20.BÖLÜM

1698 Words
Günlerden perşembeydi. Pazar günü ağabeyimin düğünü cumartesi de kınası vardı. Sayılı gün çabuk geçer dedikleri olmuş bitanecik ağabeyimin yuvadan uçma zamanı gelmişti. Her şeyimiz hazırdı. Yolda olan babaannemi ve dedemi almak için otogara giden ağabeyim belli etmemeye çalışsa da fazlaca üzgündü. Kolay değildi yıllardır büyüdüğün evden ayrılmak. Anneden babadan kardeşlerinden ayrılmakta zor geliyor olmalıydı. Neyse ki sevdiği kadınla hayatını birleştiriyor mutlu olmak için çabalıyordu. Bir gün onun yerinde olacak olmam beni heyecanlandırıp buruklaştırıyordu. Annemden babamdan ayrılmak çok zor geliyordu. Geçen günlerde Kerim’le ilişkimiz ilerlemiş kavgasız gürültüsüz sorunsuz bir süreç yaşamıştık. Neredeyse 2 aya yakındır bir süredir birlikteydik. Ona göre sanki yıllardır sevgili gibiydik. Mutluydum, sevdiğim adam beni el üstünde tutuyordu. Umarım hep böyle olurdu. Bana hep aşkla bakması en çok istediğim şeylerden biriydi. “Kızım hızlan gelirler şimdi. Biliyorsun babaannen kusur bulmak için fırsat kollar.” Aslında öyle bir şey yoktu. Babaannem çok tatlı bir kadındı. Ya da bana öyle geliyordu bilmiyorum. Bize karşı hiç kötü davranmamış hep yüzümüzü güldürmüştü. Annem ise kaynana kontenjanından sevmiyordu herhalde. Gerçi sevmemek değildi de biraz çekinmek ve hoşlanmamaktı bence. “Hazır sofra anne. Sadece suları koyacağım. Onu da geldiklerinde hallederim.” “Tamam yavrum ben üzerimi değişip geliyorum.” Annem yukarı çıkmıştı. Ben de mutfakta oturuyordum. Düğün için bir çok akrabamız gelmişti. Uzaktan gelen akrabalarımızın bazıları burada ki yakınlarında kalıyordu. Teyzemler ablamdaydı. Bize de babaannemler geliyordu. Ananemler zaten Ankara’da oturdukları için kendi evlerinde kalıyorlardı. Zaten başka bir yerde kalmaktan haz etmiyorlardı. Düğüne günler kaldığı için herkeste bir telaş vardı. Kerim bile ağabeyimle bir şeylerin peşinde koşuyor eksikleri halletmeye çalışıyordu. Ben de izin almıştım. Bugünden itibaren 1 haftalık iznim vardı. Kerim’e göre bizde düğünden sonra tatile gitmeliymişiz ama maalesef imkanı yoktu. Annemlere yardım etmek için almıştım bu izni. Çalan kapı ile kendime geldim. Koşarak kapıyı açtığımda karşımda gördüğüm insanlar yüzümü güldürmüştü. “Kız sıracalı niye dikiliyorsun karşımda hele sarıl babalım ninene.” “Hanım rahat bırak güzel torunumu hele bir içeri gir sen.” Kahkahalarla sarılmıştım nineme. İçeri geçtiklerinde tekrar sarılmış öpmüştüm. Dedem babaanneme nazaran daha yumuşak başlı bir adamdı. İkisiyle de aram iyiydi. Sürekli arar sorardım, onlarda beni ararlardı. Biz otururken annem de gelmiş ellerini öpmüştü. Babam Murat Amca ile altınları tamamlamaya gitmişti. Geline kına da elini açmadığında takılacak altını almayı unuttukları için bir koşu Kerim’lerin dükkana gitmişti. Murat Amca da sahibi olarak takılmıştı yanına. Yemeğe bekleyecektik onları da. Gülfidan Teyze de geleceğim demişti ama işi uzamış olmalıydı. Ağabeyim ile havadan sudan konuşan dedeme baktım. Gözlerinin içi parlıyordu keratanın. Babaannem çantasından bir kutu çıkardığında ona dikkat kesildik. Annemi yanına çağırmış eline tutuşturmuştu. “Kız torunlarımın anası al bakayım. Bunu düğünde benim adıma tak gelinime. Ali’min hediyesidir.” Kutudan benim 4-5 maaşım çıktığında gözlerim parladı. O bilezik neydi öyle. Bende istiyordum.Trabzon burmasıydı, kalınlığı bileğim kadardı. En az 50-60 gr var gibi duruyordu. Ağabeyime ayrıca düşkün olan babaannem büyüklüğünü göstermişti.  Satıp arabamı alırdım bence. “Anne ne gerek vardı zahmet etmişsiniz. Gelmeniz bizim için en büyük hediye.” Anneme gelin ya da kızım dememesi modunu düşürmüş gibiydi ama güzel annem saygısızlık yapmamış yüzünü düşürmeden güzel güzel konuşmuştu. “Babaanne ne gerek vardı. Bana siz gelseniz yeterdi zaten.” “Ağabey ver benim olsun o zaman. Ben çok isterim.” Bunları avına kapan sırtlan gibi söylemem herkesi güldürmüştü. Bu sırada çalan kapıya bile kalkıp bakmamış öylece bileziğe bakıp hayaller kuruyordum. Altını bu kadar seviyor olmama ben bile şaşırıyordum. Hazır birikmişim varken bunu çalıp araba alabilirdim. Biraz da kredi çekerdim ne olacaktı. Benim olmalıydı bu bilezik. “ Kız sıracalı sen evlen sana 2 katını alırım bunun. Gerçi sen evde kaldın ama dur benim ahretliğimin bir torunu var Asya. Seni ona alacağım.” “Babaanne sen bana bu bilezikten al ben hemen evlenirim.” O sırada kapıdan Kerim ve babamlar salona girmişti. Gülfidan Teyze de onlarla gelmiş olmalıydı. Herkes birbirinin elini öperken ben hala avıma bakıyordum. Annemde orta sehpaya koymuş almam için bırakmıştı. Bence böyleydi. Aksi mümkün olamazdı. “Kızım ne bakıp duruyorsun sen öyle bileziğe vermem benim o.” Ağabeyim çekip almıştı gözlerimin önünden. “Ya ağabey, baba bana da alır mısın bundan. Ben de istiyorum.” Takacağımdan değildi ama istiyordum. Çocuk gibi ağabeyimi kıskanmıştım. Odada ki herkes bana gülmüştü. Komik değildi ki ben de istiyordum. “Güzel torunum sende evlendiğinde sana da alırız.” Babamdan önce dedem cevap vermişti. Ablama da almışlardı o zaman bu kadar hoşuma gitmemişti. “ Ali baba senin torunun şimdi almazsanız gece çalacak gibi bakıyor bileziğe.” Gülfidan Teyze gülerek söylemişti bunları. “Alim onu ahretliğimin torununa alacağım ben. Hele bir gideyim Bursa’ya dünürlerimizi alıp geleceğim. Kızım sarrafları var daha iyisini alırlar merak etme.” Babaannemin dedikleri ile yüzüm düştü. Kerim’den başkasıyla anılmak ruhumu daraltmıştı. Zaten Kerim odaya girdiğinde duyup sustuğu şeyi tekrar duyduğunda tam da beklediğimi yapmıştı. “Rukiye nine ne ahretliği ne torunu. Asya benimle evlenecek.” Herkesin içinde bağırdıkları yüzümü güldürmüştü ama korkutmuştu da. Babaannem buna susacak değildi. “Sus hele densiz oğlan. Hani torunumun parmağında yüzük. Öyle evleneceğiz demekle olmaz senden bir adım görmedik. Hem oğlan Asya’mı gördü beğendi. Yakında gelecekler.” “Ne diyorsun sen Rukiye nine. Allahım delireceğim. Ne torunu ya öldürürüm o adamı kimi beğeniyormuş o. Asya bir şey söyle çıldıracağım. Evleneceğimizi söyle babaannene.” Bağırarak söyledikleri korkutmuştu beni. Murat Amca bıyık altından gülüyordu. Ağabeyim Kerim’in bu öfkesine karşı fazlaca eğleniyor gibiydi. Bu durumdan hoşnut olmayan babam ve bendik bir de Gülfidan teyze. “Anne ne saçmalıyorsun sen. Asya ile Kerim birlikteler. Yakışık almıyor böyle şeyler.” Konuş baba ağzından ballar damlıyor. “Hanım çocukların arasına girme dur hele onlar bilir ne zaman evleneceklerini.” Biliyorduk tabi canım. Ağzımı açmam bir şeyler söylemem gerekiyordu. Yoksa Kerim beni kesecekti. “Babaanne ben Kerim’i seviyorum. Başkasıyla olamam.” Nihayet ağzımdan mantıklı birkaç cümle çıkmıştı. “Rukiye anne çocuklar seviyor birbirini.” Gülfidan Teyze de bozulmuş ve konuşmuştu ama babaannem susacak gibi durmuyordu. “Susun bakayım siz. Bunların evleneceği yok yıllardır bekliyoruz. Ben ahretliğimin torununa alacağım Asya’yı.” “Biz de evleneceğiz. Düğünden sonra istemeye geleceğiz hatta. Düğünü bekledik.” Kerim’in beni dehşete düşüren cevaplarından sonra beynim durmuştu. Bensiz evlenecekti herhalde. Benim hiçbir şeyden haberim yoktu. Keza Murat Amca bile şaşırmış Kerim diyerek tıslamıştı. Kendi kendine verdiği karar hepimizi dehşete düşürmüştü. “Kerim !” Uyarı niteliğinde ki sesimle kendine gelmişti ama ağzından çıkmıştı bir kez o laflar. “Tamam. Hazır biz buradayken düğünden sonra gelin isteyin. Söz keselim herkes duysun. Böyle sözsüz nişansız gezmenize gönlüm razı değil.” “Anne ne diyorsun sen Allah aşkına ne istemesi. Ali evleniyor hafta sonu, ne aceleleri var beklesinler.” Babam sonunda konuşması gerektiğinin farkına varmıştı. Haklıydı ağabeyim evlenirken araya girmem hoş olmazdı. Of ne diyordum ben. Kerim’in anın öfkesiyle söyledikleri başımıza iş açacaktı. “Ali Amca kızını seviyorum evlenmek istiyorum. Sende uzatmamamız gerektiğini söylemiştin. Rızan varsa gelelim düğünden sonra.” Konu mankeni olarak dikiliyordum. Kimse fikrimi sormuyor bana istiyor musun diye sormuyordu. Bende hem Kerim’in yalancı çıkmaması hem de babaannemin başka birinden bahsetmesi yüzünden susuyordum. “Oğlum aksini söylemedim ama ne bu acele.” “Lan Kerim, vermiyorum kardeşimi sana. Diğer çocuğa vereceğim ben. İyi birine benziyor.” Ağabeyim Kerim’in damarına basıyordu. Birazdan birbirlerine girecekti. Ağlamak istiyordum sahiden. Neler oluyordu böyle. “Ali düğünü var demem seni gömerim buraya. Damarıma basma sus.” “Hahaha dua et Asya evlenmiyoruz daha desin.” Kerim gözlerimin içine bakıyordu. Herkes bakıyordu hatta. Ne olduğunu anlamamış kavrayamamıştım ama sevdiğim adamı bu hengameden kurtarmam arkasında olduğumu söylemem gerekiyordu. Öfkeyle bakan gözlerine karşı sakin kalmalı ve mantıklı davranmalıydım. “Babaanne biz Kerim’le evleneceğiz. Ben başkasını istemiyorum. Baba biz de düğünden sonra söyleyecektik ama Kerim dayanamadı kusura bakma.” Murat amca oğlunu kurtardığıma ve cevabıma gülerek bakıyordu. Bana çok iyi bir kayınbaba olacağını biliyordum. Sarraf dükkanı olması da bu