Şirin, arkadaşı onu eve bıraktığında hala duyduklarının etkisindeydi. Nihat Çetin’i yollayıp eve yöneldiğinde hala takım elbisesiyle merdivenlerde oturan Akın’la karşılaştı. Akın onu görür görmez ayağa fırlamıştı.
‘’Neredeydin?’’ dedi hesap sorar gibi. ‘’Hasta olduğunu söylemiştin.’’
‘’Sonra yeterince hasta olmadığıma karar verip tavsiyeni dinledim. Biraz eğlendim. Ama tabi bunu kendi arkadaşımla yaptım. Hem sana ne yahu?’’
Akın her kelime de kendi ateşinin çıktığını hissediyordu.
‘’Ne demek sana ne Şirin! Davette ne kadar kötü göründüğünden haberin var mı? Biz de arkadaş değil miyiz seninle? Senin için endişelenmem suç mu?’’
İki gün önce olsa, Şirin bu sözleri duyduğunda baygınlık geçirebilirdi. Ona arkadaş demesine bile o kadar açtı ki. Sırf bu yüzden bile Nihat Çetin’in onunla arkadaş olmak için peşinde dolaşmasını çok iyi anlıyordu. Akın’ın insanlar üzerinde böyle bir etkisi vardı demek ki. Şimdiyse bu sohbet ona Nihat Çetin’e bir kere daha ihanet ediyormuş gibi hissettiriyordu. Özellikle Akın Bey ve çetesinin, sevgili arkadaşını hastanelik ettiğini öğrendikten sonra.
‘’Madem konuyu açtın. Sana söylemem gerekenler var. ‘’ Derin bir nefes aldı. Sert davranması gerektiğini biliyordu yoksa Akın onu tekrar ihanet sınırlarına çekebilirdi. Şu iki gün Şirin’e zaaflarını çok iyi öğretmişti.
Kızın soğukluğu Akın’ın sabrını taşırmak üzereydi. Davetten döndüğünde hemen Şirin’in evine çıkıp -karşı dairedeki annesine yakalanmamaya çalışarak- zili çalmıştı ama kapı açılmamıştı. Evde olmadığını anlamış ve tuhaf bir sinirle aşağı inip onu beklemeye başlamıştı. Dorel olayı-yani konunun bu olduğunu düşünüyordu- senin suçun değildi diyecek, kendinde de suç bulmamasına rağmen yine de özrünü dileyecekti. O yüzden o diyeceğini demeden kendisi konuşmaya başladı.
‘’Bak! Dorel olayı iş dünyasında gayet normal bir şey. Burada senin hiçbir suçun yok. NÇF adamı yanlış yönlendirecekti. Ben yanlış gördüğüm bir şey konusunda Haluk Dorel’i uyardım sadece. Anlaşmayı bile ben bir şey sormadan o teklif etti.’’ Akın sormamıştı ama adamı o yöne ustaca yönlendirmişti. Ve istediğinden kat kat fazlasını almıştı. Sonuç olarak kritik bir zamanda iyi bir hamle yapmıştı. Aldığı tatmin edici sonuçlar yaptığı şeyden pişman olmasını imkânsız kılıyordu. Akın suçun nasıl Şirin’e kaldığını da anlamamıştı. Kız yeniydi henüz. Ve pek bir şey bilmiyordu. O Fak denen it kendi dolandırıcılığına bakmadan kıza yüklenmeye utanmıyor muydu?
Şirin’in bakışları yumuşayacağı yerde daha da karardı.
‘’Bil diye söylüyorum bu yaptığına hile denir. Kendini ‘iş dünyasında normal’ diye aklamaya çalışma. Ben aptallığım yüzünden gayet suçluyum ama sende beni kullandın.’’
‘’Kullanmadım! Sen bana farkında olmadan ihtiyacım olan bir şeyi söyledin. Bu da işime yaradı.’’
Şirin ayağını yere vurdu sinirle.
‘’Kullandın! Kullandın işte. Sonra da vicdanını rahatlatmak için bana yakın davranmaya başladın. Belki de ağzımdan başka şeyler almayı planlıyordun.’’
‘’Ne alakası…’’
‘’Sus! Sus Akın. Beni Nihat Çetin’e karşı zor durumda bırakmasaydın bile onu dört kişi nasıl dövdüğünüzü öğrendiğimde soğuyacaktım senden. Artık zoraki arkadaşlığına devam etmene gerek kalmadı. Seninle hiç işim yok benim artık. Tarafımı seçtim. ‘’
‘’Oturup sana bizi mi şikâyet etti? Kendi yaptıklarını da söyledi mi?’’
Akın üste çıkmaya çalıştıkça Şirin daha da çileden çıkıyordu.
‘’Ya ne yapmış olabilir size. Sizden genç, yeni reşit olmuş bir çocuk ne yapmış olabilir de dayağı hak etmiş olabilir? Dedikodu meselesinden mi bahsediyorsun? O kızın doğru söylediği ne malum? Sen Nihat Çetin'i üç yılda hiç mi tanımadın?’’
‘’Fak senin arkadaşın diye onu savunmak kolay geliyor sana. Ama bende Leyla’yı çocukluğumdan beri tanırım. Her şeyi geçtim böyle bir şeyi uydursa bile, o kadar uzun bir süre sürdürmek için hiçbir sebebi yok ki.’’
‘’Anlamıyorsun! Nihat Çetin yapmadım diyorsa yapmamıştır. Açıklayamayacağı hiçbir şey yapmaz. Yapsa bile dümdüz yaptım der. Ya ben bunu 15 yaşında anladım, siz nasıl anlayamadınız?’’
Akın buna inanmakta hala zorlanıyordu.
‘’Dalavere çevirmekte bu kadar iyi biri yalan mı söyleyemiyormuş? Hah! Arkadaşını gerçekten tanıdığına emin misin?’’
‘’Dalavere dediğin şey plan proje gerektiriyor ki NÇF bunda harikadır. Dalavere çevirdiğini anlamazsın bile. Ben; ona ‘Sen dalavere mi çeviriyorsun?’ diye dümdüz sorduğun zaman alacağın cevaptan bahsediyorum. Ya da alamayacağın. Teknik olarak cevapta vermeyebilir. Ama bu da yalan sayılmaz!’’
Akın ikna olmamıştı. Geçmişe döndü. En başından beri NÇF hakkında bazı olumsuz fikirleri vardı. Sanki aralarına girmek için çok fazla… Çok gereksiz çabalıyor gibiydi. Bu da Akın’ı hep bir parça itmişti. Bir süre sonra amacına ulaşmış ve arkadaş olmuşlardı. Akın onu sevmeye de başlamıştı. Ama o içindeki şüphe zamanla oldukça küçülse de asla kaybolmamıştı. Dedikodu olayı patlak verdiğinde belki de bu yüzden ‘o yapmaz’ diyememişti. Leyla bu konuda yalan söyleyecek kadar ileri gidebilir miydi? Evet.
Ama bunu taa mezuniyete kadar sürdürmesi, kavgadan önce oldukça tenha bir yerde sadece beşi olmasına rağmen, söylediklerinde ısrarcı olması Akınları onun doğru söylediğine ikna etmişti. Hepsinden daha önemlisi Nihat Çetin'in kendi tavırlarıydı. Mezuniyete yaklaştıkça onlardan uzaklaşmış, varlıklarına bile katlanamıyormuş gibi davranmaya başlamıştı.
Tabi fiziksel şiddetin fazla olduğunu sonradan onlarda kabul etmişti. Kavga o kadar gereksiz alevlenmişti ki, kendilerine geldiklerinde ambulans Nihat Çetin’i çoktan hastaneye götürmüştü. Nedendir bilinmez o şerefsiz Fak şikayetçi olmamış, dava da etmemişti. Allah’tan olay rektörlüğe de yansımamıştı. Gerçi NÇF sonradan yaptığı her şerefsizlikle o dayağı fazlasıyla hak ettiğini kanıtlamıştı da… Neyse! Bu Şirin’i daha fazla üzmekten başka neye yarayacaktı?
Birden adını ağzını almadan uzun bir süre geçirdiği Leyla’yı on dakika içinde ne kadar andığını fark etti ve ürperdi. İnşallah bu bir işaret değildir.
Yanındaki tırabzanın tahtasına vurmayı ihmal etmedi.
Sonra karşısındaki komşu kızına baktı. Sinirliyken bile öyle tatlıydı ki. Yanakları kızarmış, gözleri çakmak çakmak olmuştu. Dans teklifini öylesine etmişti. Yine de davetin sonunda onunla dans fikrinin ne kadar içinde kaldığını düşünmüştü can sıkıntısıyla. Eh! Alacağım olsun madem!
Sanki tartışmıyorlarmış gibi gülümsedi Şirin’e. Şirin şaşırmıştı.
‘’Bu gece daha kötüye gidemez nasıl olsa? Gel barışalım komşu kızı. Dorel konusunda seni sıkıntıya soktuğum için içtenlikle özür dilerim. Sana zamanla daha yakınlaştım çünkü sevilesi bir insansın. Hayat enerjini seviyorum. Başka türlü düşünüp kendine haksızlık etme! NÇF eski bir mesele maalesef. Ama o bu konuda bir adım atarsa bende atacağım. Bu konuda sana söz veriyorum. ‘’
Şirin özrünün samimiyetini hissediyordu ama artık eskisi gibi olmaları zordu. Yine de bir çocuk gibi trip atıp tavır yapmayacaktı.
‘’Özrün için teşekkür ederim. Tarafımı seçtiğim konusunda ciddiyim ama. Yine de… Sana çocuk gibi küsecek değilim. Sadece şunu bil; Artık karşı dairende komşu kızı değil, rakiplerinden biri var. NÇF benim için zannettiğinden daha önemli biri. O yüzden öğrendiklerimden sonra arkadaş olmamız zor. Yine de yüz yüze bakacağız, o yüzden selamımız sabahımız olur, merak etme.’’
‘’ Ne kadar cömertsin!’’ diye mırıldandı Akın. Gururu kırılmış hissediyordu. ‘’ Öyle olsun! Zaten benimle dans da etmedin!’’ diye şikâyet etti şımarık bir çocuk gibi. Bir kollarını kavuşturup ‘Hıh!’ yapması eksikti.
‘’Neden bu kızla dans etmen gereksin ki, ben varım?’’
Şirin’in ağzından çıkmayan bu cümleyle Akın dondu kaldı. Bu gece daha kötüye gidemez demişti değil mi? Şom ağzıma sıçayım! Bugün o kadar adı geçmesinin bir hikmeti vardı demek. Bunca yıldan sonra Akın’ın belirtilere aşina olması ve hazırlıklı olması gerekirdi oysa.
Şirin ise karşısındaki uzun boylu, esmer, simsiyah saçlı, muhteşem güzellikteki kıza ağzı açık bakakalmıştı. Kızın gözleriyse Akın’a öyle sahiplenici bir tavırla bakıyordu ki.
Beyninin error vermemiş son hücreleriyle ‘’Aaahhh!’’ diye sonunda bir şeyleri anlamış gibi başını salladı kendi kendine, Aslı’nın telefonda sorduğu soruyu hatırlamıştı. ‘’ Tipi değilmişim!’’