2.BÖLÜM
Ben Aidan.
Hayatım, cerrah olmak için çıktığım bu yolda kontrolümdeymiş gibi görünse de, içimdeki başka bir parçanın da her an pusuda beklediğini biliyordum. Geçmişimden kaçtığımı sanmıştım, ama o beni buldu. Ve o gece, sokaklarda yaşadıklarım, beni Ateş’le tanıştırarak hayatımı sonsuza kadar değiştirdi.
Tıp fakültesindeki son yılımdaydım. Sabah dersinde, hocamız travmatik yaralanmalar üzerine bir vaka tartışıyordu. Herkes kendi fikirlerini ortaya koyuyordu, ama ben tahtadaki görüntülerden ziyade defterime karaladığım çizimlere dalmıştım. Çizimlerim beni sakinleştirirdi; zihnimdeki kaosu bir düzene sokardı.
Dersin sonunda, arkadaşlarım benimle öğle yemeğine gelmek için ısrar etti, ama reddettim. "Biraz temiz hava alıp birkaç fotoğraf çekeceğim," dedim. Çizim ve fotoğraf, en iyi kaçış araçlarımdı.
Kampüsten çıkıp şehrin dar sokaklarında dolaşmaya başladım. Fotoğraf makinemle eski bir binanın penceresini çekerken o kadını fark ettim. Kafede oturduğumuz geceyi ve onun anlattığı hikayeyi hatırladım. Ama daha fazla soru sormama fırsat kalmadan kaybolmuştu.
Kadının peşine düşmek istedim, ama adımlarımı yavaşlattım. Korku ve merak arasında sıkışmıştım. Tam o sırada, sokak köşesinde başka bir hareketlilik gördüm. Kadın yine geçen ki iki adam tarafından tartaklanıyordu.
Bir şey yapmam gerektiğini biliyordum, ama hareket edemiyordum. O anda bir siluet hızla aralarına daldı. Bir adam… Uzun boylu, güçlü yapılı, sert yüz hatlarıyla onların üzerine yürüdü. Adamların biri geri çekildi, diğeri direnmek istese de tek yumrukla yere yığıldı.
Adam, kadını omzundan tutup ayağa kaldırdı ve ardından bana döndü. "Burada ne işin var?" diye sordu sert bir tonla.
Adını o an bilmiyordum, sonradan ogrenecektim. O adam geçen ki beni kurtaran adamla aynıydı. Ateş’ti. Gözlerinde bir tür kararlılık vardı, ama bana karşı neredeyse ilgisizdi. Kadına yardım etti, ama daha fazla konuşmadan uzaklaştı. Ben o an sadece bir izleyiciydim.
Köşeyi dönüp gözden kaybolduklarında nefesimi tuttuğumu fark ettim. O an düşündüğüm tek şey, bu adamın kim olduğuydu. Yardım ettiği kadından bile daha fazla dikkatimi çekmişti.
Kampüse dönerken hava kararmıştı. Bir şeylerin peşimde olduğunu hissediyordum, ama ne olduğunu anlayamıyordum. Kampüsün dar arka yollarından geçerken bir gölge hızla önümden geçti. Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Birileri beni takip ediyordu. Ayak seslerini duyabiliyordum. Tam geri dönüp koşmaya başladığımda, önüme biri çıktı. Ateş…
"Sana söyledim," dedi. "Bu işlere bulaşma."
"Ben hiçbir şeye bulaşmadım," diye itiraz ettim, ama sesi daha da sertleşti. "O kadınla konuştuğunu gördüler. Seni izliyorlar. Eğer yaşamak istiyorsan, burada beklemeyeceksin."
Söylediklerini tam anlamamıştım, ama o çoktan arkasına bakmadan yürümeye başlamıştı bile. Bir an tereddüt ettim. Gitmeli miydim, yoksa onu takip mi etmeliydim?
O geceden sonra Ateş’le yollarımız bir daha kesişecekti. Ama o an, Ateş benim için bir yabancıydı. Sadece sessiz, güçlü ve tehlikeli bir yabancı… Ona takıntı haline gelmemin başlangıcıydı bu.
Okul, fotoğraflar, çizimler ve geçmişimden kaçışım arasında bir yerde, Ateş’in hikayesi benimkine karışmaya başlamıştı. Ve biliyordum ki, bu yol beni sadece karanlık sırlarıma değil, onun dünyasına da çekecekti.
______________________
Ben Aidan.
Hayatımı hep planladığımı sanırdım. Cerrah olmayı, insanlara yardım etmeyi ve en önemlisi, hayatta bir iz bırakmayı hedeflemiştim. Ama bazen planlar yetmez. Geçmişin gölgeleri, en hazırlıklı anlarında bile seni bulur ve bütün düzenini altüst eder. Ve bazen, bir yabancı çıkar karşına. Ateş gibi. O, benim hem kurtarıcım hem de karmaşam oldu.
Her zamanki gibi sabah erkenden kalkıp okula gittim. Tıp fakültesindeki dersler yoğun ve yorucuydu. Bugünkü vaka çalışması, ciddi bir kesik yaralanması üzerineydi. Cerrahi prosedürleri gözden geçirirken, aklımın bir köşesi hâlâ dün gece yaşadıklarıma takılıyordu. Sokaktaki kadın, peşindeki adamlar ve o karanlık sokakta tanıştığım yabancı… Ateş.
Ders arasında defterime karalamaya başladım. Çizim, her zaman benim kaçış noktam olmuştu. Bugün elim, durmadan bir çift keskin göz çizerken buldu kendini. Ateş’in o sert bakışları… Sanki zihnimde kazılı kalmıştı.
Arkadaşlarım beni yemekhane kantinine çağırdılar, ama gitmedim. “Biraz hava almam gerek,” dedim. Fotoğraf makinem boynumdaydı, kağıtlarım çantamda. Sokaklar beni bekliyordu.
İstanbul’un arka sokaklarına dalmak, benim için başka bir dünyaya açılan kapı gibiydi. Fotoğraf çekmek, her köşede bir hikaye bulmak… Bu, beni hayatta tutan şeydi. Kameramı kaldırıp bir ara sokakta eski bir demir kapıyı çektim. Pencerenin önündeki kedi, kadraja sıcak bir detay katıyordu.
Tam o sırada, bir çöp konteynerinin arkasında bir hareket gördüm. Gözlerimi kısıp baktığımda, dün geceki kadını fark ettim. Kafasını eğmiş, çöp karıştırıyordu. Bir an tereddüt ettim, ama ona doğru yürüdüm.
“Merhaba,” dedim yavaşça. Kadın irkilip bana baktı. Yüzündeki yorgunluk daha da derinleşmişti. “Sana bir şey anlatmamıştım,” dedi hemen. “Olayın dışında kal. Yoksa yanarsın."
Kadına daha fazla soru soramadan, bir gölge üzerimize düştü. Başımı çevirdiğimde onu gördüm. Ateş. Elinde sigarası, dudaklarının kenarında kayıtsız bir ifade vardı.
“Sana kaç kere söyledim? Bu işlere bulaşma,” dedi bana. Sesi tok ve kesindi.
“Sadece konuşuyorduk,” dedim inatla. Ateş bir adım bana yaklaştı, yüzüme dik dik baktı. “Sokaklarda konuşmanın bir bedeli vardır,” diye fısıldadı. “Bu kadını koruyamam. Ama seni koruyabilirim.”
Bu sözleriyle içimde bir öfke kıvılcımı yandı. “Ben korumaya ihtiyacı olan biri değilim,” dedim. Ama Ateş sadece başını eğip güldü, sanki söylediklerim onun için önemsizmiş gibi.
O anda, sokağın diğer ucundan bir araba belirdi. İçindeki adamların bakışları, kadın ve Ateş’in üzerindeydi. Ateş hızlı bir hareketle kadını arkasına aldı. Bana dönüp sert bir sesle, “Koş,” dedi.
“Ama ya siz—”
“Şimdi koş!” diye tekrarladı.
Hiç düşünmeden oradan kaçmaya başladım. Ayak seslerim taş sokakta yankılanırken, arkamdan bir kavga patlak verdi. Ateş’in yumruklarının sesi, küfürler ve kadının çığlıkları... O an sadece kaçmayı biliyordum. Dar sokaklardan birine sapıp hızla ilerledim.
Bir süre sonra nefesim kesildi. Güvenli bir yere vardığımı düşündüğümde arkamı döndüm. Kimse beni takip etmiyordu. Ama o sesler hâlâ kulaklarımdaydı. Ateş’in beni kurtarmak için orada kalışı, kadını korumaya çalışışı...
Kampüse döndüğümde hiçbir şey eskisi gibi değildi. Derslere odaklanmaya çalışsam da zihnim hâlâ o sokaklardaydı. Ateş’in sert yüzü, kadının çaresizliği ve peşimizdeki adamlar…
Defterimi açıp bir şeyler karalamaya başladım. Bu kez, sokaktaki o anı çizdim. Ateş’in silueti, karanlık sokakta bir kaya gibi duruyordu. Ama gözlerim sürekli bir kelimeye takılıyordu: “Koş.”
O geceden sonra, hayatımda sadece cerrah olmayı hayal eden bir öğrenci değildim. Artık başka bir yolun başındaydım. Ateş beni istemeden de olsa kendi karanlık dünyasına çekmişti. Ve biliyordum ki, o dünyadan bir daha kolay kolay çıkamayacaktım.......