-Maya’dan- Gözlerimi açtığımda oda, Bedri Bey’in tazelediği papatya çayının o ağır, otsu kokusuyla doluydu. Salondaki berjerin üzerine kıvrılmış, üzerime Bedri Bey’in dizlerimi örttüğü o ekose battaniyeyi çekmiştim. Bacaklarımdaki sızı, tenimde hâlâ duran o yakıcı his ve 42. kattan süzülen o ağır anılar zihnimin içinde dönüp duruyordu. "Uyanmışsın," dedi Bedri Bey. Elinde gümüş bir tepsiyle salona adım attı. Tepside iki dilim kızarmış ekmek, reçel ve tabii ki buharı tüten bir fincan çay vardı. "Duşunu aldın, dinlendin ama yüzündeki o 'ben dünyayı yaktım ama külüme sahip çıkamıyorum' ifadesi hâlâ silinmemiş." Battaniyeyi göğsüme kadar çektim. "Bedri Bey... Gerçekten geleceğini düşünüyor musunuz?" Bedri Bey tepsiyi önümdeki sehpaya bıraktı. Rop dö şambrının eteklerini savurarak kar

