ATEŞİN ETRAFINDAKİ PERVANELER

1053 Words
Şirin arabasını evinin önüne park etti. Ve onunla aynı zamanda gelmesine rağmen annesine bir şey söylemek için yukarıya çıkan Akın’ı beklemeye başladı. -Aslında tuvalete çıkmıştı.- Akın nihayet geldi ve Şirin’e arabasını işaret etti. Şirin heyecanla ilk defa NÇF ve Aslı’dan başka birinin yan koltuk prensesi olacağı arabaya bindi. Bir süre çevreyi gezdikten sonra ünlü zincir kahvecilerden birine oturdular. Şirin bu zamana kadar bayılmadığı için kendini tebrik ediyordu. Biraz havadan sudan konuştular. Ufaktan arkadaş olmaya başlamışlardı sanki ve Şirin ‘arkadaşının’ medeni durumunu deli gibi merak ediyordu. ‘’Kız arkadaşın bana yardımcı olmanı sorun eder mi? Tabi varsa, yanlış anlama ben kesinlikle sorun ederdim de o yüzden soruyorum. Her ne kadar şu an sevgilim olmasa da… Sevgilin daha modern olabilir sonuçta.’’ dedi. Bunu sorarken o kadar gerilmişti ki cümleyi nasıl bitirdiğini bile bilmiyordu. Akın ayağına gelen fırsatı tepmek istemedi. Kızı reddetmiş olmadan meramını anlatabilirdi. ‘’ Kız arkadaşım yok’’ dedi. Şirin’in rahatlamasına fırsat vermeden devam etti. ‘’Açıkçası pek ilişki de düşünmüyorum bu aralar.’’ ‘’A-ama neden ki? Gençsin, iyi birisin, güzel bir mesleğin var. Boylu poslusun…eee… Yakışıklısın da…’’ Şirin eklediği her kelime de daha da kızarırken Akın’ın kaşları yukarı kalkıyordu. Komik kızdı; Akın kızın utanacağını bilmese kahkahalarla gülerdi. Sevimliydi; kızın yanaklarını sıkmak için delice bir arzu duymaya başlamıştı. Ve… Yanakları böyle kırmızıyken çok ama çok güzeldi. ‘’Şey demek istediğim, ortalıkta bu kadar kötü erkek varken zaten sayıca az olan türünüzün kendini geri çekmesi hemcinslerim adına haksızlık sanırım!’’ Şirin aşk itirafı yapacak kızdan ne ara protesto sözcüsü olmaya geçtiğini merak etti. Elinde pankartı eksikti. Götümüz… Başımız…Ayrı…oynuyor! Yazılı bir pankart. ‘’Beni iyi olup olmadığıma kanaat getirecek kadar tanımıyorsun’’ ‘’Bir izlenim edinecek kadar gözlemledim, mütevazı olmana gerek yok. Yanlış anlama ama siz erkekler dünyanın en gizemli varlıkları değilsiniz.’’ Akın güldü: ‘’Öyle olsun, iltifat kabul edeceğim o zaman.’’ ‘’Peki neden ilişki düşünmediğini sorabilir miyim?’’ Şirin saf olabilirdi ama aptal değildi. Şu an reddedildiğini oldukça net bir şekilde görebiliyordu. Ama yine de merak etmekten alıkoyamıyordu kendini. ‘’Birkaç farklı sebebi var tabi. En önemli sebebi… Nasıl anlatabilirim ki? Benim başımda bir bela var, Şirin. Hayatımı ele geçiren bir gölge. Bütün ilişkilerimi sabote eden, kendine çıkmayan her yolu tıkayan bir lanet. Kendisi hayatıma sıçılması gerektiğine karar verdiği zaman ortaya çıkıp sonra yine sırra kadem basıyor.’’ ‘’Eski sevgilin mi?’’ ‘’İlişki yaşadığım ya da yaşayabileceğim biri değil kesinlikle, onu bizzat deneyimlememiş hiç kimse anlattıklarıma inanmaz, kesinlikle bana deli derler, senin bile inanacağından şüpheliyim. Öyle şeyler yaşadım ki o ‘üç harfli’ kelimeyi (aşk) her duyduğumda içim ürperiyor artık ‘’ Şirin gözlerini kısıp karşısındaki yakışıklı beye baktı. Nedense inanıyordu ona. Halinde tavrında gerçek bir şeyler, belli belirsiz bir çaresizlik vardı. Üç harfli? Eğer adı üç harfli eski bir sevgili değilse… Bu tek bir şey olabilir! Şirin vardığı sonucu kendi kendine kafasını sallayarak onayladı. Dedesinin dağ köyünde ve ıssız yaylasında büyümüş sayılırdı ve anlatılanlardan az çok bu sorunları tanıyordu. Çözülmeyecek şeyler değil tatlım, diye geçirdi içinden. Sen şehir bebesi olduğun için böyle şeylerle nasıl baş edeceğini bilememişsin. Halime neneye su okutacağım ben senin için merak etme. Akın kızı üzmeden sorunu çözdüğü için seviniyordu. Şirin onu az da olsa anlamıştı ve hiç üzülmediği şu an yüzünde olan melek gibi gülümsemesinden belliydi. Yine de göğüs kafesinin oralarda deli gibi kaşınan ufak bir nokta vardı. Bir hafta sonra Kahve içtikleri günden bu yana bir hafta geçmişti ve denk geldikleri zaman havadan sudan konuşacak kadar arkadaşlığı ilerletmişler, birbirlerinin yanında daha rahat davranmaya başlamışlardı. Şirin hayatı boyunca hiç, bir erkekten platonik olarak hoşlanmanın tatlı heyecanını tatmamıştı. Kalbinin bu kadar hızlı atmasının ya da midesinde böyle kelebekler uçuşmasının nasıl bir his olduğunu daha yeni yeni öğreniyordu. Daha önce hiç tanıma fırsatı bulamadığı 'aşkın' bir çeşit bağımlılık gibi bir şey olduğuna karar vermişti. Her gün belli bir miktarda maruz kalmazsa insanı ölüme bile götürebilecek kadar güçlü bir bağımlılıktı. Maruz kalma eşiği arttıkça geri dönüş olmayacak şekilde daha da bağlanmış buluyordu kendini. Her ne kadar çoğu insandan daha iyi biri olsa da Şirin'de de her insanda bulunduğu gibi bir parça bencillik bulunuyordu. O böyle gece gündüz ateşin etrafındaki pervaneler gibi için için yanarken, aklının, hayatının, kalbi ve ruhunun altı üstüne gelmişken Akın'ın normal bir akışta hayatına devam edebilmesi, onu bir arkadaş hatta komşudan daha öte görmemesi zoruna gitmeye başlamıştı. Şirin'de onu ateşinde yakmak istiyordu. Onu da aynı onun kendisine yaptığı gibi fiziksel olmayan bir açlığa ve susuzluğa mahkum etmek istiyordu. Bu düşüncelerle kafayı yediği bir anda delice bir fikre tutundu. Sonraki günlerde O, Akın'ı kendisine 'maruz bırakmaya' başladı. Bazı gözlemlerden sonra Akın'ın her gün kaçta evden çıktığını belirlemişti. Şirin 7:30' da evden çıkarken Akın 7:45 gibi çıkıyordu. Nihat Çetin'le konuşarak kendi iş saatini de buna göre ayarladı. Normalde işe giderken rimel bile sürmeye üşenen biriydi. Akın hayatına girdiğinden beri profesyonel makyaj artisti gibi olmuştu. Daha bir kaç hafta öncesine kadar küçümsediği çoğu fenomeni takip etmeye başlamıştı. Hatta görgü kuralları üzerine bile kendini geliştirmeye çalışıyordu ki bunu arkadaşı Nihat Çetin'in elit ailesiyle tanışacağı zaman bile yapmamıştı. Sonuçta yakışıklı komşusu, Şirin'den biraz bile hoşlanabilirse 'ilişki yok' kuralını esnetebilirdi. Akın, Şirin'i her gün görmeye o kadar alışmıştı ki, evden çıkarken gözleri onu aramaya başlamıştı. İşler Münevver teyzenin olmasını umduğu kadar hızlı gitmiyordu tabi. Arka planda olanlardansa hiç haberi yoktu. Oğlunun müstakbel gelinini reddettiğini bilmiyordu mesela. Müstakbel gelininin ise bir ‘arkadaşının’ sorunu için 105 yaşında bir kadını alarma geçirdiğini. Halime nene köyün evliyası gibi saygı görürdü. Belki de gerçekten öyleydi. O da kendi dedesinden el almış, yıllarca muhtaçlara sadaka verilmesi karşılığında nice dermanı zor derde çare bulmuştu. Şirin yetimlere düzenli yaptığı yardımı bu sefer sadaka için tekrar yapmış sonra da ilk iş onu aramış ve Akın’ın durumunu sormuştu. Halime teyze birtakım şeyler denemiş ama Şirin’in anlattığı gibi bir şey görememişti. Belki de ona gözükmeyecek kadar güçlüydü. Tamamen bir şey yok da diyemiyordu çünkü bariz bir şekilde çocuğun enerjisi daha baskın bir şey tarafından baskılanıyordu. Aramaktan vazgeçmiş, işi duaya dökmüştü. Gece gündüz zavallı çocuğa dua okumuş, onu derdinden kurtarması için Allah’a yalvarmıştı. Bunların hiçbirinden Akın’ın haberi olmasa da son zamanlarda kendini daha rahat, daha hafif, daha umut dolu hissediyordu, hatta ruhen daha bir güçlü olduğunu bile düşünmekteydi. Benliğindeki karanlık gölgeler çekilmeye başlamış, eskiden kasvetli ve umutsuz bir hava olan rüyalarına bile bahar gelmişti. Farkında olmadan sabahları hazırlanırken daha çok zaman harcamaya başlamıştı. Kendi işi olduğu için bazı günler eşofmanla gittiği işe gömlek ve pantolon giymeden gidemez olmuştu. Bu yeni bulduğu enerjiyle Haluk Dorel ile görüşmeye gitti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD