Kasım ayıydı. Sabah serinliği, artık iyiden iyiye hissediliyordu. Cihan, her zamanki gibi erkenden uyanmış, avluda çayını yudumluyordu. Ama bu sabah, içinde bir huzursuzluk vardı. Nedensiz bir sıkıntı, bir ağırlık... Gülperi, yanına geldi, elini omzuna koydu. "Yine dalmışsın. Hayrola?" "Bilmiyorum," dedi Cihan. "İçimde bir sıkıntı var. Sanki kötü bir şey olacak gibi." Gülperi endişelendi. "Rüya mı gördün?" "Yok. Ama hissiyat işte. Kadir'in gelmesini bekliyorum, birazdan köyü dolaşacağız." Tam o sırada, Kadir telaşla içeri girdi. Yüzü asıktı, soluğu hızlıydı. "Abi, kötü haber." Cihan'ın yüreği sıkıştı. "Ne oldu?" "Remzi'nin adamları sınırda. Güney sınırındaki tarlalara gelmişler, 'burası bizim' diyorlarmış. Koyunları otlatmaya başlamışlar bile." Cihan ayağa fırladı. "Ne? O tarlalar

