İhanet

2039 Words
ASLAN Kızı döven piçlerin ağzını burnunu dağıttıktan sonra Ayaz ve Levent’le eski depodan çıkıp bağ evinin yolunu tuttuk. Ne fabrika için tuttuğumuz adamlar sağlam çıkmıştı. Ne de arkamızı toplasın diye tuttuklarımız. Sadık ve bir elin parmağını geçmeyecek çok az güvenilir adamım kalmıştı. Dedem aşiretimizden adam toplayalım paralılar günü gelir sırtını deşer derken haklıydı. Yıl olmuş kaç ne aşireti, ne adamı derken kendimi nasılda dedemin doğruları içinde bulmuştum. Yarın ilk iş bu sorunu kökünden çözecektim. Şerefsizler kızın ağzını burnunu patlattıkları yetmemiş, bir de bana kız olduğunu söylememişlerdi. Adım bu itler yüzünden karı, kız dövene çıkacaktı. Bağ evine çıkana kadar yolda kızla ne yapacağımızı düşündük. Kızı elimizden kaçıramazdık. Bu işi çözebilmemizi sağlayacak tek kişi bu kızdı ve Demirkaya’lara karşı da tek kozumuzdu. Sadık yola çıkmadan arayıp kızla ilgili bulabildiği her şeyi anlatıp elindeki belgeleri bana atmıştı. Fabrikadaki ustabaşının kızıydı. O konuda doğru söylüyordu. Ablası yıllar önce tec***üz edilip öldürülmüştü. Şu an yaşayan üç kız kardeşlerdi. Dibine kadar fakirlerdi. Kız hukuk okuyordu, okul ihtiyaçlarını karşılamak için yarı zamanlı bir işte çalışıyordu. Babası Ragıp Menteş ayyaşın teki, annesi Zarife Menteş’te gariban bir ev hanımıydı. Şerefsiz adam kazandığı parayı içkisine, sigarasına, eğlencesine harcıyor evin geçimiyle pekte ilgilenmiyordu. O yüzden annesi ve ablası arada ev temizliğine gidiyordu. Gözlerim terkedilmiş fabrikanın paslı kapısına dikilmişken kızın bu işi yapmaya mecbur bırakılmış olma ihtimalini düşündüm. Kız bu işi gerçekten para için yapmış olmalıydı. Konuşma bittikten sonra araca binip bizimkilerle birlikte Bağ evine doğru yola koyulduk. Levent yol boyunca Ayaz’a kızla konuştuklarımızı bir bir anlatmış üstüne videoyu izletmişti. Ayaz da bizimle aynı fikirdeydi. Kız ne derse desin kameralarda görünene göre suçlu oydu. Yol üzerinden Serkan’ı da alıp eve gidene kadar hep bir taraftan Serkan’a sardık. İlk golü atan Ayaz’dı. “Ula Serko nasıl dayak yedin de kaçırdın kızı lan elinden?” “Ne dayağı be abartma.” Serkan ne derse desin, bize tam kırk yıllık malzeme vermişti. “Doğru dayak yememişti. Kız hepi topu daşaklarını patlatmıştı.” Ben soktuğum lafla kahkaha atıp Serkan’a göz kırptım. “Doğru ya kaç gün kan işemiştin de mi?” Levent’te bizimle bir olunca Serkan iyice çıldırdı. “Ne var lan ha kız ha erkek daşaklarıma tekme yemişim. Kimden yediğimin ne önemi var?” “Doğru diyon koçum daşaklara tekme yiyen erkek çoktur.” Ayaz pas atınca araya ben girdim. “Tamam çoktur çoktur da küçük kızlardan tekme yiyip devrilen prenses erkekte pek yoktur.” “Siktirin gidin lan!” Araçta kahkahalarla yol alırken Serkan bize ara sıra küfürler savursa da bir süre içinde olsa günlerin getirmiş olduğu stresten biraz uzaklaşmıştım. Araç bağ evine yaklaşırken bu sefer bahçeye girmeyip aracı korumaların bulunduğu aracın yanına park ettik. Şimdi şu sarı yılanla n’apacağım ona karar vermem lazımdı. Eğer biraz daha kendini toplamışsa önce kaybolan şu iki kızı soracaktım. Tabi yangından sonra kayıplara karışan şerefsizlerle bir alakası var mı onları da öğrenmeliydim. Araçtan inince korumalar da kendi araçlarından indiler. “Hoş geldiniz Beyim.” “Hoş bulduk. Var mı yaramaz bir durum?” “Yok beyim.” Tam bahçe kapısından içeri gireceğim sırada kulağıma dolan sesle olduğum yerde kaldım. “Aaaaaah!” Duyduğum çığlıkla hemen arkamı dönüp sesin geldiği yere doğru koşturdum. Duvarın dibinde Sarı yılan bağıra bağıra Hasan’a bir şeyler anlatıyordu. “Yaptı işte bak.” Yarasını göstermek için tişörtünü kaldıracağını anladığım an arkadan tuttum. Zaten yaptığım şeyden yeterince utanıyordum bir de milletin görmesi en son isteyeceğim şeydi. ... Şimdi kundakçı sarı yılanı salonda bırakmış, Serkan’la boş odalardan birine geçmiştik. “Aslan, kız arkadaşımı aradım diyor. Polisler damlamadan kızı bizim götürüp polise bizim teslim etmemiz lazım.” “Lan oğlum olmaz. Kodese girdiği an öldürürler kızı. Biz de avcumuzu yalar, başladığımız noktaya geri döneriz.” Demirkaya’lar anında temizlerlerdi kızı. Ne kadar günümüzde modernleşmiş olsakta, bir aşiretin haklı bir sebep olmaksızın başka bir aşiretin canına ya da malına zarar vermesi kan davası başlatmak demekti. Eğer Demirkaya’lar gerçekten bu işin altından çıkarlarsa biz onlardan istediğimizin canını alırdık. Onlar da bize hiç bir şey yapamazlardı. Töre bunu emrederdi ve yıllardır bu topraklarda işler bu şekilde yürütülmüştü. Tüm aşiretlerde haklı sebebimiz olduğu için yanımızda yer alılardı. Aslında asla böyle saçma adetlere başvurmazdım ama bu işten benim karlı çıkacağım garanti olduğu için töreleri kendi çıkarıma kullanmaktan çekinmeyecektim. “Yav adımız insan kaçakçısına çıkmış zaten. Sence bu kızı burada bulsalar ne olur? Düşmanı bulacağız diye iyice boka batmayalım.” Serkan’ın sesiyle ana döndüm. Bu sefer doğru söylüyordu söylemesine de. Şerefsiz Demirkaya’lara duyduğum öfke bana yanlış adımlar attırıyordu. Ne yapacağımı bilmesem de cevap vermeden arkamı döndüm. Serkan bu sefer kolumu tutup beni durdurdu. “Aslan, Dinçer’e duyduğun öfke gözünü kör etmesin." Kolumu Serkan’ın elinden kurtarıp hışımla arkamı döndüm. Dinçer piçi bu işin içindeyse bu sefer elimden kimse alamazdı zaten onu. Ben salona girince herkes kıza diktiği gözlerini bana çevirdi. Kız beni görünce bu sefer yüzüme korkarak değil aksine korkusuzca dik dik baktı. Benim elimden kurtulacağına emindi. Hala yem olduğunun farkına varamamıştı demek ki. “Hepiniz çıkın salondan.” Kafamla da kapıya doğru çıkmalarını işaret ettim. Levent bir şey yapmayacağımdan emin olmak ister gibi yüzüme baksa da gözümü bir an bile yılandan ayırmadım. “Abi kız iyi değ..” Hasan’ın hala çıkmayıp boş konuşması sinirimi iyice tepeme çıkardı. “Çık dedim Hasan!” Hasan kafasıyla onaylayıp salondan çıkınca gidip kızın tam karışındaki koltuğa oturdum. TURNA Aslan Ağaoğlu denen işkenceci pislik tam karşımdaki koltuğa geçip bacaklarını açarak oturdu. Sağ kolunu koltuğun sırt kısmına atıp önce ayaklarımdan başlayıp gözlerime kadar beni inceleyip gözlerime gelince durdu. Yeşil gözlerini kısıp gözlerimin ardını görmek istiyormuş gibi merak ve nefretle bakıyordu. Ama ben bu sefer onun yüzüne korkusuzca bakıyordum. Kalbim ne kadar göğsümü delicesine dövse de artık bir umudum vardı. Hilal’e söylemiştim arkadaşım beni bir şekilde bulacaktı. Öldürülsem de en azından kimin yaptığını herkes bilecekti. Tek bir videoyla beni suçlamaları akıl alır gibi değildi. Madem benim videomu bulmuşlar asıl kundakçıyı da bulsalardı ya. “Ailem çok merak etmiştir. Akşam olmadan beni bırakın gideyim.” Dediklerimi hiç duymamış gibi bir süre daha sessizce beni izledikten sonra konuşmaya başladı. “ Bak kızım bu işte parmağın olsun ya da olmasın tüm işaretler seni gösteriyor. Kayıtlarda sadece senin görüntülerin var. Diğerleri silinmiş.” Benim görüntülerim mi varmış sadece? “Na- nasıl?” “Öyle işte. Birileri yangını senin üzerine yıkmaya çalışıyor. Suçsuz bile olsan şu anda tek şüpheli sensin." Bekleyip dikkatlice bir süre yüzümü incelemeye devam