İHANET FİLİZİ (2)

2105 Words
"Hani ne kadar sularsan sula solar ya çiçek... Ben o çiçekte kendimi gördüm. O çiçekte tıpkı benim gibi öncesinde kırılan dallarını düşünüp yeniden açmadı." .......... Balo salonun ortasında öylece dikiliyordum. Tıpkı diğer herkes gibi... Büyük bir davetti ve benim gözümde bir o kadar da saçma. Etraf zengin, gösterişli, bakımlı, kendini beğenmiş insanlarla süslenmişti. Bugün ki davetin konusu da bu olsun diye geçirdim içimden. Etraf tanıdık insanlar kadar hiç tanımadığım insanlarla da çevriliydi. Çoğunluğu tanımazdım ama o çoğunluktan daha fazla kişi tarafından tanınmadığıma emindim. Buradaki tek avuntu kaynağım abim ve babamın da yanımda olmasıydı. Babam her zaman olduğu gibi beni gölgesinde muhafaza ediyor,abim ise gözlerini üzerimden eksik etmiyordu. Hayatımdaki en önemli iki insandı onlar benim için çünkü dayanak olmuşlardı her fırsatta. Davette kaç kişi vardı bilmiyordum. Davet hangi aile tarafından, kim için verilmişti bilmiyordum. Bildiğim tek şey burada bulunmak zorunda olduğumdu. Uzun zaman sonra bu benim için bir ilkti çünkü pek fazla ortaya çıkmam istenmezdi. Üzerimdeki beyaz elbisemle buradaki bütün kadınlara ayak uydurmuştum. Bu bile benim için büyük bir eziyetti. Gösterişi severdim fakat burada olmaya sonuna kadar karşıydım. Üstelik ben bir tasarım dehası olmama rağmen Milano'da şık bir defile vermek yerine burada oluşum daha da karşı duruma gelmeme neden oluyordu.. Salonda müzik sesi yankılandığı sırada ne yapacağımı biliyordum. Katıldığım her davette olduğu gibi abimle dans edecektim. Abim nazik bir şekilde elini uzattığında elini sıkıca tuttum. Bugün içimde kötü bir his vardı ve benim kötü hislerim ne yazık ki her zaman haklı çıkardı. Sakince salonun ortasına ilerlediğimiz sırada babamla göz göze geldim. Gururla bize baktıktan sonra Yusuf Çelebi adlı iş arkadaşıyla konuşmaya başladı. Deren Çakır ve Kerem Çakır bu gece bir kere daha dans edecekti. Onu tanıdığım için bir baş selamı verdim.Müzik eşliğinde dans ederken abim güven vermek ister gibi sıkı sıkı tutuyordu ellerimi. "Ne oldu küçüğüm yoksa yine mi sıkıldın davetten?" Sorusuna karşılık benimkilere benzeyen mavi gözlerinin içine baktım. "Abi sen şaka mısın tabi ki sıkılıyorum!" Tatlı bir şekilde sırıttıktan sonra yavaşça alnımdan öptü. "Beni ne kadar seviyorsun küçüğüm?" Yavaşça güldüm. "Seni çok seviyorum abicim." Biraz daha diretti. "Bir gün çok kötü bir şey yaparsam ve senin de canın yanarsa küçüğüm..." bir süre bekledi. "Yine de sever misin beni?" Bir anda gözlerim doldu. "Severim ki abi ben seni, hep severim." Beni yavaşça kendi etrafımda döndürdü. "Özür dilerim o zaman küçüğüm affet beni tamam mı?" Anlamayarak yüzüne baktım. "Ne için abi?" Yutkundu. "Bir gün kötü bir şey yaparsam diye küçüğüm. Şimdiden özür dilerim senden." Başımı iki yana salladım. "Vazo kırdığım ve arabaları kaçırıp kaza yaptığım zamanlar suçumu üstlenirdin ya hep. İşte o günlerin hatrına da olsa seni affederim. Çünkü babamın gazabı hiç tadına bakmak istemeyeceğim türden bir şey abicim." Kısık sesle güldü. Beni bir anda etrafımda dönderince artık abimin kolları arasında değildim. Başımı kaldırıp baktığımda farklı bir adamın kolları arasında olduğumu fark ettim. Şu anda sahnede olan herkesi az çok tanırdım çünkü hem iş ortaklarımız hem de abimin çok sevgili ve beni asla tanıştırmadığı arkadaşları olurlardı kendileri. Sakince ondan uzaklaşmak istediğim sırada kolumu tuttu ve benimle dans etmeye başladı. "Henüz dans bitmedi küçük hanım. Biliyorum partnerinize dönmek istiyorsunuz fakat Kerem Bey yine yaptı yapacağını. Yani biraz ekildiniz." Sakince kolumu çekmeye çalıştığım sırada bana biraz daha yaklaştı. Boyu oldukça uzundu. Gözlerimi gözlerine kaldırdığım sırada siyah gözleriyle karşılaştım. Bakışları sertti bir o kadar da karanlık. Kollarımı yavaşça boynuna sardım. Çok yakışıklı bir yüzü vardı. Dudakları dolgundu, burnu kavisliydi. Her şeyiyle kusursuz bir adam gibi duruyordu. İri yapılı, kaslı biriydi. "Göz bebeklerin yok mu senin?" Kaşlarını biraz daha çattı. "Ne alaka?" İnanmayan gözlerle ona baktım. "Göz bebeklerini göremiyorum bu çok korkutucu bayım!" Dudağının sağ köşesi yukarıya hafifçe hareket etti. "Siz kadınlar buna kömür karası gözler diyorsunuz. Normalde beğenmen gerekirdi hanımefendi." Sakince düşündüm. "Bilmiyorum diğer kadınları bayım. Ama ben açıkça tırstım." Kaşları yukarıya kalktı. "Neden?" Gözlerine biraz daha baktım. "Çünkü bayım göz bebeğiniz herkes gibi siyah olmasına karşılık göz renginiz kimsede olmayacak kadar siyah! Sanki sadece göz bebeğiniz var ve gözünüzün yarısını kaplıyor gibi duruyor." Tek nefeste kurduğum cümlenin uzunluğuna ben bile şaşırdım. Adamın gözleri çok güzel ve korkutucuydu. Çünkü karanlık olan her şey beni korkuturdu. "Kerem seni nereden buldu küçük kız?" Ona gözlerimi devirdim. "İnanmayacaksın ama evden buldu." Ağzının için de bir şeyler mırıldandı. "Ne dedin bayım?" Bir süre gözlerime baktıktan sonra konuştu. "Beyaz yakışmış hanımefendi." Nazikçe hafifçe başımı eğdim. "Nezaket kuralları dersi 100 fakat hitap şekilleri ve şahıs ekleri 25'di sanırım?" Anlamayan gözlerle ona baktım. Müzik sesleri kesildiği sırada kendimi karşımdaki adamdan kurtardım ve etrafıma bakmaya başladım. Elini uzattığını gördüm yabancı adamın. "Güzel dans ediyorsunuz hanımefendi iyi günler dilerim. Bu arada adınızı söylemeyecek misiniz?" Elimi nazikçe ona uzattım. "Siz de fena sayılmazsınız bayım. İyi günler. Size bir istisna yaparak abimin bir kuralını ihlal edeceğim. Adım Deren." Yüzünde güzel bir ifadeyle sordu. "Abinizin kuralı ne?" Gülmemek için kendimi zor tuttum. "Abim, "Benim dışımdaki erkek bireylere adını söyleme der" her zaman!" Dudağının kenarı yukarıya kıvrıldı. "Galiba bir sonraki kuralı "Yabancı ve tehlikeli erkeklerle dans etme!" olmalı?" Elimi çektiğim anda bir ses duyuldu. Kurşun sesi... Aşina olduğum fakat ateşleyen kişi olmadığım takdirde her zaman tırstığım bir sesti. Salonda bağırış sesleri yükseldi. Karşımdaki adam bir anda bana sıkıca sarıldığında şokun etkisindeydim. Kulağıma doğru fısıldadı. "Salon boşalmadan önümden çekilme hanımefendi!" Başımı onaylar anlamda salladım. Etrafımızı onlarca adam sardı. O sırada abimi gördüm. Zorla kollarından tutmuş diz çöktürmüşlerdi. Kimse hiçbir şey yapmıyordu. Onun da gözleri benim üzerimdeydi. Etrafımızdaki adamlar gelip yabancı adamı benden uzaklaştırdılar o sırada kol düğmelerinden bir tanesi ellerimin arasında kaldı. Hızla abimin olduğu yere koştum. Babamlar, tanımadığım insanlar, genç, yaşlı herkes oradaydı ve kimse abime yardım etmiyordu. Abime doğru bir adım daha attığım sırada babam sıkıca sarıldı. "Neler oluyor baba? Neden abime yardım etmiyorsun? Bırak abime gideceğim!" Abimi bu şekilde gördüğüm tek zamanlar oyun oynarken olurdu. Sadece benimle oyun oynarken dizleri üzerine çökerdi benim abim... Ama o zamanlar bile artık çok geçmişte kalmıştı. Çırpındım fakat babam bırakmadı. "Baba bırak!" Abimin sesiyle abime döndüm. "Baba bırak dedim canını yakıyorsun! Söz veriyorum bana doğru tek adım dahi atmayacak!" Babam ellerini yavaşça üzerimden çekti. "Abi sen ne yaptın? O adamı sen mi vurdun?" Abim başıyla onayladı. Hâlâ beni düşünüyor oluşu bir kere daha içimi yaktı. Beni düşünüyordu fakat kendini benim karşımda bu hale getirtmişti! "Bak abicim senden özür dilerim. Başını belaya soktum. Affet tamam mı? Ben seni hep çok sevdim. Hep çok seveceğim. Şimdi eve git ve sakin ol!" Başımı iki yana salladım. "Senin asla gelemeyeceğin bir eve mi gitmeliyim?" Abim etrafına baktı. "Şu an kavga edemeyiz! Dedigimi yap ve abini kırma küçüğüm." Yavaşça geriye doğru ilerledim. Onu öldüreceklerdi... Biliyordum ki bugün onun son günüydü... Onu bir daha göremeyecektim! "Gidiyorum ama bunun hesabını sana ben soracağım abi! O zamana kadar yaşa!" Sakince babama ve yanındaki adama döndüm. "Baba gitmeden önce bir kere sarılabilir miyim abime?" Babamın gözleri arkadaşına döndü. Yusuf Çelebi... Onayladığı anda abime sarıldım. Ama abim bana sarılamadı. Kulağına fısıldadım. "Seni buradan çıkarabilirim!" Geriye çekildiğimde burukça gülümsedi. Bu "Hayır!" demekti. Her şeyi kabullenmişti! Yanıma gelen Fatih ile salondan çıktım, bana sıkıca sarıldı. Bilirdi abime olan düşkünlüğümü. Arabaya bindiğimde gözyaşlarım durmaksızın akıyordu. Abim ne yapmıştı? Neden yapmıştı? Benim abim kötü bir adam değildi ki! Araba evin önünde durduğunda indim ve yatak odama gitmek yerine abimin yatak odasına girdim. Odasının girişindeki aynaya gözlerim kaydığında bitik halim bir kere daha gözüme ilişti. Beyaz elbisem ve beyaz topuklu ayakkabılarım kanlar içerisindeydi. O adamın kanı vardı her tarafımda. Abimin akıttığı kan... Yüzümdeki makyaj akmış, berbat bir görüntü katmıştı yüzüme. Odama geri dönmeden önce abimin yastıklarından birini aldım. Kendimi banyoya attığımda hala ağlıyordum. Banyodan çıktığım ve yatağın köşesine oturduğum sırada telefonuma bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi. Bu mesajla beraber umutlandım ve olacakları beklemeye başladım. Mesajın sahibi Yusuf Çelebi'ydi. "Her şeyin bir bedeli vardır küçük hanım. Abin için sana bir şans daha vermek istiyorum. Abin bu gece ölmeyecek. Ama ilk başta söylediğim gibi; her şeyin bir bedeli var..." Üç hafta sonra Yaman Barış Çelebi... Üzerime zorla da olsa gömleği giydim. Karnıma isabet eden kurşun iç organlarımda büyük bir hasara neden olmadığı için hastaneden iki hafta önce taburcu edilmiş ve eve getirilmiştim. Her ne kadar ısrar etmiş olsam da babamın bende kalmasına engel olamamıştım. Takım elbisemi tamamen giydikten sonra aşağıya inmeye başladım. Benim kim olduğumu bilmesine rağmen Kerem Çakır'ın yaptığı şey aslında takdir edilesi de gelmiyor değildi. Artık her şeyin başına geçebilir ve hesap sorabilirdim. Beni vuran Kerem Çakır 'dı ve kuralların tezatlığı bir kere daha gözüme çarpıyordu. Birlik bir kere daha toplanacaktı bugün ve oylama yapılacaktı. İhanete uğrayan olarak vereceğim karar men kararıydı. Koltuğun boş kalmasını istemek benim hakkımdı ki zaten başka bir veliahtları yoktu Çakır ailesinin. Aşağıya indim ve direkt olarak adamlarla beraber toplantının yapılacağı mekana ilerlemeye başladım. Araba uzun bir yolculuğun ardından toplantı alanında durdu. Her tarafta adamlar vardı. İçeriye ilerlediğim sırada dikişli olan bölgede ağrı hissettim fakat durmadım. Salonun kapısını açıp içeriye girdiğimde bütün gözler üzerimdeydi. İlk defa vurulmamıştım, ilk defa bu kapıdan içeriye girmemiştim ve ilk defa birisi hayatımı mahvetmeye çalışmıyordu. Masanın başına geçip oturduğum sırada babamlar yani bizden önceki nesil bile tedirgin bir şekilde beni izliyordu. Vereceğim karar herkes için oldukça önemliydi. Bakışları umursamadım. Hemen sol yanımdaki koltuk boştu. Çok geçmeden içeriye Nihat Çakır ve oğlu Kerem girdi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi karşımda duruyordu. Onun defterini iki hafta önce dürmeyi aklıma koymama rağmen babam yüzünden bu planım suya düşmüştü. Babam ve Nihat amcanın kurduğu dostluğu ben ve Kerem kuramamıştık hiçbir zaman. Nihat amca babamların yanına geçip oturduğu sırada sağ tarafımda oturan Caner Kozcu konuşmaya başladı. "Geçmiş olsun Yaman. Umarım iyisindir." Biliyordum ki bu masada ölmemi en çok Caner isterdi. Onunla olan düşmanlık bağlarım her zaman oluşturduğum cehennem ateşini harlıyordu. "Ölmedim işte Caner gördüğün gibi yine karşınızdayım!" Bakışlarım sadece Kerem'in üzerindeydi. Sesim ve duruşum taviz vermez çıkmıştı. "Fazla uzatmak istemiyorum. Biliyorsunuz ki ihanet edenin karşılığı ölüm! Ve yine biliyorsunuz ki ölüm emri masa içerisinde yalnızca oylamayla verilir. Şimdi soruyorum; Kerem Çakır infaz edilmeli mi?" Kimse el kaldırmadı ölümü için... Sinirle soludum. Bu bir ihanetti ve şu hayatta tahammül edemeyeceğim şeyler arasında ilk sıralarda yer alıyordu. Kendime hakim olmaya çalışarak konuştum. "Peki o halde Kerem Çakır ölmeyecek fakat masaya ihanet etmiş biri oturamaz! Bu durumda Çakır ailesinin başka bir veliaht olmadığı için..." konuşmam yarıda kesildi çünkü salonun kapısı bir anda açıldı. İçeriye nazik , zarif ve bir o kadar kararlı adımlarla bir kadın girdi. Topuklu ayakkabılarından çıkan tok sese odaklandım. "Geç kaldığım için üzgünüm Yusuf amca ama bilirsin İstanbul trafiği. Umarım fazla bekletmemişimdir sizleri?" Sesin sahibinin elinde küçük siyah bir kutu vardı. Babama döndüğümde yüzünde büyük bir gülümseme olduğunu gördüm. Kadının bakışları bana döndü ve hemen solumda yer alan koltuğa kendini narin bir şekilde bıraktı. Daha sonra elindeki kutuyu tam önüme bırakıp elini uzattı. Sarı saçları, mavi gözleri, güzel yüzü, beyaz teni, dolgun dudakları, sık kirpikleri, küçük burnu... Bu kız benim dans ettiğim o kızdı. Beyaz elbiseli, gözlerimden korkan küçük kız... "Merhaba ben Deren Çakır bayım. Tanıştığımıza memnun oldum." Elimi yavaşça kaldırıp elini sıktım. "Merhaba hanımefendi ben Yaman Çelebi. Memnun oldum." Elini yavaşça ellerimin arasından çekti. Yine aynı şekilde hitaplara girdiği için aynı şekilde karşılık verdim. "Gördüğünüz gibi Deren Çakır bundan sonra bu koltuğun sahibi olacak." Ses babama aitti. "Fakat birinci kural gereği bedel belirlenecek." Tüm dikkatimle solumdaki kadına baktım. Bakışlarım masadaki herkesin üzerinde sırasıyla gezdi. Sağıma baktığımda yüzümde bir gülümseme oluştu. Caner 'in bakışları karşısındaki kadından bir an dahi ayrılmıyordu. Boynumu hafifçe önce sağa, sonra sola doğru esnettim. Kararımı vermiştim. Tarih kendini tekrar ederdi. Bir düşman kapınızı çaldığında sizi elinde ölümle beklerdi ve siz ev sahibi olarak onu içeriye davet ederseniz size ölümle beraber ihaneti de hediye ederdi. Bu hayatın gerçeği ve her zaman sunduğu sesiydi. O sesi duymak ve karşılık vermek elimizdeydi. Her ihanet yüksek seslerle kapınıza dayanırdı. Her ihanet, ihanet edenin sesiydi ve her ihanet sahibini ihanet edilene mahkum edebilirdi. "Deren Çakır bedel olarak benim karım olacak!" Herkesin bakışları üzerime döndü. Fakat o kadar bakışın arasında bir çift mavi gözün bakışı oldukça farklıydı. "Ve Kerem Çakır Türkiye'ye ben izin vermediğim sürece adım dahi atamayacak!" Sanki en önemli karar abisi hakkında verdiğim kararmış gibicesine... Yanımda oturan kadının derin bir nefes verdiğini duydum. Dönüp yüzüne baktığımda gözleri abisinin üzerindeydi. Babamların olduğu tarafa baktığımda babam sanki gurur duyar gibi bakıyordu. Nihat amca ve Kerem ise büyük bir şoka uğramıştı. Nihat amcaya her zaman saygı duymama rağmen bu kararı vermiştim. "Bu çok saçma! Kız daha yeni geldi bu yaptığın haksızlık! Hem masa boş kalacak diyordun biraz önce?" Çakır ailesinden hiçkimse tek kelime etmemişti. Caner'e hiç cevap vermedim. Zaten bakışlarından anlamıştım. Karşımdaki kadına baktığımda bakışlarının zaten bende olduğunu gördüm. Masada yeterince uğultu olduğu için masadan kalktım. "Yaman Barış Çelebi! Hediyeni unuttun!" Sesiyle arkama döndüm. Çok naif bir sesi vardı. Sanki sakinleştirici gibi. Masanın üzerinde unuttuğum kutuyu alıp açtım. İçinden kol düğmem çıktı. Üzerinde ismimim baş harfleri kazılıydı. Vurulduğum gün teki kaybolmuştu. Y.B.Ç Masadan kalktı ve kimseyi beklemeden salondan çıktı. Arkasından bakmakla yetindim. Tek kelime dahi etmeden öylece çekip gitmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD