13.BÖLÜM: ZEVCESİ OLUYORUM
ELFİDA
Arkamızda Hatice ile Enes'i mors edip, bıraktıktan sonra çarşıya doğru, sürmüştü arabayı Yusuf.
Ciddi ciddi nikah için alışveriş yapacaktık.Önce ben sonra Yusuf için kıyafet baktık.
Yusuf, füme ve antrasit rengi, vücuda oturan bir ceket takımı tercih etmişti.Ben ise beyaz ve ekru tonlarında, dökümlü kumaştan yapılmış, şifon yada krep mi desem bilemediğim, ama çok hoşuma giden bir elbise seçtim.
Bel kısmında ince, zarif bir kemer detayı bulunuyordu.Kol ağızları hafif büzgülü ve manşetli, bu da kıyafete modern bir hava katıyordu.
Başörtümü de, elbiseyle aynı tonlarda, sade ve iğnesiz bir bağlama stiliyle kombin edecektim.Kabinde üstümde denediğimde çok hoşuma gitmişti.
Yusuf benim kıyafetimi görmemişti ama ben onunkini görmüştüm.
Alışverişimiz bitti sanırken, avm deki kuyumcuya, kolumdan tutarak çekiştirdi adeta beni Yusuf.
Çünkü isteyerek gitmedim.Ama o gerekli diye ısrar etti.
Kuyumcuya girdiğimiz de parmağımda hala taktığımın farkında olmadığım alyansı çıkarıp, sonrada kendininkini çıkarıp, kuyumcunun önüne koydu.
''Bize daha şahsımıza münhasır olacak alyanslar göster'' dedi.
Yalan değil, bunu beklemiyordum.Ben sandım ki bilezik felan alacak, bu akşamki nikah için.Ama tam tersi, beklemediğim bir şey yaptı.
Üstelik bu düşüncesi hoşuma gitti.
Kuyumcu bize daha yeni sezon ürünleri, en çok tercih edilenleri çıkarırken, yardımcısıda bir kutuyla yanımıza geldi, arka taraftan.
Yusuf, beklediği şey gelmiş gibi, bir havaya bürünüp, kutuyu alıp bana verdi.Bu ne dercesine bir bakış attıktan sonra, kutuyu elime alıp açtım.
Ama gördüğüme hayran olmamak işten değildi doğrusu.Kutunun içinde bir pırlanta yüzük duruyordu ama basit bir duruş değildi.
Özel tasarımdı belli.Merkezinde, ki en dikkat çekici kısmı bence, mükemmel bir simetriye sahip kalp kesim pırlantası vardı..Yüzüğün bandı yani halkası beyaz altındandı.
Halkasının üstüde de minik taşlarla sarılmıştı.Büyülenmiş gibi gözümü alamıyordum.Aslında takı takmayı çok sevmezdım ama bu yüzük beni benden almıştı.
Yusuf ''Beğendin mi? Senin için özel olarak tasarlandı.Adının anlamı olsun istedim''dedi.
İsmimin manası kalp demekti.Ve bu jeste bayılmıştım.
''Teşekkür ederim.Çok beğendim.Ama, bildiğim kadarıyla tek taş yüzükler, kuyumcu da verilmiyor.Abi lafımı kötü anlama'' dedim.
Kuyumcu abiye ithafen.
O da bıyık altından güldü dediğime, sonra da ''Siz keyfinize bakın.Ben üstüme alınmadım.Ama gelin kızım doğru söyler,Yusuf oğlum'' dedi adam.
Demek tanıdığı bir yere getirmişti beni.
Önce ensesini ovaladı bu sözümle Yusuf, sonrada tebessüm etti.
''Evet kuyumcu da verilmez ama zamanım olmadı.Bu akşam takmanı istiyorum.Sözüm olsun! Romantik bir evlenme teklifi etmek'' dedi.
Dedikleriyle utansamda, aslında gerek yok, şakasına takıldım diyecektim ki, hem şans verdiğim geldi aklıma, hemde şuan yanımız da yabancılar vardı.
Sonuçta onlar aramızda olanları bilmiyordu.
Tek taşı parmağıma taktım.Sonrasında da daha modern ve kalın ama bir o kadar da sade alyanslar seçerek, isimlerimizi ve bugünün tarihlerini de yazdırdı içlerine Yusuf....
Sanki gerçek olduğuna inanmak ister gibi.Anlaşmaya mühür basar gibi.
Bence gerek yoktu, çünkü ortada daha bir kesinliğimiz yoktu.
Ama sesimi çıkarmadım.Zamana bıraktım.Bizim için en güzel ilaç zamandı.Ne olacağını yaşayarak görecektik.
Alışveriş bitince evlerimize döndük.
Biraz fazla oyalanmış olmalıyız ki, hava kararmaya başlamıştı.Günler daha tam uzamadığından, yatsı erken okunuyordu.Martın başındaydık.
Beni eve bırakınca, hızlıca eve gidip hazırlanıp, imamı almaya gidicekti camiiden, Yusuf....
Bende eve vardığım da hemen odama girip, kendimi duşa attım.
Çarşı işi hep yorardı beni.
banyodan çıktığımda, annem bana sandviç hazırlayıp getirmişti.Hemen yemeye giriştiğimden, ağzım doluyken teşekkür ettim.Tabi annemin azarına maruz kaldım.
''Bu da evleniyor ama şu haline bak, hala çocuk.Ağzında lokma varken konuşuyor'' demişti.Haklıydı ama acelem vardı.
Hemen aldığım elbiseye, bir buhar vurdum ütüyle.Şimdi yıkamaya zamanım yoktu.Dışardan aldığım şeyi yıkamadan giyemezdim.Kaşıntı tutardı.
Kim bilir kaç kişi dokunmuştu. Sonuçta mağazada satılırken,müşterilerin görmesi gerektiğinden sergilemeye gerekiyordu.
Ütünün buharını vurunca, bir nebze içim rahatlayınca, hemen giyindim.
Aynı şeyi örtüme de yapıp, başımı bağladım.
Hafifte allık ve pudra, birde dudak kalemiyle hazırdım.Tabi pudra sürünce rimel de sürmüştüm kipriklerime.
Çünkü kısa kipriklerim vardı.Ne zaman pudra sürsem, sanki yok oluyordu.Çok komik oluyordum öyle.Ama şimdi durup gülecek vakit yoktu.
Yusuf, birazdan bizi almaya gelirdi.
Tam da bunu düşündüğümde kapı çaldı.Hızla krem rengi ayakkabılarımıda, ayağıma geçirip merdivenlerden aşağı indim.
Yusuf elinde bir demet beyaz zambak ile gelmişti bu sefer.Geçende orkide getirmişti.Her gelmesinde bir çicek getirmeye özen gösteriyordu.
Üstelik o kadar güzellerdi ki, canlı çiçeği evde sevmeyen ben bile hayran kalıyordum.
Bu yüzden de hemen vazoya koyup saklıyordum.
Elindekileri alıp vazoya koyarken, o hala gözünü benden alamamıştı.
Bense böyle çiçeklerle gelmeye devam ederse, vazo stoğu oluşturmayı düşünüyordum kafamda.
Sonra saçmaladığımı farkedip arkamı döndüm ve hala bıraktığım yerde, kapının önünde beni bekleyen, Yusuf'un yanına gittim.
Tepki vermediği için, kolunu çimdikledim.'Hıh' diye bir ses verip, gözlerini kırpıştırdı.
Sonunda insani bir tepki vermişti.
''Hadi gitmiyor muyuz?''dedim.Annem çoktan kapıdan çıkmıştı.Dışar da bizi bekliyordu.
Yusuf da başını sallayınca koluna girdim.Yalnız hala konuşmamıştı.Beğenmemiş miydi acaba elbise mi?.
Annem önden ilerleyip, onların evine girdi.
Ben de evin önüne geldiğimizde, durdum. Tabi ben durunca oda durmak zorunda kaldı.Kolunu tuttuğum için.
Bana döndü, ne oldu der gibi,,,,
''Neden konuşmuyorsun? Yoksa elbisemi mi beğenmedin? Olmamış mı?'' dedim.
İki avucuyla yüzümü tuttu.Baş parmağıyla alt dudağımı okşadı.Ben hala bu hareketlerine alışık değildim.Dondum kaldım.
''Şişsst!!! Öyle güzel olmuşsun ki, bu mükemmeliği tarif edecek bir kelime bulamadığımdan,susmayı tercih ettim''dedi.
Ve sonrasında dudaklarıma yine küçük bir öpücük kondurdu.Bulduğu her fırsatı değerlendiriyordu resmen.Bir de biz dini nikah da kıyacaktık.
Ay ben bu adamı nasıl zaptedecektim o zaman??
Bir boğaz temizleme sesiyle kendimize geldik.Kapıya doğru baktığımız da, Enes ordaydı.Baya kırmızı görmüş boğalara benziyordu.
Biz de karşısındaki, matadorun salladığı muletaydık sanki...
Yusuf ''Bir şeymi oldu?? Kardeşim '' dedi.
Enes ise burnundan nefes alarak ''İmam sizi bekliyor.İşi gücü var, sizi bekleyemez.Sizse burda oyalanıyorsunuz.Acele edin!'' diyerek gerisin geri içeriye gitti.
Ben az önce ne yaşadık biz, diye sorguluyordum.
Yusuf ''Sanki ben senin asıl derdini bilmiyorum ama neyse'' dedi.
Şuan bir gerçeklikle sarsıldığımdan, bu dediğine neden diye tepki verememiştim.
Şuan daha önemli işlerim vardı.
Ben ciddi ciddi Yusuf'la evleniyordum.Allah katında karı koca olacaktık.
Ben birazdan onun zevcesi oluyorum.......