etti. Kalp atışlarım ne kadar hızlanırsa hızlansın farkettirmemeye çalışıyordum. “ Ayrıca olay sadece kundaklama değil, iki tane kız kayıp, kızlardan tek bir iz bile yok. Ve tek şüpheli sensin” Ellerini iki yanına açıp derdini anlatmak istermiş gibi konuşmaya devam etti. “Eğer polislere seni kaçırdığımı söylersen ben de polisler gelince tüm kanıtlarla birlikte seni teslim ederim.” Beni teslim etmek mi? Blöf mü yapıyordu acaba? Doğru olabilir miydi söyledikleri? Ah şerefsiz Metin, Allah senin belanı versin İnşallah. Her şey ablamın yüzünden olmuştu. Çocukluğumda da onun yaptığı hatalar hep benim üzerime patlar hep ben dayak yerdim. Yine ablam yüzünden olan bana olacaktı. Avcumun içini göğsümün üzerine bastırıp stresten nefes bile almayı unutmuş ciğerlerime burnumdan alabildiğim kadar derin nefes aldım. Bu adama teslim olmayacaktım. Bana böyle bir açıklama yapıyorsa demek ki o da polislerden korkuyordu. “Ben, ben suçsuzum, korkacak bir şeyim yok. Hem er ya da geç suçlular bulunur. Ben de aklanırım.” Ağzımdan nasıl çıktığını bilmediğim cümleler bir anda tam da istediğim gibi döküldü dudaklarımdan. Kol dirseklerini açtığı bacaklarının üzerine doğru koyup öne doğru eğildi. Yeşil gözleri o kadar korkunç bakıyordu ki. Gözümün önüne işlediğim belgesellerdeki yırtıcı hayvanlar geliyordu. “Kodese girdiğin an öldürürler kızım seni. Diyelim onlar öldürmedi, ben sürüm sürüm süründürürüm. O kızları fuhuşa sürüklememiş de ölüme sürüklemişlerse o saatten sonra gün yüzü görebileceğini mi zannediyorsun sen? En azından dua et de öldürmemiş olsunlar, belki o zaman ellilerinde çıkarsın içeriden.” Söyledikleriyle bütün özgüvenim tuzla buz olurken, o depoya atıldığımda gelen ölüm korkusu yine yakama yapışmıştı. En güçlü, en korkusuz insan bile ölüme yaklaştığında muhakkak benim gibi korkardı. Ölüm korkusu başkaydı, bambaşkaydı. İnsanoğlu en çok da bilinmezlikten öldükten sonra ne olacağını bilememekten korkardı belkide. Ya da ne kadar yaşarsa yaşasın hala yaşayacak çok şeyi olduğuna inandığından… “Hem diyelim kimse sana bir şey yapmadı. Sen elimizdeki tek failsin, bu şüphelerle yıllarca hapis yatarsın. Hayatın mahvolur. Eğer suçlu sensen zaten beni polise şikayet etmek kafana sıkmakla eşdeğer, eğer suçlu sen değilsen gel bana yardımcı ol bu işi beraber çözelim.” Bitmiştim ben değil mi? Tüm hayallerim yok olmuştu bir anda. Artık benden avukatta olmazdı. Her şey yolunda gitse bile eğer babam bu işi öğrenirse önce okuldan alır, sonra da kemiklerimi kırardı. Kemiklerimi kırmasını yine kabul edebilirdim de ya beni okuldan alırsa işte o zaman yaşama umudum yok olurdu. Çünkü eğer benim ailem gibi bir aileye doğduysanız, hayattaki tek kurtuluş biletiniz okumaktı. Tabi bu kurtuluş bileti kimi genç kız için evlilikti. Bazıları içinse tek yol evden kaçmaktı. Ama nasıl olursa olsun sonuçta hepimizin amacı aynıydı ; “yeni bir hayat” “Sessizliğini kabul olarak alıyorum.” Aslan Ağaoğlu düşüncelerimin içinde boğulduğumun farkındaydı. Kabul etmekten başka şansım yok gibiydi ama belki de asıl korkmam gereken oydu. Eğer şimdi ona boyun eğersem belki de ölmek için dualar edeceğim günler gelecekti. Vücudumdaki yara onun bir psikopat olduğunun kanıtı değil miydi zaten? Belki deli cesareti belki bu olay nereye kadar gidecek diye merakımdan oyunu onun istediği gibi oynamamaya karar verdim. “Kabul etmiyorum. Ver beni polislere, eninde sonunda suçsuz olduğum anlaşılır. O kızları bekli de siz kaçırdınız. Beni dövdüğünüz gibi dövdünüz onları da belki. Ben polise konuşursam kaçırdığınız kızları da bulup kurtarırlar hem.” Nasıl kalktığını anlayamadan tazı gibi fırlayıp tek eliyle saçlarımı kökünden tutup yüzüme eğildi. “Ulan hele bir konuş polise, tüm aileni gözümü bile kırpmadan öldürürüm. Gözlerinin önünde hepsinin canına kıyar sonra da seni gebertirim !!!!” Konuşamadım İnsan değildi bu adam. Babam defalarca en güçlü aşiretlerden biri olduklarını anlatmıştı. Biz hayatın aşiretmiş, mafyaymış tarafına hiç bulaşmayan kendi halinde bir insanlar olduğumuzdan şimdiye kadar ne onlarla bizim işimiz olmuştu. Ne de onların bizimle. Babamın fabrikalarında çalışmalarından başka da bir bağlantımız hiç olmamıştı. Bu adamlar tehlikeliydi ve Aslan Ağaoğlu dediğini yapar, hepimizi öldürürdü. “DUYDUN MU LAN BENİİİ!!!!!” Göz yaşlarım göz pınarlarımı yakarak akmaya başlarken, kendi kulağımın bile zor duyacağı şekilde cevap verdim. “Tamam.” Ellerimi yavaşça saçımdaki ellerinin üzerine koydum. “Lütfen bırak.” Yeşil gözlerini gözlerimden çekmeden ellerini saçlarımdan çekip yüzüme daha çok eğildi. “Şimdi polisler geldiğinde evde hizmetçimiz olarak bugün işe başladığını söyleyeceksin gerisini ben halledeceğim.Anladın mı?” Zor bela yutkunarak başımı salladım. “Abi polisler geldi.” Hasan denen çocuk içeriye girip haber verince hayvan herif koltuğa koyduğu dizinden destek alarak kalkıp uzaklaştı. “Toparlan.” Son sözünü söyleyip salondan çıktı. Hasan peşinden gitmeyip yanımda durdu. Hemen göz yaşlarımı silip oturur pozisyona geçtim. Hasan bana bakmıyormuş gibi görünse de göz ucuyla beni izlediğinin farkındaydım. “TURNAA TURNA NEREDESİNNNN?!!!!!” Olduğum yerden yavaşça kalkıp adımı seslenen arkadaşımı görmeyi bekledim. Beni görünce ellerini havaya açıp şükür ettikten sonra koşarak boynuma sarıldı. Arkasından da Semih ve polisler girdi. Göbeğimdeki acı ve arkadaşlarımı görmenin huzuruyla gözlerime hücum eden yaşları kafamı omzuna bastırarak gizlemeye çalıştım. “Nasılsın güzelim? İyi misin? Acele polise gittim. Ailene de haber verdik. ” Hilal konuşurken bir taraftan da hızlıca yüzümü gözümü kontrol edip cevabımı beklemeden beni arkasına aldı. “İşte bunlar memur bey. Arkadaşımı kaçırmışlar.” Hilal’in tekrar konuşup beni korumaya çalışarak arkasına alması yüreğime daha da dokundu. Birazdan yaşayacağı hayal kırıklığı kim bilir nasıl canını yakacaktı. Bir hışımla içeriye Selim girdi. Selim en yakın erkek arkadaşımdı. Hilal ben ve Selim iki yıldır en yakın arkadaşlardık. Selim beni görünce uzaktan da olsa önce gözleriyle süzüp sonra kafasını evdekilere çevirdi. “Bir şey yaptınız mı lan kıza?” Semih kendine en yakında duran Hasan’ın yakasına yapışınca ortalık karışmadan polisler araya girdi. “Durun beyler sakin! Yavaş olun.” Selim durulmayınca iki polis Semih’i dışarı çıkardı. Aslan kollarını bağlayıp kenarda durmuş olayları değil sadece beni izliyordu. Aslında dışarıdan bakan her göz evin içindeki psikopatı bulurdu. “Turna Hanım ihbar üzerine geldik ekipler kapıda. Kaçırıldığınızı söylemişsiniz arkadaşınıza. Kim kaçırdı sizi?” Yaptığım şey dünyanın en mantıksız şey olsa da, yapmaya mecburdum. Eğer Aslan Ağaoğlu’nun dediğini yapmazsam başıma geleceklerden korkuyordum. Ve işte şimdi vereceğim cevap kaderimin yönünü tamamen değiştirecekti. “Turna Hanım korkmayın. Korkması gereken siz değilsiniz. Cevap verin lütfen kim kaçırdı sizi?” O zaman esir olma anlaşmamı imzaladığımı bilmiyordum. Ama çok yakında biraz sonra yapacağımdan pişman olacağımı biliyordum. Kafamı eğip tek sözüyle ekipleri buraya yığan arkadaşıma ihanet ettim. “Kimse, kimse kaçırmadı.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD