Hangi vasıfla?

1335 Words
İki gün boyunca evden hiç çıkmadım. Ablam başıma gelenler için kendini suçluyordu. Haklıydı da tüm bu başıma gelenlerin sebebi ablamdı. Böyle olacağını bilebilir miydi? Hayır. Ama yine de bundan sonra yapabileceği hiçbir şey ne olanlara ne de olacak olanlara engel olabilecekti. Hilal’i bu iki gün boyunca aramış telefonu açtığında ben olduğumu anlayınca yüzüme kapatmış bir daha da açmamıştı. En yakın arkadaşımı kaybetmek istemiyordum. Hayatımın her alanında böyle boka batmak başıma ilk defa geliyordu. Fabrika yandığı için babam akşama kadar o kahve senin bu pavyon benim geziyordu. Eve gelip anlattığına göre kaçırılan kızlar zaten o yolun yolcusuymuşlar da. Mühendislerle sevgiliylermiş de belki de kendileri kaçmışmış. Babamın kızlar hakkında söylediği her şey sadece babamdan değil tüm erkeklerden tiksinmeme sebep oluyordu. Kendi kızı yıllar önce öldürülmüş dört kız babası bir adam nasıl oluyorda böyle iğrenç şeyleri çok normalmiş gibi anlatıyor ve büyük ihtimalle de iftira atılan kızlar hakkındaki iftiraları dinleyip üstüne dedikodu yapıyordu. Kadınsan eğer her zaman ilk çamur atılan taraf sen oluyordun onu biliyorduk zaten de. Kızların mağdur olduğu kabak gibi ortadayken böyle saçma sapan konuşup kendilerine malzeme bulmak daha çok hoşlarına gidiyordu tabi. Düşüncelerimi bir kenara bırakıp dolaptan kıyafetlerimi aldım. Altıma kot pantolon giyip göğüslerimi sardıktan sonra üzerime bol tşörtlerimden giyip saçlarımı da her zamanki gibi topladım. Yaram daha iyi durumda olduğundan artık canım çok yanmıyordu. Kafama şapkayı geçirip aynaya baktım. Aynanın yansımasından ablamla göz göze geldik. “Ben de geleyim seninle.” Ablam karşımda tırnak etlerini kemiriyordu. Kafamı olumsuz anlamda salladım. “Olmaz abla.” “Ya bir şey yaparlarsa Turna.” “Abla yapacak olsalardı daha eve göndermeden öldürürlerdi beni. Eğer gerçek suçluları yakalarlarsa benim de peşimi bırakacaklar.” “Allah o Metin’in belasını versin.” Ablamın sesi titrerken artık o pisliğe aşk değil nefret beslediğini görebiliyorum. Çok kötü kandırılmıştı ablam. Duygularıyla çok fena oynamıştı o adam. Ama duyguları değildi ablamı bu kadar nefret ettiren. Benim başıma gelenlerin yanında az kalsın sonumun Semiha ablamız gibi olacağını bilmek mahvediyordu onu. “Versin abla versin.” Odanın kapısını açıp antreye geçtim. Ablam peşimden gelip annemin duymayacağı şekilde sesini kısarak konuşuyordu. “Bak eğer akşam olunca gelmezsen ya da arayıp haber vermezsen polise gideceğim. Seni sahipsiz bilmesin o adiler.” Kafamı onaylar biçimde sallamakla yetindim. Evden çıkıp Aslan denen adamın telefona attığı konuma baktım. Hayatımda ilk defa akıllı telefonum olmuştu. Eskilerindendi ama çok güzeldi. Konum uygulamasıyla az çok oynayıp işi çözdükten sonra bana verilen adrese gitmek için dolmuşa atladım. Yanımda küçük bir çanta vardı. Geçen gece eve dönerken kitaplarımın içinde olduğu çantayı taşımak o kadar zor olmuştu ki sanırım bir süre küçük bir çantayla gezecektim. Dolmuş inmem gereken yere geldiğinde bu sefer otobüse binip bir kaç durak sonra inip yürümeye başladım. Bir süre büyük binaların yanından yürüdükten sonra adamın attığı konuma ulaştım. Kocaman güvenlikli bir rezidansın önünde durdum. Adres burayı gösteriyordu. Telefonu elime alıp tek kayıtlı numarayı ara tuşuna bastım. “Alo Aslan Bey ben geldim. Binanın dışında bekliyorum.” “Tamam güvenlik noktasına git telefonu güvenliğe ver.” “Tamam.” Güvenliğe doğru gidip dediğini yaptım. Güvenlik noktasından geçtikten sonra tekrar dediğini yapıp binaya ilerledim. Biz doğalgazı bile olmayan gecekonduda yaşarken insanlar bu koca bina da kimbilir nasıl imkanlar içinde yaşıyordu. İçeriye girince söylediği gibi ortadaki iki asansöre binmeyip, sol köşede bulunan asansöre bindim ve asansörün içinde bulunan tek düğmeye bastım. Asansör hızla çıkmaya başladı. Yüreğimdeki tarifsiz korku tekrar kendini göstermeye başlamıştı. Asansör durur durmaz kapı açılınca arkasındaki Aslan Ağaoğlu’nu göz göze geldim. Kıyafetlerimimi mi yoksa benimi süzdüğünü anlayamamıştım ama bu sefer bana başka bakıyordu. “Geç içeri .” Kapının önünden çekilip beni eliyle göstererek içeri davet etti. Girmekten başka çarem olmadığını bildiğimden yürüyüp evin içine girdim. O da içeri girip arkamızdan kapıyı kapattı. ASLAN Serko kızın telefonunu çözünce kızın suçsuz olacağında dair içimde kalan son inanç kırıntısı da yok olmuştu. Kızın söylediği yalanı gün yüzüne çıkarmayı başarmıştık. Artık bu kızın ne benden ne de yangının sebep olduğu sonuçtan kaçışı vardı. Şimdi asansörün açılıp kızın inmesini beklerken bir taraftan da beynimde kırk tilki dolanıyordu. Planımı tam kurmamış olsam da bazı şeyleri çoktan oturtmuştum. Asansör kapısı açılınca iki gün önce gördüğüm halinden biraz daha iyi durumda olan sarı yılanı gördüm. Yine erkek çocuğu gibi giyinip gelmişti. Kızı mahallesinden araştırdırdığıma göre hep böyle giyindiği herkes tarafından biliniyordu. Ama nedenini bilen yoktu. “Geç içeri.” Ben kapının önünden çekilince sarı yılan çekingen adımlarla yürüyüp içeri girdi. Ben de içeri girip kapıyı kapattım. Kız ayakkabılığın yanında durup ayakkabılarını çıkararak ayakkabılığın içine koydu. “İlerle, sağdaki oda.” Kızın yine çekine çekine salona girmesini izledim. Ben de arkasından salona girince Serko’yu gören kundakçı kız aniden sıçradı . Her boktan böyle korkacaksa çekeceğimiz vardı. “Geç otur bir yere.” Kız sağına soluna bakıp en uçtaki tekli koltuğa geçti. Serko’ya açıklama yapması için bakıp başlaması için kafamı salladım. Kızın eski telefonunu çıkarıp önündeki sehpaya koydu. . . Yazarın anlatımından; . . Turna odaya girip Serkan’ı görünce sıçradı. İki tane erkekle yalnız başına kimsenin bilmediği bir evde olmak kalbinin göğsünü parçalayacakmış gibi atmasına sebep oldu. “Geç otur.” Genç kız Aslan Ağaoğlu’nun dediğini yapıp en uçtaki koltuğu tercih etti. Ablası biliyordu ama şu anda bu iki adam ona bir şey yapmaya kalksa ablası gelene kadar iş işten geçmiş olurdu. Etrafta hızlı bir şekilde göz gezdirirken kendimi koruyabileceği bir obje olup olmadığına bakıyordu. Bir anda kulağına gelen sesle yerinde sıçradı. Kafasını sesin geldiği yere çevirdiğinde tekmelediği adamın telefonunu sehpaya bıraktığını gördü. Aa yoksa verdikleri telefonu almak için çağırmışlardı. İçinde bir anda olsa bir sızı geçti. Ne çabuk yeni telefonunu kaybedecekti. Sonra bunun başına gelebilecek her kötü şeyden daha iyi bir senaryo olduğunu fark edince düşündüğü şeyden utandı. Aslan kızın sıçramasını görünce dişlerini kıracakmış gibi sıkıp burnundan derin bir nefes aldı. Madem bu kadar tırsıyordu her şeyden ne bok yemeye girmişti bu işlere. Kızın mavi gözleri hala sehpadaki telefonun üzerindeyken Aslan konuya girdi. “Telefonun incelendi. Masum olmadığını işin tam içinde olduğunu biliyoruz. Mühendis Metin Erdinçle yangın gecesi ne konuştunuz açıkla.” Turna asla böyle bir şey beklemediği için soruya hazırlıksız yakalanmıştı. Bu adamlar babasının patronuydu Metin’in ablasıyla ilişkisini bilmeleri, ablasını da bu işin içine çekmek demekti. Zaten kendisi yeterince boka batmıştı. Bir de o boka ablasini batırıp, ne ablasını ailesini daha fazla kendiyle beraber sürükleyemezdi.Artık tanımıyorum ya da uzaktan tanıdık gibi bir yalan söylemenin de işe yaramayacağını bildiğinden çok mantıksız da olsa aklına gelen ilk yalanı karşısındaki zümrüt gözlü çatık kaşlı herifin daha fazla sinirlenmesine sebebiyet vermeden söyledi. “Sevgilimdi.” İlk defa kullandığı bu kelime ağzından hiç teklemeden kendinden emin olduğunu gösterir şekilde çıkmıştı. Aslan duyduğu kelime karşısında şaşkınlığı gizleyememiş, istemsizce açılan ağzıyla kulaklarının yanlış duyduğunu düşünmeye başlamıştı. “Ne dedin?” Turna tekrar cevap aynı cevabı verecekken bu sefer sesi elinde olmadan titredi. “Se-sevgilimdi.” Aslan kafasını arkaya atıp gözlerinden yaş gelinceye kadar kahkaha attı. “Ahahaaaa.” Serkan, kızı inceleyip araştırmaları sonucu Metin’in fabrikada dedikodusunu yaydığı kızın bu olduğundan emin olmaya çalışıyordu. Turna mafya kılıklı ağa bozuntusunun gülmesini başta anlam veremediyse de kendisiyle dalga geçtiğini anlamaya başlamıştı. Aslan bir anda doğrulup bu sefer nefretle titreyen gözlerini tekrar kıza çevirdi. “Lan sen kılığına baktın mı hiç? Bu tipinle seninle kim sevgili olur? Dalga mı geçiyorsun sen benimle?” Turna sesini yükselten adama karşı sinirli bakması gerekirken içindeki kırgınlığı gözlerine yansıttı. O kadar mı çirkindi yani? Yalanını devam ettirmek zorundaydı. “ Evet sevgilimdi. Ama o gece fabrikaya babam için gittim.” Aslan bu kıza yeterince iyi davrandığının farkındaydı ama o devir şu dakikadan itibaren kapanmıştı. Bundan sonra sadece onun kurallarına göre devam edecekti bu iş… Bu kız asıl suçlularla bir olup yangını çıkarmış, o iki kızında kaçırılmasına yardım etmişti. Masum görünen şeytanın ta kendisiydi. Sonunu getirecekti bu kızın ama artık yaş tahtaya basmak yoktu. “Evine git kıyafetlerini topla artık benimle çalışıyorsun.” Turna duyduğu şeye anlam veremedi. Olduğunu yerde dikleşip doğru duyup duymadığına emin olmaya çalıştı.Benimle çalışıyorsun mu demişti o? “Ne ne olarak? Hangi vasıfla?” Sabah annesine dediği yalan gerçek mi oluyordu acaba? Stajyer mi olacaktı? İyi de bu adam artık günahını vermezdi ona. Aslan aklına gelenlerle gülümsedi. “Hizmetçim olarak.” “Af buyur ne olarak, ne olarak?” Bu sefer şaşırma sırası Serkandaydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD