15.BÖLÜM

1029 Words
Aklım hala batuhandaydı. Savaş bağırıp bana kızıyordu ama ne dediğini algılayamıyordum. Burnumdan akan kan üzerime bulaşmıştır silmedim. Bu kez farklı bir eve gelmiştik orman yolunda büyük ama çevresinde hiç ev bulunmayan bir yer. Kolumdan tutup arabadan aşağıya indirmişti. Evin kapısını hizmetçi kıyafetli bir kadın açtı. Oturma odasına ilerlediğimizde herkes içerideydi. Zara teyze bana baktığında durumumdan keyif aldığı belliydi ses çıkarmadan el işini yapmaya devam etti annem ellerini ağzına kapattı. “kızım ne” Daha lafını tamamlayamadan savaş adeta kükredi. “kimse ben izin vermedikçe onunla konuşmayacak duydun mu!?” “bağırma savaş karım hamile saygın da mı kalmadı hiç” dedi yasin abi savaş sessiz kaldı beni merdivenlere doğru yönlendirirken yine onlara döndü. “her ne duyarsanız duyun benim katıma gelirseniz ant olsun ki karnında bebek var demem. Hiç biriniz yukarıya çıkmayacak” dedi tehditkaâr bir şekilde. “sen nasıl istersen oğul” dedi Zehra teyze keyifle Yasin abi ve annem pasif kalıyordu zaten ama yine de umut ediyordum annem beni kurtarır diye boş bir çuval misali olduğu koltuğa çöktü bakışlarını kaçırdı benden. Tek başımaydım anlaşılan savaş beni yukarıya çekerken adımlarım birbirine dolandı. Sendeledim ama umurunda değildi kendi odasına beni ittirdikten sonra kapıyı üstümüzden kilitledi. Bulunduğum anın farkındalığı üzerime yeni çökmüştü odada onunla tek başımaydım bir cesaret yüzüne baktım eğer öfkesi gözle görülür olsaydı yada bir silah, eminim beni yakıp kül ederdi. “eğlendin mi son bir kaç gündür. Aptal adam nasılda kandırdım diye mi düşündün?” dedi gülerek rahatlatması mı gerekiyordu bu gülüşün beni aslında daha çok germişti. “ben-” diye başladım devam edemeden araya girdi. “sen beni kandırdın. Ama bunda benimde hatam var seni hafife aldım. Yaşın küçük ama aklın iyi çalışıyor. Bir daha o hataya düşmem. Şimdi..” dedi kemerini çıkarırken, “sana güzel bir ders vermem gerekiyor ki bir daha benimle alay edip sözümden çıkma” Refleks olarak yüzümü korumak için kollarımı kaldırdım. Odada kemerin sesi yankı yaparken eş zamanlı olarak bedenimde inanılmaz bir acı hissettim. Boğazım yırtılırcasına bağırmıştım. Gözümden yaşlar akıyordu ama bu onu durdurmak için yeterli bir sebep değildi. Ben bağırıyordum öyle ki ses tellerim bile zarar görmüş olabilirdi. Ama ne gelen vardı ne giden. Aşağıdakiler kadın değil miydi? Her şeyden önce insan değil miydi? Hadi herkesi anlarımda bir anne evladının feryatlarına nasıl sessiz kalır? Beni eminim duyuyorlardı. Gelen seslere rağmen keyifle çaylarını mı yudumluyorlardı? Artık öyle ki kemerin vurduğu yerler alev alev yanıyordu acı artık o kadar fazlaydı ki yeni darbeleri hissedemiyorum. Hareketsizce yerde kalmıştım. Öfkesini yeterince kustuğunda, Elindeki kemerin yere düştüğünü duydum. Yanıma yaklaştığında acizce doğrulmaya çalıştım. Sanki acı çekiyormuş gibi bana bakıyordu. “bunu sakın bir daha yapma sonra ikimizde üzülüyoruz, gel buraya” Dediğinde eli ile yanağımı okşamak istedi. Az önce bana ölümüne vuran o değilmiş gibi. Bana dokunduğunda yüzlerce hamam böceği bedenimi istila ediyor gibi hissetmiştim. Kendimi geri çektim. Buna bozulmuştu. “peki, odana git o zaman koridorun sonundaki kapı” dedi kalkıp arkasına döndü üzerindeki kıyafetleri çıkarırken ben sendeleyerek odadan çıktım. Bedenim alev alevdi. Eski odam aynen yerleştirilmişti. Tek fark burası daha genişti. Yataktan yastığımı alıp zemine koydum oraya uzanmalıydım. Azda olsa soğuk Bedenime iyi gelir diye. Kıyafetlerimi çıkarmadım yada kanımı silmedim. Halim yoktu. Umudum yoktu. Yaşama isteğim yoktu. Artık savaşacak ne gücüm ne cesaretim vardı. Ölüm bana gelsin diye yalvardım. Batu gitmişti vicdanım bunu kaldıramıyordu. Zaman bana uzak bir kavramdı. Kaç saat geçmiş yada gün mü demeliyim bilmiyorum. Vücudum öyle bir ağırlaşmış ki ruhum sıkışıyor gibiydi. Bir ara annem gelmişti ve başka bir kadın sesi daha duymuştum. Sonra savaş geldi. Beni kucağına alıp yaptırdığını hatırlıyorum. Ha birde yaralarıma yapışan kıyafetleri çıkarırken ki acıyı ve savaşın sözlerini “ölmesin eğer ölürse senide gebertirim ne yap et onu yaşat” aynen böyle demişti. Kendime geldiğimde, başucumda bir kadın vardı. Sanırım sesini duyduğum yabancı oydu. Ben kımıldanınca o kalktı yüz üstü yatırılmıştım. “uyandın demek nasılsın ağrın sızın var mı su ister misin?” endişe ile peş peşe sordu. “yok saol ama su alabilirim” Baş ucumdaki sürahiden su doldururken konuştu, “bizi çok korkuttun bir türlü uyanmadın. Geç kaldım sanmıştım” dedi. Başımı salladım detayları bilmek istemiyordum. “sen kimsin” diye sorduğumda biraz mahcup bakmaya başladı. “ben onun kardeşiyim yani savaşın” utanıyordu henüz yirmili yaşlarda gibi görünüyordu. Ah hayır utanma yada önemli değil demek isterdim ama başkalarının duygularını önemsemiyorum artık. “onun adına özür dilerim. Yani bu olanları değiştirmez tabi ama elimden bu kadarı geliyor” Cevap vermedim kavga edecek gücüm yoktu. Odadan çıktığında savaş ile konuştuğunu duymuştum. “hayır savaş giremezsin. Berbat durumda 1 haftadır uğraşıyorum.” “sadece görüp çıkacağım” “hayır dedim. Hem bu kız daha çok küçük savaş bırak gitsin” “sana sormuyorum banu” “savaş oda elinde kalacak yeter artık bu kaçıncı fazla dayanamaz baksana” “sus benim için olmasa bile atlas için sus” Kadın susmuştu. Aslında ikisi birden. Ne savaş dönmüştü nede o. Ben aradan günler geçerken artık iyileşmeye başlamıştım. Yaralarım kapanmış morluklar silinmişti. Nihayet kendime gelmiştim. Annem bu süre boyunca bir kez bile gelmedi. Banu benimle ilgileniyordu ailesinin aksine iyi bir kişiliğe sahipti. Bataklık çiçeği gibi. Ve beni defalarca savaştan korumuş bu süre boyunca yanıma yaklaştırmamıştı. Tâki bu akşama dek. Kapım açıldı aniden ben yatağımda oturuyordum. Savaşı gördüğümde son derece kayıtsız kalmıştım. “iyileşmiş görünüyorsun” dedi alay mı ediyordu. Sadece bakmakla yetindim biraz daha yaklaştı ve yatağa oturdu. “yemek yemediğini duydum.” Dedi yeniden. Evet çünkü iştahım yoktu ayrıca derin bir vicdan yüküm vardı yemek yiyemiyordum. Elleri ile çenemden kaldırıp beni ona bakmaya zorladı. “seni kırmak istemezdim. Çok canını yaktığımı biliyorum ama beni bu hale sen getirdin. Ne vardı söz dinleyip yanımda kalsaydın?” tabi demesi kolay ne vardı beni bıraksaydın o zaman bunlar olmazdı ama ona cevap vermedim. Çabuk sinirlenen biriydi. İç çekerek devam etti, “eğer sözümü dinleyip bir daha beni hayal kırıklığına uğratmazsan böyle şeyler olmaz. Şimdi senden bir söz istiyorum bir daha sözümden çıkmayacaksın tamam mı?” Onun en kötü yanına şahit olmuştum ve eminim kızdırırsam daha beteri olabilirdi. Hem başka seçeneğim mi vardı. Başımla onayladım. Beni saçlarımdan öptü. Ellerini uzattı, “o zaman bugün aşağıda yiyelim” dedi aslında beni deniyordu gelip gelmeyeceğime bakacaktı. Onunla beraber indim yemek yedim ne söylerse yaptım gözüne batmadım. Böyle yaparsam eğer acısız bir yaşam sürebilirim sanırım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD