Sözleşme

1685 Words
Turna elinde üniversitenin hediye verdiği bavulla ve sırt çantasıyla kendini almaya gelen arabaya binmiş, Ağaoğlu konağının yolunu tutmuştu. Annesi ve babasına stajyer avukat olarak şirkete alındığını söylemiş ama lojmanda kalma zorunluluğu olduğu için acele olarak gitmesi gerektiğini uydurmuştu. Eğer ben zamanında gitmezsem başka birini alacaklarmış diye eklemeyi de unutmamıştı tabi. Bir sürü sorgu sual beklerken babasının sevinçten havalara uçup bir an önce git diye sırtını sıvazlaması şaşkınlığını katlamıştı. Ama annesinin şüphelendiği her halinden belliydi. Ablası kardeşini evden çıkana kadar salya sümük ağlamış, eğer yaptığı bu büyük hata kardeşinin hayatına mal olursa önce kendi hayatını da sona erdirmeye karar vermişti. Bir abla olarak kardeşini koruması gerektiği yerde, kardeşinin kendisini korumaya çalışması gururunu incitiyordu.Turna’yla anlaşamıyorlardı evet, dünyaya bakış acıları tamamen farklıydı doğru. Ama bu hayatta annesinden babasından bile daha çok ona güveniyordu. Turna Ağaoğlu Konağının yerini bilmese de zenginlerin evlerinin şehrin kuzey yakasında olduğundan haberdardı. Araba büyük duvarlarla çevrili konağın önüne deldiğinde garaj kapısından girip park etti. “Bacım beni takip et.” Otuzlu yaşlardaki adam inip kızın valizini alarak garaj çıkışına doğru yürürken Turna da adamı sesini çıkarmadan takip etti. Bir taraftan da akşam saatlerinde içeriden insan sesleri gelen konağın Adamla beraber konağın yan tarafına dolanıp içeri girdiler. Girdikleri yer direkt karşı karşıya odaların bulunduğu bir hole açılıyordu. Adam üçüncü odanın önünde durup anahtarla kapıyı açıp valizi kapının kenarına bıraktı. “Burası senin kalacağın yer elindeki eşyaları bırak gel benimle.” Turna adamı takip Edip merdivenlerden çıkarak devasa bir alana girdi. Koca salonda büyük yemek masasına oturmuş en az on kişi sohbet eşliğinde yemeklerini yiyordu. Aslan Ağaoğlu da Serkan denen adam da masadaydı. Turna adamı takip etmeyi bırakıp olduğu yerde kaldı. Adam masanın önüne gidip durunca Aslan Ağaoğlu sanki orada olduğunu biliyormuş gibi kafasını doksan derece çevirip genç kızla göz göze geldi. Kıza bakınca bugün kuzeni Serkan’ın kendine anlattıkları doldu Aslan’ın aklına. Metin kızla yaşadığı cinsel birliktelikleri herkese ballandıra ballandıra anlatmış, Kızla atölye de bile seviştiklerini ona buna söylemişti. Serkan’ın teorisine göre belki kız fabrikaya sevgilisiyle sevişmeye gelmişti. Olmaz mıydı? Olabilirdi. Ama insan dünyanın en güzel kızını bike erkek kılığında görünce sevişesi giderdi be kardeşim. Aslan Ağaoğlu kendine doğru bakınca masadakilerde genç adamı izleyip baktığı yere yani Turnaya baktılar. Genç adam yüzüne yalandan da olsa dikkat çekmemek için tebessüm yerleştirdi. “Aa Hoş geldin gel bakalım Turna.” Aslan eliyle kıza gel işareti yapınca Turna dişlerini birbirine bastırdı. Sanki köpek çağırıyordu hayvan herif. Başka çaresi olmadığı için ilerleyip kendini buraya getiren adamın yanında durdu. Masadakiler Turnayı baştan aşağı süzerken Turna ne düşündüklerini tahmin edebiliyordu. Alışkındı kıyafetlerine iğneleyici gözle bakılmasına. “Aslanım kim bu çocuğumuz.” Masadaki kır saçlı adam herkesin sormak istediği o soruyu sormuştu. Aslan ayağa kalkıp turaya Turnaya yaklaşarak kızı kolunun altına aldı. Mevzubahis olan piçlik değil miydi? Kızın rahatsız olup, kolunun altında kasılması hoşuna gitti. “ Dedeciğim bu çocuğumuz bundan sonra benim kişisel asistanım olarak çalışacak. O yüzden bir süre bizimle beraber yaşamasına karar verdim.” Turna kendinden en az yirmi beş - otuz santim büyük adamın kolunun altında tüm omzu çökmüş gibi hissediyordu. Sanki bilerek ağırlığını veriyordu pislik. “Bizimle mi yaşayacak? Ne gerek var oğlum. Sen eve iş getirmezsinki.” Hasgül hanım oğluna ve yanındaki cılız kıza gözlüklerinin altından baktı. Kızın yaşı da küçüktü aslında ne asistanlığı yapacaktı bu yaşta? “Artık mecburen getireceğim anne. Yangın biliyorsunuz tüm iş alanlarımızı olumsuz etkiledi. O yüzden uzun bir süre işlere yoğunlaşmak gerekiyor. Turna dayanamayıp Aslan’ın koltuğunun altından çıkmaya çalışınca adam kızı daha çok sıktı. Hasgül Hanım oğlunun ne yaptığını anlayabilmiş değildi ama kızın garip giyinişi dikkatini çekmişti. “Ne mezunusun kızım sen okudun mu okul?” Yaşlı adam yaşı oldukça küçük görünen bu kızın işleri için nasıl bir yardımı dokunacağını anlayamamıştı. “Okuyorum efendim. Üniversitede hukuk öğrencisiyim.” Ferdi Bey kafasını aşağı yukarı sallayıp anladığını gösterdi. Okulunu bitirmemiş hukuk öğrencisi ona göre yanlış bir tercihti. Hem kız okulunu bitirmemişti yani tam gün çalışamazdı. Ee kalacak yeri yok muydu da burada kalıyordu. Hem de kendileri için çalışan alanlarında bir numara o kadar avukatları varken nereden çıkmıştı şimdi bu? Yine de veliahtı olan torununu diğerlerinin yanında bozmamak için ağzını açmadı. Ama göz hareketleriyle kızı bırakması gerektiğini ima etti. Soytarı kaç yaşına gelmiş hala büyüyememişti. Sanki askerlik arkadaşında sarılıyordu hayta. Aslan yemekten önce aldığı tek duble viskinin üzerindeki rahatlığını yaşıyordu. Dedesinin hareketiyle kolunun altındaki cılız kızı kolunu çekip serbest bıraktı. Turna üzerine ağırlığını vermiş adamın kolunu omzundan çekmesiyle derin bir nefes aldı. Masadakiler kızı izlemeyi bırakıp yemeklerine geri dönerken Aslan, Turna’ya gitmesini söyledi. Turna gerisin geri dönüp bu sefer üzerindeki üniformadan çalışan olduğu belli olan kızın kendisine eşlik etmesiyle birlikte valizini koyduğu odaya geri döndü. Oda ablası ve kardeşiyle kaldığı odaya göre saray yavrusu sayılırdı. Tek kişilik bir yatak. Kıyafet konulması için kıyafet küçük bir kıyafet dolabı. Duvara dayalı bir çalışma masası ve sandalye ve canı istediğinde uzanabileceği iki kişilik bir koltuk. Okulunu bitirince kendisinin de böyle bir odası olacaktı. Odanın köşesindeki kapıya doğru ilerleyip açtı. Kapı küçük alafranga bir tuvalete açılıyordu. “Hahaaa.” Kendini tutamayıp kahkaha attı. Hizmetçilerin odasında tuvalet vardı ha. Konaktaki hizmetçiler bile lüks içinde yaşıyordu. Hem maaş alıp hem kira vermiyorlardı. Üzerindekilerle yatağa oturmak istemediği için ikili koltuğa oturup gözlerini kapattı. Ne olursa olsun savaşacaktı. Masum olan da oydu, haklı olanda. Eninde sonunda masumiyeti anlaşılacak hayatına kaldığı yerden devam edecekti o zamana kadar yapması gereken tek şey okulunu aksatmamaktı. Telefonunu eline alıp ablasına mesaj atıp annesigile de söylemesini istedi. Kimseyle konuşmak gelmiyordu içinden. Yukarıdakiler yemek masasından kalkmış çoktan sohbet etmeye başlamışlardı. Sohbetler artık çoğunlukla başlarına gelen felaketlerden oluşsa da Ağaoğlu ailesi bunun altından da kalkacaklarını biliyorlardı. Çünkü ne işlerine haram bulaştırmışlar ne de bir gün birinin hakkını yemişlerdi. Çok laf haramsız, çok mal da yalansız olmaz derler ya hani varsa da haram yedikleri zenginliklerinde bir zerreydi en fazla. Bu kadar eminlerdi kendilerinden. Aslan, müsade isteyip onca çalışma odasına geçip Serkan’a hazırlattığı sözleşmeyi aldı. Olur da yine polis falan başlarına bela olursa aşağıdaki yılanın aslında çalışanları olduklarını söyleyecek yaptıkları sözleşmeyle de kendilerini koruyacaklardı. Kızın sınırlarını zorlayabileceği kadar zorlayacak hem de bundan oldukça zevk alacaktı. Aklına gelenlere gülümseyip sözleşmeyi de yanına alarak kızın odasına doğru yol aldı. Turna gelen giden olmayınca üstünü başını çıkarmış evde her zaman giydiği eşofmanlarını giyip yatağın üzerine oturmuştu. Bir iki saat daha kimseden ses çıkmazsa pijamalarını giyer uyurdu artık. Genç kız eline telefonunu alıp yatağa uzandı. Yangınla ilgili yeni bir haber var mı diye internette araştırma yapmaya başladı. Yangından bir kaç saat önce Ağaoğlu Şirketler Grubunun İtalyanlarla yaptığı kıyafet ihracatı haberini büyük bir dikkatle okudu. Habere; ‘Genç iş adamı Aslan Ağaoğlu rakiplerini geride bırakarak artık Türkiye’nin tekstil devlerinden olmaya aday oldu.” Başlığı atılmıştı. Sonrasında da yangın çıkmıştı demek. Turna’ya göre aslında bu işi aslında rakiplerin yaptığı açıktı. Ama kızlar bu işin neresindeydi? Kapı çalınmadan aniden açılınca Turna yattığı yerden sıçradı. “Vaay Allah rahatlık versin hanımefendi. Bakıyorum keyfiniz yerinde.” Aslan kızın korku dolu gözlerine bakıp kapıyı tek elini uzatarak kapattı. Genç kız hemen yerinde doğrulup ayağa kalktı. Karnındaki yara hala tam olarak iyileşmediğinden hızlı hareket edince canı yanmıştı. “Ben kimse gelmeyince uzanmıştım.” “Ne bok yediğini soran olmadı. Al imzala şunları.” Turna, Aslan’ın masanın üzerine çarptığı evraklara doğru yaklaşıp ilk sayfayı eline aldı. En az yirmi sayfa vardı. Aslan imzalama işi uzun süreceğinden geçip koltuğa oturup yayıldı. Turna’nın parası pulu yoktu belki ama okulda hep ne diyordu hocaları asla okumadan imza atmayın. Okumak uzun sürecekti belki ama mecburen her maddeyi tek tek okuması gerekecekti. Arkasını dönüp koltukta yayılarak oturan adama baktı. Elindeki ilk Aslan’a doğru uzatıp hafifçe salladı. “Okuyabilir miyim?” Aslan gözlerini kısıp ciddi bir ifadeyle kıza baktı. Salak mıydı neydi bu kız? “Sence?” Aslan, bu soruyu sorarken gözünü kırpıp kafasını salladı. “Sayfalarca kağıda imza atacağım. Okumam gerekmez mi?” Turna konuşurken sesi titredi. Arkadaşı olmayan bir adamla aynı odada kapı kapalı hiç hoşuna gitmemişti. Tanımadığı ya da güvenmediği adamlarla yanında tanıdığı her hangi biri olmadan aynı kapalı alanda bulunmak kendisini geriyordu. Sabah gittiği evde de iki kuzenle yalnız kalınca kalp atışları hızlanmış soğuk soğuk terler akıtmıştı. Ablasının öldürülmesinden sonra edindiği korkulardan biri de buydu. “İstersen özlük haklarını da konuşalım. Her sayfanın altına tek tek imza at. Bir daha söylettirme.” Zaten okumaya başlasa saatler alacağından ve bu adamla aynı odada daha fazla durmak istemediğinden, kalemi alıp her sayfanın altına adını soyadını yazıp imzasını atmaya başladı. Kendine senet imzalattırılıp pavyona satılan kadın hikayeleri aklına gelince gözünü kapatıp düşünceleri kafasından uzaklaştırmak istercesine başını sağa sola salladı. “Bitti.” Kalemi masaya koyup adamın gelip alması için kenara çekildi. Ama tahmin ettiği gibi olmadı. Aslan çoktan alt dudağını dışarı doğru çıkarmış odayı inceliyordu. “Çalışanlarımızın odası bile sizin gece kondudan lüks de mi?” Aslan yoksullukla dalga geçecek bir adam değildi. Aksine o kadar maddi imkansızlıklara rağmen özellikle hem okuyup hem çalışan gençlere büyük bir saygı duyardı. Ama tabi ki küçük kundakçı bu iş çözülüp de elinden kurtulana kadar kendisi tarafından ezilmenin her türlüsünü yaşatacaktı. Turna başta idrak edemediği küçümsenme sonrasında iliklerine kadar işleyince konuşmamak için önce dişlerini sonra da elleriyle eşofmanının kumaşını sıktı. “Ne o daha mı iyi sizin fakirhane?” Aslan şeytanca sırıtıp kafasını sağa doğru yatırdı. Turna hala cevap vermeyip kendini sıkmaya devam ediyordu. Aslan ayağa kalkıp Turna’ya doğru adımladı. Turna bu sefer geriye gitmeyip olduğu yerde kalmayı tercih etti. Serkan’ın anlattıkları hala kafasında dönen adam. Turna’yla burun buruna gelip, korkutucu yeşil gözlerini kızın mavilerine kilitledi. “Yoksa sevgiline o çöplükten kurtulmak için mi siktirdin kendini?” Turna bir an için elinde bir bıçak olmasını diledi. O pislik herifin terbiyesiz dilini kesip köpeklere yedirmek vardı şimdi. Ama onun yerine yapabileceği şeyi yapıp hızla kaldırdığı elini adamın yanağına doğru salladı. Tam yapıştırmak üzereyken adam hızlı davranıp elini havada kıracakmış gibi duruyor yakalayıp büktü. Kızı hızla döndürüp arkasındaki duvara doğru ittirerek duvarla arasına aldı. “Bir daha denersen dirseğinden kırarım kolunu. DUYDUN MU LAN??” Yanağını duvara yapıştırıp kulağına bağıran adamın elinden başka türlü kurtulamayacağını bildiğinden. İstediği cevabı verdi Turna. “A-Anladım.” “Aferin en azından söz dinliyorsun. Aslan kızın kolunu fırlatır gibi bırakıp arkasından çekildi. Masanın üzerindeki imzalı kâğıtları alarak kapıya doğru ilerledi. “Her gece kapın kilitlenecek. Sabah da açılacak. sabah yedide hazır ol.” Aslan odanın kapısını çarpıp çıkınca. Turna içinde birikenleri daha fazla tutamayarak, duvar dibine çöküp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD