte o herifin notunu vermişti.
En azından bu küçük oyunun gizli kahramanı kendisini gösterene kadar devam etmesine izin verebilirdi.
O sırada Şirin pembiş elbisesi içinde Akın’ın karşısında çorbasını kaşıklıyordu. Akşamüstü yorgun argın evinin önüne çıktığında karşı dairenin kapısı açılmış, Münevver Teyze sanki onun gelmesini bekliyormuş gibi kapının önüne çıkmıştı. -Bekliyordu bu arada-. Evden gelen yemek kokuları sanki ayarlanmış gibi koridoru dolduruyordu. -Ayarlanmıştı da-. Rica minnet Şirin’i yemeğe çağırmıştı. Görünüşte tek başına yaşayan komşusuna tatlı bir teklif sunuyordu, gerçekte ise gelin adayı olarak oğluna yakıştırdığı kızın aile içinde nasıl davrandığını tartmak istiyordu. Belki birazcık ama birazcık da oğluyla biraz daha vakit geçirsinler diye uğraşıyordu. Bundan habersiz Şirin kendi masum planlarıyla baş başaydı. Hemen üzerini değiştirmiş kaleyi içten fethetmek için geceye dair senaryolar üzerine çalışmıştı. Eğer bu gece iyi geçerse Akın’a çıkma teklifi edeceğim, diye kendi kendine bahse girdi.
Şimdiyse hoşlaştığı Bey’in karşısında nazlı bir taze gibi süzülüyor, Akın’ın anne ve babasından gelen sorulara en nazik haliyle uygun cevaplar vermeye çalışıyordu. Soğuk görünmeyecek kadar uzun, geveze sanılmayacak kadar kısa cevaplar. Akınsa başını tabağa gömmüş Şirin’i ve annesini yok saymaya karar vermişti. Madem ondan habersiz planlar yapılıyordu o zaman neden kendisi bu planlara kendi iradesiyle destek olsundu ki?
Şirin bu tavrı Akın’ın utangaçlığına verdi. Olası bir sohbeti kendi de başlatabilirdi. Sonuçta ortak bir alanları vardı. Uzun bir süre cesaret edemedi tabi. O cesareti bulana kadar Münevver teyzeyle birlikte sofrayı toplamış, bulaşıkları makinaya koymuş, tatlıları içeri taşımıştı. Nihayet gereken cesareti topladığında üçüncü çayını yudumluyordu.
‘’Ee- Akın Bey, bugünkü toplantı sizin için pek olumlu geçmedi sanki’’
Akın ‘öyle mi?’ diye sormak istedi alayla. Bunu nereden anladın mesela, birbirimizi neredeyse dövecek olmamızdan mı, patronunun pardon arkadaşının hesabı bize kitleyip kaçmasından mı? Yine de annesinin gazabını çekmemek için ‘’Öyle oldu, evet’’ diye kısa düz bir cevap verdi.
‘’Ben alanınızı pek bilmiyorum ama anladığım kadarıyla iki tarafta Dorellerle anlaşmaktan çok karlı çıkacak. İsterseniz Nihat Çetin’le sizin adınıza konuşabilirim. İkna edebilir miyim bilmiyorum ama…’’
‘’Bahse varım ki edersiniz, ama ben bir daha patronunuzun ayağına gidecek değilim. O yüzden kendinizi yormayın’’ dedi Akın. Şirin gözlerini kırpıştırdı. Akın’ın niyetinin iyi olduğunu, sadece üzgün olduğunu bilmese kesinlikle terslendiğini düşünecekti. Ama açık bir şekilde oğlunu çok daha iyi tanıyan annesi Akın’a sağlam bir çimdik geçirdi. Yine de Akın hırsını alamamıştı.
‘’Siz bu işten pek anlamıyorsunuz ama arkadaşınıza benden bir mesaj iletin lütfen. Bana inat yaptığı şey ona pahalıya patlayabilir. Kendi cüssesi için büyük bir yatırımın altına giriyor’’.
Şirin’in kafası karışmıştı.
‘’Pek öyle risk yok sanırım. Bugün bana anlattı. Altyapıyı kendi yazdığı programlarla kuracak. Piyasa da ki bilinen programlar görünürde daha güvenilir olsa da bütün bir altyapı kurmak için pahalı ve her soruna cevap verebilmesi için yetersizmiş. Ayrıca verileri kendi sisteminde tutmak arıza durumunda problemi daha kolay kontrol etmesini sağlarmış.’’
Akın kulaklarını dikmiş kızın her kelimesini şaşkınlıkla dinlemişti. Bu alanla ilgili hiçbir şey bilmiyor gerçekten diye düşündü. Neyi ifşa ettiğinin, Akın’a nasıl bir koz verdiğinin farkında bile değildi. Senin o güzel ağzından neler dökülür öyle?
Fak kendi sözleriyle Haluk Dorel’i ikna edebilirdi belki. Ama Akın ondan önce davranıp NÇF’nin sisteminin bütün şirketin verilerini kendi bünyesinde toplamasının ne kadar tehlikeli olduğunu anlatabilirse…
Birden keyfi yerine geldi ama çaktırmadı. Sadece kıza karşı tavrı bariz bir şekilde yumuşadı. Annesinin devraldığı sohbette düşünceli bakışlarla kızı izledi. Bu akşam yemeği hiçbir şeyi olmasa bile Akın’ın kız hakkındaki ilk intibasını değiştirmişti. Ürkütücü tavırları masumluğundan ve saflığından kaynaklanıyordu bu kesindi. Nispeten küçük bir yerden İstanbul’a gelmiş ve ne kadar akıllı ne kadar kurnaz olması gerektiğini henüz çözememişti. NÇF’nin yanında uzun süre saf kalmazdı gerçi. O herif uzak doğu masallarındaki dokuz kuyruklu tilkiden bile daha kurnazdı. Çalışanını en iyi şekilde eğitirdi.
Ne yazık ki Akın en başta düşündüğü kurnaz ve sapık Şirin’i şimdi tanıştığı saf ve masum Şirin’e tercih ediyordu. Masum, naif, fazla iyi niyetli biri, Akın’ın başındaki belayla baş edemezdi.
Yani zaten imkânsız olan ikisi, daha da imkânsız olmuş gibi görünüyordu. Annesinin umutları için neredeyse üzgündü.
Gecenin geç saatlerinde Şirin yatağında uzanmış arkadaşı Aslı’nın önerdiği filmi izliyordu. 'İzlemezsen organlarını bağışlarım senin' ne kadar öneri sayılabilirse tabi. Sorun şuydu ki tuhaf bir karakteri olan arkadaşının film zevkleri de tuhaftı ve bu filmde bir yanda kanlı ayinler yapılırken bir yanda tuhaf cinsel ritüeller yapılıyordu. Şu an yirmi dakikalık uzun bir evlilik töreni vardı ve anlaşılan oydu ki gerdek; gelinle damadı değil bütün tarikatı kapsıyordu. Kurbanların çığlıkları ve inlemeler birbirine karışmıştı. Şirin en az bir haftalık uykusuna veda ettiğini daha filme başlamadan biliyordu. O sırada telefonuna bir mesaj geldi.
‘’Biraz sesini kısar mısın?’’ yazıyordu. Gönderen kişi Münevver teyzenin çabasıyla telefon numarasını verdiği Akın’dı. Şirin heyecanla doğruldu. Bir an beyni durdu ama sonunda algılarını tekrar kazanıp ’Tamam, kusura bakma.’ yazdı. Hiç beklemediği anda gelen bu iletişimin yanında bir anda senli benli konuşmaya da geçmişlerdi.
Filmi izlerken korkudan sarıldığı pofuduk tavşanı Pofik’i çığlıklarını bastırmak için kullandı. Sonra akşamüstü kendine verdiği söz aklına geldi. Eğer yemek iyi geçerse çıkma teklifi edeceğim. Şirin’in birden çıkalım demeye cesareti yoktu. Ama kahveye çağırabilirdi. Sonuçta yemek fena geçmemişti ama Akın sessiz ve utangaç takıldığı için çok iyi de diyemezdi.
‘’ Şey, tekrar rahatsız ettiğim için özür dilerim. Senden bir şey rica edebilir miyim?’’ yazdı.
‘’Tabi, söyleyebilirsin.’’ Dedi Akın. Aslında gecenin bir yarısı ne isteyeceğinden bir tık korkuyordu. Aklına ilginç ihtimaller geliyordu. Porno izlerken hormonları tavan yapmış bir kıza kendini hatırlatırsan böyle olur anasını satayım!
İkisinin de odasının duvarları bitişik olduğu için, yan odadan gelen agresyonu yüksek inleme ve çığlıklar Akın’a kızın porno izlediğini düşündürmüştü doğal olarak. Bir erkek olarak ufakta olsa heyecanlanmış, bir komşu olarak kızmıştı. Yazıp yazmamakta kararsız kalmış, sonra o böyle yüksek sesle izlemekten utanmıyorsa ben neden yazmayayım diye düşünmüştü.
Tam cevap geleceğinden ümidini kestiği anda bildirim sesi geldi ve ufak bir heyecanla telefonu eline aldı tekrar.
‘’Ben buraları çok bilmiyorum. Yarın ufak bir zamanını ayırıp, iş çıkışı bana belediye, hastane gibi gerekli yerleri gösterme şansın var mı? Eğer müsaitsen tabi?’’
Akın ufacık, minicik hayal kırıklığını bastırmaya çalıştı. Diğer yandan mesajın altındaki gizli niyet anlaşılmayacak gibi değildi. Bu kadarını anlamak için yeterince tecrübesi vardı.
Akın ilkokulda sevimli, ortaokulda güzel, lise ve devamında istikrarlı bir şekilde yakışıklı bir çocuktu. E bu ilk intibaya neşeli hatta haylaz ama biraz da huysuz bir karakter, tıkır tıkır çalışan kıvrımlı mı kıvrımlı bir beyin, hayata ve her şeye karşı muazzam tutkulu bir ruh eşlik edince ortaya yeme de yanında yat bir adam çıkıyordu. Haliyle çevresinde kızda çoktu. Ama bazı ‘malum’ sebeplerden üç ayı geçen bir ilişkisi olamamıştı. Bu sebeplere çözüm bulana kadarda bir süre ilişkilerden uzak durma kararı almıştı. Bir mesaj daha geldi.
‘’Karşılığında sana kahve ısmarlarım’’.
Akın yine de kızın niyetinin iyi olduğunu biliyordu. Ve sizde nasıl bir izlenim bırakmış olursa olsun genç bir kızın duygularıyla oynayacak biri değildi. Kahve teklifini kabul edip kıza güzelce anlatacak, komşu olduklarından yüz yüze bakmaya devam edecekleri için bundan sonra onu bir abi, bir arkadaş gibi görmesini sağlayacaktı. Hatta belki Bahri ya da Koray’la aralarını da yapabilirdi. Kendisinden ve o kızdan asla olmayacağını adı gibi biliyordu sonuçta.
NÇF’nin arkadaşı olması bir sorundu mesela. Annesinin bu kadar üstüne gelmesi ve müdahale etmesi de bir sorundu. Komşu olmaları da sorundu. Ama en büyük sorun uzun bir süredir ortalıkta yoktu. Bir şeylerin kokusunu aldığı anda ortaya çıkması kaçınılmazdı gerçi.