Civan Ağa beni avluda bekliyordu. Kahvaltıyı hızlıca yapmıştım. Ne yediğimi bilmiyordum. Sadece çatalı ağzıma götürmüş, lokmaları yutmuş ve dakikalarla yarışmıştım. On dakika lafı kulağımda çınlamıştı. Süreler onun ağzından çıktığında itiraz edilemez bir hâl alıyordu. Odaya çıkıp kabanımı aldım. Çantamı omzuma geçirirken aynaya baktım. Gözlerim yorgundu ama asıl yorgunluk yüzümde değil, içimdeydi. Hep böyle mi olacak? Beni sürekli bir yerlere götürüp, olup biteni sonradan mı açıklayacak? Avluya çıktığımda araba hazırdı. Civan Ağa kapının yanında duruyordu. Bana baktı, sonra arabaya yöneldi. Bir şey söylemedi. Ben de. Araca bindiğimde içimdeki merak daha da ağırlaştı. Sessizlik uzadıkça düşüncelerim çoğaldı. “Kimliğin yanında mı?” diye sordu birden. Ses tonu sakindi. Fazla sakindi. “

