Aşağıya indiğimde annemin yüzünde güller açıyordu. Şu birkaç günde anladığım bir şey varsa oda bu evde savaşın sözünün geçtiğiydi.
“kızım nihayet ikna oldun ha” dedi sanki çok güzel bir şeye karşı çıkıyormuşum gibi
“anne sen hep bizim okumamız için destekler öğüt ederdin şimdi ne değişti” dedim ki bu doğruydu.
“o zaman doğrusunu bilmiyordum şimdi okulların tam bir pislik ve zina yuvası olduğunu fark ettim” dedi yasin abiye bakarak.
“bir kaç ayda insanın fikirleri bu kadar değişmez ilaç filan mı kullandırıyorlar sana” dediğimde cevap verdiğime memnun değillerdi. Eminim susup evet efendim demem daha çok hoşlarına giderdi.
“neyse kızım otur bizimle bir çay iç sonra konuşuruz” diyerek beni geçiştirdi.
Ben ise onların yanında kalmadım. Ve burada kalacağım süre içinde onlara bu evi cehennem edeceğim madem ben rahat edemiyorum benim rahat etmediğim yerde kimseye huzur vermem.
Kardeşim benim kaldığım odanın yanında ki odadaydı. İçeriye girdiğimde onu bambaşka biri olarak gördüm tanıdığım kız değildi sanki. Başında türbanı üzerinde ona çok bol gelen bir Elbisesi vardı.
Yanlış anlaşılmasın benim dinle alakalı bir problemim yok fakat kardeşim her zaman çok ünlü güzel fizikli bir manken olacağını söylerdi.
“sevim nasılsın” dedim bu konu hakkında üzerine gitmek istemiyordum.
Bana boş bir ifade ile baktı.
“iyiyim abla seni görmek istemiştim ama gelemedim” dedi suçlu bir çocuk gibi.
“sorun değil biraz hastaydım sana bulaşmasın diyedir” canı sıkkın gibiydi kendi konularım ile onu sıkmak istemedim.
“tabi öyledir” dedi iç çekerek.
“sevim iyi misin ablacım biraz kötü görünüyorsun” dediğimde kendini salmıştı.
“abla ben okula gitmek istiyorum” dedi gözleri dolu dolu.
“ee gidiyorsun ya zaten ablacım”
“hayır gitmiyorum ben manken olacağım okuyacağım dedim cehennemde yanarsın dediler”
Şaşkınlıktan dilim tutuldu. Annem okula gittiğini söylemişti ve ben bu kadar ihmalkâr olmama çok kızdım.
“ama annem gidiyor dedi”
“orası okul değil ki kurs”
“peki ya türbanın”
“annem taktırdı” bir eliyle gözyaşlarını siliyordu. Burnunu çeke çeke “abla ananeme gidelim orada kalalım ben burayı hiç sevmedim hem sende gidiyorsun ben tek başıma kalıyorum lütfen”
Ağlamasına karşı benimde gözlerim doldu.
“annemle konuşacağım okula gideceksin, sıkma canını ben her zaman yanında olacağım tamam mı”
Başını sallayıp göğsüme dayandı ona sıkıca sarılıp sakinleştirdim. Daha sonra odadan çıktım.
Aşağıya bir hışımla indim. Herkes içeride otururken eminim annem mutfakta kölelik yapmakla meşguldü.
Hazır onu tek bulmuşken canına okumayan berayın suratına tükürsünler.
“anne!” sesim oldukça hiddetliydi.
“ne oldu yine yırtınıyorsun”
“sevim hani okula gidiyordu”
“ee gidiyor” dedi önemsiz bir konuymuş gibi
“anne bana yalan söyleme kız yukarıda salya sümük ağlıyor sen bunu nasıl yaparsın ya”
“o bacaksız utanmadan beni sana mı şikayet ediyor aklınca ayağımın altına görecek!”
“lafı değiştirme sen ne ara böyle bir insana dönüştün anlamıyorum ya biz senin çocukların değil miyiz neden bu kadar acımasızsın? Kendi hayatımız hakkında karar vermek bizim sorumluluğumuz senin değil! İyi veya kötü bu bizim hayatımız. Senin oyuncağın yada kuklan değil ellerini çek üzerimizden ya hadi bana yapıyorsun, ama sevim daha 8 yaşında hayallerini yıkmaya ne hakkın var!”
“bitti mi” dedi bıkkınca
“bu yani diyeceğin” dedim tükürürcesine,
“babası öyle istedi öyle oldu diyecek bir şeyim yok” Dediğinde söyleyecek söz bulamadım dediğim onca lafı tek bir cümle ile bir kenara itmişti.
Ve devam etti, “ama sen kardeşin ve benim için bir şey yapmak istiyorsan çene çalacağına savaşla evlenmeyi düşün”
Nasıl yapıyordu bilmiyorum her zaman iyi veya kötü fark etmeden olayı hep istediği yere çekiyordu.
“yahu ne evlenmesi kadın adamla aramda bir dünya yaş farkı var hem konumuz sevim savaş değil. Kaldı ki ben reşit bile değilim”
“imam nikahına yaş sormuyorlar” dedi üstten üstten sakinliği beni iyice çıldırtıyordu bir şeyleri parçalamak istiyordum. Devam etti,
“madem kardeşini düşünüyorsun evlen o adamla tüm mal mülk ikimize kalır kardeşinde sende bende refah içinde yaşarız. İstediğimizi de yaparız kimse karışamaz”
Sabrımın kalan son kırıntıları tükenmişti. Yıkamaya çalıştığı bardakları tek tek alıp atmaya başladım. Annem çığlık atarak mutfak kapısının dışına çıktı.
“sana da imanına da nikahına da başlatma. Bak nasıl oluyor muş siz bizim hayatımızı paramparça ettiniz bende evinizi başınıza yıkacağım”
Kapıdan önce Yasin abi girmek için hamle yapmıştı ama bardaklar bitince tabakları ona atmaya başladım. Geri çekildi.
“yapma kızım sakin ol konuşalım, Zehra ne ettin kıza kudurmuş”
“bana ne hacet o hep terelelli”
“terelelliyim anasını satayım. Delirdim, beni sen delirttin kadın”
Üzerine doğru bardak attığımda Yasin abi onu kenara çekmişti. Savaş kapıdan göründü bu kez ona doğru elime geçenleri attım hatta biri kafasına denk gelmişti ama umursamadan elimi kolumu tutup beni hareketsiz bıraktı.
Savaşın annesi ona değen bardakla ağıt yakmaya başlamıştı ve evde tam bir cenaze havası vardı.
Savaş beni doğruca odama çıkardı.
“rahatladın mı bari evdeki herşeyi kırınca” dedi bir yandan da sağıma soluma bakıp hasar tespiti yapıyordu sanırım.
“rahatlamadım siz nasıl insanlarsınız, kimin haddine benim okuluma giyimime karışmak aynı şekilde kardeşimin de öyle”
Sessiz kaldı konuşmaması daha sinir bozucuydu hırsımı alamamıştım ve öfkemi kusabileceğim tek insan şuan oymuş gibiydi.
“cevap veremezsin tabi. Sen anca beni ona buna şikayet et hem sen kimsin ki bana karışıyorsun? Yok onu yapamazsın bunu edemezsin annem senin o sürüngen abinle evlenmiş olabilir ama ben tapulu malınız değilim istediğim gibi yaşarım giyinirim gezerim okula giderim batuş la arkadaş olurum istersem sevgili de olurum hiç biri seni ve aileni alakadar etmez anladın mı beni!”
Son cümlelerimde gözleri koyulaştı. Az önceki cesaretim bir balon misali sönmüştü.
Üzerime doğru geldiğinde istemsizce geri çekildim. Duvarla onun arasında sıkışıp kalmıştım.
“çekilsene üzerime üzerime geldin” az önce bir taraflarını yırta yırta bağıran ben değilmişim gibi sesim titrek çıkmıştı duyulduğundan bile emin değildim.
Kulağımın yanına kadar eğildi nefesini boynumda hissettiğimde Ürperdim.
“ben kim miyim hemen söyleyeyim canım, müstakbel kocan!”
“ve bir kez daha başka adamların adını ağzına alırsan müstakbel karıcığım seni pişman ederim. İnancın olsun ki yapacaklarım hiç hoşuna gitmeyecek.”