-Maya’dan- Güneş Boğaz’ın lacivert sularının üzerinde altından bir tepsi gibi doğarken, Gençaslan malikanesinin bahçesinde hazırlıklar neredeyse tamamlanmıştı. Tüm bahçe, devasa beyaz ortancalar, şakayıklar, binlerce kristal avize ve deniz kenarına kurulmuş o ihtişamlı nikah takı ile donatılmıştı. Rüzgar estikçe beyaz tüller dalgalanıyor, adeta bir masal diyarının kapıları aralanıyordu. Ve ben... Aynanın karşısında, üzerimdeki o büyüleyici gelinlikle duruyordum. Omuzlarımı açıkta bırakan, beli incecik kavrayan ve eteği kuğu gibi süzülen ipek gelinliğimin üzerinde tek bir pürüz dahi yoktu. Saçlarım hafif bir topuz yapılmış, sol bileğimde ise Yekta’nın annesinden kalan o simgesel elmas bileklik parıldıyordu. Kapı birden pat diye açıldı. Bedri Bey, elinde mor ipek mendili ve gözl

