-Maya’dan- Çırağan Sarayı’nın Boğaz’a nazır devasa terasındaki o serin rüzgâr, Yekta’nın dudaklarının sıcaklığıyla birleştiğinde zaman benim için tamamen durmuş gibiydi. Belimdeki güçlü parmakları beni biraz daha kendine çekerken, salondan gelen orkestra müziği ve fısıltılar çok uzak bir dünyanın gürültüsü gibi silinip gidiyordu. Leyla Karadağ’ın yüzündeki o çatlayan asalet maskesi, bileğimdeki antika taşların pırıltısı, Bedri Bey’in günlerdir bana öğrettiği zarafet taktikleri... Hepsi bu anın, Yekta’nın gözlerindeki o katıksız ve karanlık tutkunun arkasında kaybolmuştu. "Yekta..." diye mırıldandım, dudaklarımız ayrıldığında nefes nefese. "Bitti mi? Gerçekten geri adım atacak mı?" Yekta’nın buz mavisi gözleri gecenin karanlığında çelik bir kılıç gibi parlıyordu. Baş parmağı alt du

