Barışın üzerinden tam bir ay geçmişti. İki aşiret arasındaki ilişkiler, kırık bir vazonun titizlikle tamir edilmesi gibi, günden güne daha da sağlamlaşıyordu. Gençler, artık çekinmeden bir araya geliyor, Bozatlı köyünün düzlüğünde dostluk maçları yapıyor, toz toprak içinde kalmaktan çekinmeden güreş tutuyor, birbirlerinin omzuna vurarak şakalaşıyorlardı. Aileler, ellerinde boş yoğurt kapları ya da bir tepsi börekle komşu köylere ziyaretlere gidiyor, "Geçmiş olsun, kardeşlik daim olsun" temennileriyle eski yaraları sarmaya çalışıyorlardı. Ortamda bir iyileşme havası vardı, toprak bile sanki daha bir bereketliydi bu bahar. Ama Gülperi, içindeki o kıpırtıyı susturamıyordu. Yüzeysel bir selamlaşmanın, erkeklerin aşiret meclislerinde içtikleri kahvenin ötesine geçmek gerektiğini biliyordu. Ası

