YAŞIM GELDİ

1201 Words
Yavrum baban nereli? Nereden bu kaşın gözün temelii?🎶 Şirin yanıyordu. Kelimenin tam anlamıyla yanıyordu. Eve gelince kendini soğuk suyun altına zor atmıştı. Allah’ım o yeşil gözler… o boy pos… O nasıl bir yakışıklılık! Sana neler demeli? Ay seni çıtır çıtır yemeliii🎶 Hayatında ilk defa arzuyu iliklerinde hissetmişti. O koyu sarı, kıvırcık, ensesine uzanan saçlarla bezeli başını iki avucunun arasına alıp onu ısıra ısıra yiyip bitirmek istemişti. Göz göze geldikleri her seferde sanki vücudunun çeşitli bölgelerine hafif elektrik şokları veriliyormuş gibiydi. Parfümü bile güzeldi. Ter kokulu teyzelerin arasından ona ulaşmış ve Şirin’de sigara bağımlısı biri gibi içine içine çekmeye çalışmıştı. Ama kendisiyle gurur duyuyordu, içten içe altüst olmasına rağmen dışarıya hiçbir şey yansıtmamış, hatta Akın Beye -Allah’ım adı bile yaa- oldukça mesafeli davranmıştı ki onu kolay kız sanmasın. İlgisini hiç belli etmemiş, gayet hanım hanımcık davranmıştı. ‘Ay komşuyuz mu biz şimdi?’, diye düşündü heyecanla. Evden özensiz çıkmamaya karar verdi. Ya merdivenlerde filan burun buruna gelirlerse… Akın biraz utangaç birine benziyordu, hep gözlerini kaçırmıştı. Neyse ki Şirin’de utangaç tek bir kemik bile yoktu. Bu yüzden ipleri eline almalı, dişi kuş olarak yuvasını kendi elleriyle kurmalıydı. Öncelikle Münevver Teyzeyle -Allah anne demeyi nasip etsin- arayı iyi tutmalı ve kendini sık sık karşı daireye davet ettirmeliydi. Sonra Akın’la ortak noktaları olan şirketleri üzerinden muhabbet kurar, hiçbir şey bulamazsa hiçbir bilgisinin olmadığı bilişim alanında yardım isterdi. Biraz cilve, birkaç kahve yeterli olurdu. Olurdu değil mi? Şirin güzel olduğunu biliyordu. Açık kahve saçlı, mavi gözlüydü. Pembe beyaz ve yumuşacık bir teni vardı. Minyondu ve orta boyluydu. 1.60’ın kısa olduğunu iddia edenlere itibar etmeyin siz. Gayet orta boydu işte. Çok zayıf değildi ama fazla kilosu da yoktu. Her zaman enerjik ve neşeliydi. Müthiş bir iletişim yeteneği vardı. Kavga tartışma nedir bilmezdi. Bu dünya da iyi anlaşamadığı ya da anlaşamayacağı tek bir insan bile yoktu. :) Her ne kadar NÇF’yle yakın arkadaş olsa da şimdiki işini üstün iletişim yetenekleriyle elde etmişti. Arkadaşının telefonda kızıp bağırdığını duymuş o telefonu fırlatmadan telefonu eline almış ve kendi tatlı diliyle sorunu çözmüştü. Ertesi sabah kahvaltı da Nihat Çetin’in masadaki günlük sohbetler arasında akışa uymakta ne kadar zorlandığını görmüş ve yanına oturup sohbet zincirine katılmıştı. Kimseye arkadaşının sosyal anksiyetesini çaktırmadan onu konuşmalara dahil etmişti. Nihat Çetin onun iletişim yeteneğinin ne kadar işine yaradığını görünce büyük bir projeye çalışır gibi çalışmış ve arkadaşına reddedemeyeceği bir iş teklifi hazırlamıştı. Teklifte bolca acı, gözyaşı, kendini acındırma ve her 10 yılda bir Şirin’in kendisini hangi konumda göreceğiyle ilgili detaylı planlar mevcuttu. Dolgun bir maaş, kira hatta araç dahil Şirin’in reddedememesi için her şey düşünülmüştü. Şirin her şeyden ziyade arkadaşının onu yanında tutmak için bu kadar uğraşmasına duygulanmış ve teklifi hiç uzatmadan kabul etmişti. Yeni bir şehir, yeni bir hayat, yeni arkadaşlar, yeni aşklar… Gerçi ‘’aşk’’ daha doğrusu, ‘gerçek hayat sınırları içindeki aşka’ yabancıydı Şirin. Bildiği her şeyi romanlardan öğrenmişti. Herkesin ilk aşkını yaşadığı ergenlik dönemlerinde Şirin roman kahramanlarıyla aşk yaşıyordu. Kitaplardaki gibi bir aşk yaşamak istiyor ama kitaplardaki gibi bir erkek bulamıyordu. Genelde ‘muhteşem’ kadın yazarların ‘muhteşem’ beyinleriyle yazıya dökülen erkek karakterler; saatlerce emek verilmiş, her detayı ince ince işlenmiş ‘muhteşem’ yağlı boya tablo gibi oldukları için, gerçek hayattaki erkekler bu tabloların yanında kuşe kağıdına çizilmiş Cin Ali gibi kalıyordu. Mesela ne olurdu sanki birkaç hafta önce Giresun’da ona kahve ısmarlayan Ferhat adlı çocuk bütün gece ‘genelde kızlar bana yürür, ben şunu yaparım bunu yapmam, bardağımı bile kaldırmam’ gibi saçma sapan konuşarak saatlerini yiyeceğine, hoş yüzüne çekici bir gülümseme kondurup elinin üstünü nazikçe öperek ‘’Sana bir cuma günü saat 5’te kahve alırken âşık oldum. Ömrümün sonuna kadar her Cuma bunu kahve içerek kutlarız artık’’ deseydi ve şu iki cümleyle Şirin’in aklını alsaydı. Çok mu zordu? Tam Şirin pes etmişken, artık âşık olamayacağını kabullenip mantık evliliğini ciddi ciddi düşünürken karşısına tam da romanlardaki gibi bir erkeğin çıkması kurban olduğu Rabbinin ona ‘benden ümidini kesme’ işareti değil miydi? O sırada düşüncelerini annesinin araması böldü. Hâl hatır muhabbetinden sonra evine alışıp alışmadığını, çevresinin, komşularının nasıl olduğunu sordu. Şirin her zamanki neşesiyle her sorusunu güzelce cevaplayıp annesinin içini rahatlattı. Kapatmaya yakın annesini durdurdu: ‘’Annem benim çeyizim ne durumda ya, yarın öbür gün evlenmek istesem yetişir mi?’’ ‘’Yani işte birkaç nevresim bir de neden her şeyden önce tutup onu aldığını bilmediğim bir düdüklü tenceren var. Bir kaçta ufak tefek, aktüellerden topladığın mutfak eşyası.’’ ‘’Düdüklü tencere önemli anne, düdüklü tencereme laf etme. Ben üç kuruş maaşımla beş taksit ödedim ona. Ama anne ya, çok az bu. ’’ diye sızlandı Şirin. ‘’Kız sen niye bunun derdine düştün şimdi? Ben sana o kadar gel şunu alalım bunu alalım derken ‘çeyiz mi kaldı’ deyip ağzını büküyordun?’’ Bu kadında laf sokma şansını hiç kaçırmıyor ha! ‘’Ay yaşım geldi anne, koca bulup evlencem ben. Okulu bitirdim -tik-, iş buldum -tik-, sıradaki evlilik -soru işareti-‘’ ‘’Kız seni kim alır, alsalar bile üç gün sonra kapıma atarlar seni o dağınıklıkla, yakma kızım kimsenin başını, otur oturduğun yerde!’’ ‘’Kapına atacak adama kız verme sende anne! Seven adam her halini kabullenmeli’’ ‘’Ha değişeyim yok hiç, illa seni böyle kabul edecekler. Ah kızım, evlilik dediğin dizi değil, roman değil. Bakmazlar gözünün yaşına.’’ ‘’Sağ ol anne. Millet zamane kızları yuvalarını bilsinler diye ikna etmeye çalışır sen beni soğutmaya çalışıyorsun. ‘’ Annesi güldü. ‘’ Ben başa geleceği söylüyorum. Bir söz var ‘yüzüne baktım peşine takılıp gidesim geldi, evine vardım düşüp ölesim geldi' diye.’’ Şirin gözlerini devirdi. Annesi bunu ve ‘yaptığın banaysa öğrendiğin sana’ adlı atasözlerini beyninin sık kullanılanlar kısmında tutuyordu. Uzatmadan vedalaşıp kapattı. Daha hiçbir kutusunu açmadan dağıtmayı başardığı evine baktı. Akın Bey düzenli bir adam mıdır acaba? Anasının dizinin dibinde evin tek oğlu olarak yetişmişti ve muhtemelen çoğu erkek gibi ev işlerinden bihaberdi. O yüzden Şirin bir tık rahat hissediyordu kendini. Kadir Ezildi gibi biri onun kadar dağınık bir insanı kesinlikle üçüncü gün anasının kapısına atardı. Etme eyleme Kadiiiir! Valizlerinden yarın iş başı yaparken giyeceği su mavisi ipek gömleğini ve lacivert tonlarındaki dizüstü kalçalarını saran eteğini çıkarıp ütüledi. Duşa girmeden telefonuna baktı. NÇF mesaj atmıştı. ‘’Yarın saat 9’da kahvaltı yapıp öyle geçelim şirkete. Rakip şirketten görüşmem gereken bazı kimseler de olacak, adresi atarım.’’ Onayladıktan sonra duşa girdi. O sıralarda tam onun yatak odasının bitişiğindeki oda da Akın kafayı yemek üzereydi. Annesi yıkadığı eşyaları gelişi güzel çekmecelere yerleştirmişti. Bu gömlek böyle mi katlanırdı. Bu çoraplar neden üst üste konulup üçe katlanıp diğer çorapların hizasına yerleştirilmemişti de iç içe geçirilip çekmeceye atılmıştı. Hele Çarşamba çamaşırının Cuma ve cumartesi gününe ait iç çamaşırlarının arasına yerleştirilmesi… Biliyor huyumu, bilerek yapıyor. Akın yürümeye başladığından beri düzenli bir çocuktu. Dağınıklığa tahammül edemez, çocukken evlerine gelen yaşıtı misafir çocukların bile koltuktan kalkmasına izin vermez, annesinden daha çok titizlenirdi. Annesinin herkese parmak ısırtacak kadar düzenli mutfağı Akın’a kaos dolu bir cehennem gibi geldiği için mutfağa mümkün olduğunca girmiyordu. Tek istediği annesinin de onun düzenine girmemesiydi ama girmek ve Akın’ı deliliğe sürmek için hep bir bahane yaratıyordu. Bu yaşımda bile porno mu arıyor acaba? Akın sinirleri bozulmuş bir şekilde yatmaya hazırlandı. O sırada telefonuna bildirim geldi. Üniversiteden arkadaşı ve şimdiki ortaklarından biri olan Bahri yazmıştı: ‘’Abi bu NÇF’ye görüşme talebinde bulunuyorduk da hani hep bizi reddediyordu ya, ne hikmetse bu sefer yarın sabah kahvaltı saatinde görüşelim demiş’’. Akın şüphelense de onay mesajı yollayıp gözlerini kapattı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD