-Maya’dan- Gözlerimi açtığımda oda, gecenin o loş ve yakıcı gölgelerinden sıyrılmış, sabahın ilk gri ışıklarıyla dolmaya başlamıştı. Tavan boyutundaki camların ardından İstanbul, sisli bir örtünün altında uyanıyordu. Sırtımı dayadığım dev ahşap masanın üzeri hâlâ darmadağındı; yere saçılmış evraklar, dün gecenin kasırgasını sessizce kanıtlıyordu. Göğsüm hızlı hızlı inip kalkarken, üzerime örtülmüş olan Yekta’nın o ağır, koyu renk ceketine sıkıca sarındım. Ve hemen yanımda... Yekta vardı. Çıplak göğsü hafifçe yükselip alçalıyordu. O bozulmaz, kusursuz taranmış saçları darmadağındı. Yüzündeki o sert, aşılmaz çizgiler yumuşamış; yerini ilk defa gördüğüm insani, savunmasız bir huzura bırakmıştı. Dün gece burada bir sorgu yaşanmamıştı. Dün gece bu odada, iki insanın kontrolü tamame