düşüncelerimi etkiliyordu ama konumuz bu değildi. Annem etimi kıstırıp kız iye demiyorsun en son ben duyuyorum demişti. Gülfidan Teyze de anneme bırak kızı sen hazırlıkları düşün demişti. “Ağabeyciğim sen bunlara bakma ben biliyorum istemiyorsun. Bırak Kerim’i var şu altıncı oğlana. Sana bu bilezikten alırlar bak.” Ağabey Kerim’lerin de sarraf dükkanı var ama sen bilirsin. “Aliii.” Kükreyen sevgilime döndüm. “Kerim sakin ol. Ağabey sende körükleme dur. İstiyorum ben evlenmeyi.” “Asya güzel kızım emin misiniz ? Bak zorunda kalarak yapma hiçbir şeyi.” Babacığım çok geç kalmıştık. Babaannem bu kadar ciddiyken geri dönemezdim. Dedem babaannemi sıkıştırıyor niye böyle yaptığını soruyordu. Ama babaannem fazlasıyla memnundu bu durumdan. İstediği buydu. Düğünden sonra 2 hafta kalıp Ankara’da gezeceklerdi. Amcamları ve halamı da ziyaret etmek onlarla da vakit geçirmek istiyordu. Hazır gelmişken bizi de aradan çıkarmak istemiş olmalıydı. “Güzel gelinim sen merak etme ben o bilezik gibi kaç tanesini alırım sana. Siz eminseniz hemen hazırlıklara başlarız.” Sağ ol Gülfidan anne alırsın değil mi? Al lütfen çok istiyorum da. “ Hanım dur hele kızın babası onay vermedi daha.” Verirdi ya Murat Amca. Verirdin değil mi baba. “Gençler yine kendi kararını vermiş Murat bize mecbur onaylamak düşüyor.” Çok şükür baba. Kerim mutluluğunu belli etmekten zerre çekinmiyordu. Bana gelip sarılmak istiyor gibi duruyordu ama yemezdi canım. “Kız torun bak görüyor musun uyuyan yılanı uyandırdım. Hadi yine iyisin sende gelin oluyorsun. Korkma takarım sana da o bilezikten.” “Sahiden takacak mısın babaanne. Dede sende tak olur mu iki tane istiyorum.” Cevabıma herkes gülmüştü. Gözümün bilezikte olması komik değildi bence. Umarım yanlış anlaşılmazdım ama gözüm bilezikteydi. Gülerek kalkmış sofraya geçmiştik. Herkes masaya geçtiğinde bende çorba kasesini getirmek için mutfağa gitmiştim. Peşimden Kerim’de geliyordu. “Özür dilerim güzelim. Dayanamadım. Eğer istemiyorsan olmaz ben seni zorlamam asla.” Kerim ne pamuk çocuktun sen. “Şşş, sorun değil hayatım zaten evlenmek istemiyor muyduk ? Daha hızlı oldu olsun sorun değil. Eğer bana bilezik takacaksan hemen evlenelim hatta.” Son söylediğime güçlü bir kahkaha atmış kollarını belime sarmıştı. Bu kadar mutlu olacağını bana içi gidermiş gibi bakacağını bilseydim daha önceden kabul ederdim evliliği. Gerçekten ne olacağı konusunda bir fikrim yoktu ama bu iş ciddiye çoktan binmiş ve adımlar atılmıştı. “Asya ne kadar mutlu olduğumu bilemezsin şu an. Delireceğim mutluluktan. Hadi bekletme içeri geç çorbaları koy.” Kendime getiren yine sevgilimdi. Dudaklarına tüy kadar bir öpücük bırakıp kaseyi aldım elime. İçeri geçtiğimde koyu bir sohbet vardı masada. Hep birlikte yemeklerimizi yemeye başlamıştık. Bu gece hayatımda yepyeni bir dönem başlamıştı. Tek dileğim Kerim’in her zaman olduğu gibi bana mutluluk getirmesiydi. Şüphem yoktu. Umarım hayat bize zor günler yaşatmazdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD