UNUTULMAYAN KİŞİ

3195 Words
Hayatımın her döneminde başarılı olmak için çok çalıştım. Okul hayatım boyunca her zaman o birinci olan öğrenci ben olmuştum. Ailemin benimle gurur duyması işimin en iyisi olmak için çok çabaladım. Avukat olmak hayalim değildi ilk başlarda. Bir hayalim de yoktu sadece kendimi ileri de iyi bir işte çalışıyor olarak hayal ederdim. Meslek konusunda lise son sınıfta asla düşünmüyordum. O gün geldiğinde üniversite tercihleri vereceğim gün, okuduğum bir haber bana ışık olmuş ve ne olacağına karar vermiştim. Evet evet doğru tercih günü ne olacağıma karar vermiştim. Okuduğum haberde canice katliden bir kadının katili sadece 2 yıl hapis yattıktan sonra serbest bırakıldığı yazıyordu. Hala daha aklıma geldikçe tüylerim ürperir, o katilleri bir daha gün yüzü görmemek üzere içeri tıkacağım günleri bekliyordum. İşte bugün Avukat oluşumun ilk günüydü mezun olmuştum. Şimdi de hayatımın geri kalanını işimi en iyi şekilde yapmak vardı. Birde o... Her dakikasında hayatımın aklımın her zaman bir köşesinde duran, kalbimden ismini söküp atamadığım o adam. Yıllar geçmişti, o değişmişti ben değişmiştim. Değişmeyen tek şey o da benim aşkımdı. Ona olan aşkım. Her zaman dışarıdan bakıldığında ilişkisi olmayan, herkesi red eden o kızdım ben. Kalbimdeki adama ihanet etmemek için kimseyi istemedim. Lise son sınıfta gelmişti okulumuza onu ilk gördüğümde kalbim o kadar hızlı atmıştı ki. Duygusal boşlukta olduğum dönemdeydi kimseyi sevemez herkesten nefret eden ve hayatı akışına bırakmış biriydim o zamanlar. Sonra o geldi ve hayatım tamamen değişti. Olmaz dediğim her şeyi yapar oldum. Onu her gün biraz daha görebilmek için okula en erken ben gelirdim. Anlayacağınız aptal aşığın tekiydim. Şimdi... şimdi de değişen bir şey yoktu onu şu an yeniden görsem ilk günkü gibi kalbimin hızlanacağına heyecandan konuşamayacağımı biliyordum. Liseden sonra birbirimizi bir daha hiç görmedik. Tesadüf mü bizi bir araya getirmedi yoksa doğru zaman mı gelmemişti emin değilim. Ama onu tekrar göreceğime inancım tamdı. Kalbimde hala onun aşkı vardı. Belki bir şeyler yaşamamıştık, aramızdaki çekimin hiçbir zaman bir adı olmamıştı. Kaşının biçimini, burnunun kusursuzluğunu, gülümsediğinde beliren çukuru ve daha bir sürü aşık olduğum detayını ezberlemiştim. Sınavlara o kadar odaklanmıştık ki sadece okulda onu gördüğüm o kısa anlar vardı. Okul ikincisi olmuştu, daha sonradan duyduğuma göre İstanbul'un en prestijli üniversitesini kazanmıştı. Mimarlık Fakültesini kazanmıştı. Yıllardır aynı şehir de belki de aynı sokaklardan geçmiştik ama birbirimize denk gelememiştik. Ama dediğim gibi o gün gelecek biz birer olgun insan gibi karşılaşacağız belki de yaşanmamış güzel şeyleri yaşayacağız. Bize bir şans verecektik belki. Sonunda evimizin bahçesine arabayı park etmiş ve aklımdaki düşünceleri küçük bir tebessümle kalbimde hala heyecanla atan ismi kalbimdeki yerinde bırakarak arabadan inerek dış dünyaya döndüm. Ailem içeri de beni bekliyordu ve mezuniyetim için çok heyecanlıydılar. Avukat olmama en çok da mutlu olan babamdı çünkü onun hayaliydi avukat olmak. Kendisinin yazar olması da onun bir hayaliydi ama en çok da avukatlık mesleğini severdi. Anneme aşıktı babam, annemde öyle... Hayatımda örnek aldığım aşık çiftti onlar. Aralarındaki sevgi bağı, saygıları o kadar güzel ve yerindeydi ki. Kavga ettikleri anlar çok nadirdir. Her zaman anlayışlı olmuşlardır. Ben saf aşkı onlardan öğrenmiştim. Saf duyguları, yormadan, bıkmadan sevmeyi onlardan öğrenmiştim. Kapının anahtarını deliğe koyup çevirdikten sonra evdeki ışıkların sönmüş olduğunu fark ettim. Uyumuş olamazlar ama değil mi? Saat henüz 23.00'dı. Sessiz adımlarla içeri adımladığımda fısıltılar gelmeye başladı. Şüpheyle içeriyi taramaya başladım ve bir yandan ışığa doğru ilerledim. Tam basacakken her taraf birden aydınlanmış annem, babam ve kardeşim elinde minik bir pastayla gülümseyerek bana bakıyorlardı. Annem birden öne atılarak sarıldı bana. "Ah Efsa kızım özledik seni, okulunu da bitirdin artık." gururla benimle konuşması oldukça hoşuma gidiyordu. Evet annemde dediği gibi sırada devlete atanmak için sınava girmek gerekiyordu. Kısa zamanda başvuru yapıp hazırlanmaya başlasam iyi olurdu. Kendi büromu açarak başlamak istesem de bunun sonradan iyi bir fikir olmayacağını düşündüm. Çünkü kamu da çalıştığım süre boyunca büyüklerimden ve tanıştığım insanlardan hayat tecrübesi daha fazla bilgi alıyor olmak benim için daha faydalı olacaktı. Direkt olarak işin içinde bulunmam daha mantıklı olacaktı. "Evet benim güzel kızım seninle gurur duyuyorum. Hayallerini gerçekleştirdiğin dimdik ayaklarının üzerinde durduğunu görmek... Çok güzel" babamın dolmuş gözleri beni de duygusallaştırmıştı. Onları bu şekilde mutlu etmek ve gururlandırmak beni fazlasıyla mutlu etmişti. Benim için hala küçük ama 17 yaşındaki kardeşim Kerem elinde pastayla gülümseyerek bana yaklaştı. "Üfle bakalım Avukat Hanım." diyerek muzurca gülümseyip pastayı uzattı. Beklemeden gözlerimi kapatıp kalbimden geçenleri diledikten sonra mumları üfledim. Ailem ile geçirdiğim bu güzel geceden sonra yarın dinlenme günü ilan ederek kendimi odama attım. Geçirdiğim yoğun günlerin ardından bunu haketmiştim. Üzerimi değiştirdikten sonra yatağıma yattığımda gece 1'i geçiyordu. Birden telefonuma gelen mesaj sesiyle hızla telefonumu açtım. Nilay'dan gelmişti mesaj. Bana neden mesaj atmıştı ki bu saatte. Hızla açtığımda şaşkınlıkla dudaklarım aralandı. 'Gece rahatsız ediyorum üzgünüm ama Avukatlığın ilk gününde sanırım işe başlamak istersin.' Yazdığı şeyi bir kaç defa daha okusam da neyden bahsettiğini anlamamıştım. Bir kaç dakikadan fazla mesajla bakıştığımda yeni bir mesaj daha gelmişti. 'Yarın 10'da buluşalım olur mu? Detayları anlatacağım sana..' Ah hayır yarın hiçbir şey yapmak istemiyordum. Ama sanırım bunu red edemem ne işinden bahsediyordu acaba. Hızla 'tamam' yazarak gönderdim. Nilay ile aynı fakülteden değildik. Güzel sanatlar mezunuydu. Fakülteden aramız iyi olan bir kaç arkadaşımız vardı. Onlardan biri de Onur'du. Onunla sevgiliydiler. Bizi tanıştırmıştı geçen yıl ara ara denk geldik mi sohbet ederdik, oldukça samimi ve cana yakın biriydi. Artık bunları düşünmeden uyuyacaktım ki yine aklıma düşmüştü. Yine kalbim teklemişti. Çoğu geceler karşılaştığımızı hayal ederdim. Bir sokakta, bir kafede ya da görmeden de geçmiş miydik yan yana... Ne kadar değişmişti ki. Sosyal medya da ismini değiştirmişti okuldan bir yıl sonra, ortak arkadaş hiçbir şey kalmamıştı. Onun ne yaptığını nerede olduğunu da bilmiyor nasıl değiştiğini de tahmin edemiyordum. Yine onu düşünerek geçirdiğim bir gece ve yine kalbimde büyüttüğüm aşkımın bir gün sonsuz olacağı günü bekliyordum. Artık yavaş yavaş bana yenik düşen göz kapaklarımla huzurlu bir uykunun kollarına bırakmıştım kendimi... ....... "Kızım kahvaltı yapıp öyle çıksan." odam da saçlarımı tararken annem kapının pervazına dayanmış beni izliyor, bir yandan da kahvaltı için ikna etmeye çalışıyordu. "Anneciğim anlıyorum ama arkadaşımla buluşacağım. Buluşma saatine geç kalmak istemem biliyorsun." evet dakik bir insandım. En fazla bir dakika geçirmiştim. Onun dışında ya o vakitten önce buluşma yerinde olurdum ya da tam vaktinde. Geç kalma gibi bir lüksüm olamaz. Çünkü genelde hayatta kendime edindiğim bir ders vardır. Her anlamda bunu uygularım. 'Sana yapılmasını istemediğin şeyi, bir başkasına yapma.' Bu mottoyu da kendime hatırlattığıma göre yaz ayına girmiş olmanın seviciyle cıvıl cıvıl renkler tercih etmiştim bugün. Üzerimde beyaz askılı bir crop ve cropa uygun beyaz bir etek geçirmiştim saçlarımı da maşa yapıp beyaz ayakkabılarımı da ayağıma geçirdiğimde hazırdım. Hızla çantama gerekli eşyalarımı koyduktan sonra arabanın anahtarını alarak anneme öpücük atıp odamdan çıktım. Salondan geçerken babamlara uzaktan selam verdikten sonra evden çıkmıştım sonunda. Arabamda bindiğim gibi çalıştırarak ekran da çıkan saate göz attığımda yarım saat kalmıştı ve trafik eğer yoksa 20 dakikada orada olacaktım. Her şeyi planlı programlı yapan biriydim. Otoyola çıktığımda şans bugün benden yanaydı ve trafik yoktu. Babam üniversite 3. sınıfta artık otobüste gidip gelmekten bir sınavıma geç kaldığımı öğrenince mezun olunca alacağı arabayı biraz daha erken almıştı. Durumumuz iyiydi ki bunu dert etmedim. Yoksa babamın bana almasını asla kabul edemezdim kendim kazanıp alma taraftarıydım ama mezuniyet hediyem olduğunu söyleyince kabul etmiştim. Kafenin olduğu caddeye girmiştim artık navigasyona göre sağda kalıyordu ve gördüğüm tabelayla oraya doğru devam ettim. Vale kapının önünde bekliyor olması işime gelmişti çünkü park etmek ile zaman kaybedemezdim. Arabamı kafenin önünde durdurduğumda vale kapımı açtığında gülümseyerek 'teşekkür ederim' dedim ve çantamı alarak kafeye doğru yürüdüm. Kapıdan resepsiyona ismimi verdikten sonra deniz manzaralı bir masayı işaret ettiğinde gülümseyerek oraya doğru yürüdüm. Nilay henüz gelmemişti saate baktığımda da henüz 10 dakika vardı. Sanırım hızlı gelmiştim ve güne güzel başlamanın mutluluğu ile çantamı kenara koyduktan sonra hemen ardından gelen garsonu kibar bir şekilde geri gönderdim ve manzarayı izlemeye koyuldum. Bu sonsuz mavilik beni her zaman uçsuz bucaksız bir bilinmezliğe sürüklüyordu. Huzur veren sesi, kokusunun yanında bu sonsuzluğu, içimde tuhaf bir his uyandırıyordu. Seviyordum denizi izlemeyi, oturup güzel kokusunu içime çekmeyi o yosun kokusunun bazen ağır olması bile rahatsız etmezdi. Yanımda bir hareketlenme hissettiğimde Nilay gelmişti. Hemen ayağa kalkarak iki dost gibi sıkıca sarıldık. Pek sık görüşmesek de böyle birbirimize gördüğümüzde yakın dost gibi samimiyet geçerdi aramızda. "Umarım seni çok fazla bekletmemişimdir. Malum trafik." deyince önemsiz der gibi gülümsedim. "Bende az önce geldim zaten." diye ekleyerek karşımdaki sandalyeyi çekip oturmasını izledim. Kendinden emin, aurası yüksek bir kadındı Nilay. "Mezun olmuşsun aşkım tebrik ederim birincilikle bitirmene çok sevindim. Kariyerin için oldukça sağlam bir adım oldu. Onur sık sık bahseder başarından çok takdir ediyorum seni." dirseklerini masaya dayamış ellerini de çenesinin altında bütün ilgisi ile bana bakıyordu. Hissettiğini samimi bir şekilde aktarıyor olması ve o tatlı gülümsemesi ile ister istemez sizinde yüzünüzde güller açıyordu. Ardı ardına söylediği iltifatlar karşısında utançla gülümsedim. "Ah çok teşekkür ederim. Hemcinsim birisinden böylesine hoş bir iltifat almayalı uzun zaman olmuş." aklımdan geçenleri dürüstçe söylediğimde minik bir kıkırtı çıkmıştı. O sırada garson masamıza geldiğinde bir kahve istemiştik ikimizde. Garson gittiğinde bu defa ilk konuşan ben oldum. "Onur neler yapıyor, unuttu bizi" dediğimde gülümsedi. Gerçekten aralarında ilişki o kadar güzeldi ki. Günümüz ilişkilerinden uzak sakin abartısız Onur'un Nilay'a olan aşkını bütün okul biliyordu. "Biliyorsun babasının avukatlık bürosunda ilk olarak başlayacağını. Şimdi sıkı bir şekilde davadan davaya koşuyor. Bizde pek görüşemiyoruz." haklıydı okul boyunca babasının yanında başlacağını söyleyerek yakınıyordu. İstemeye istemeye de olsa başlamıştı demek. "Sen neler yapıyorsun grafik tasarım alalından devam ediyorsun değil mi?" diye sordum o sırada kahvelerimiz önümüze bırakıldığında bir yudum alarak Nilay'a döndüm. "Evet aslında grafik tasarımcı olarak devam ediyorum ama şu sıralar filme yönelmek istiyorum. Film yapımcısı aklımda ama grafiği de seviyorum. Bilmiyorum deneyimleyerek göreceğim sanırım." çok hoş bir sohbet ediyorduk gerçekten bana iyi gelmişti. "Dün sana bahsettiğim şu Avukatlık meselesini anlatayım." diyerek ciddiyetle kahvesinden bir yudum alarak öne kaydı sandalyesinden. "Bir arkadaşımın babasının mimarlık şirketi var şuan yönetici yardımcılığı yapmakta ve daha alamadıkları tapu-hisse senetleri yüzünden davalık oldukları dosyalar var. Şirketin kendi avukatı varmış zaten ama beklenmeyen bir şey olmuş ve yurt dışına çıkması gerekmiş." bir kaç saniye solukladıktan sonra devam etti. "Onur'u tanıdığından ona söylememi istedi arkadaşım ama hali hazırda Onur'un babasının katı kuralları yüzünden orada olmak zorunda. Sonra benimde aklıma sen geldin. Onur kamuya girmek istediğini söyledi ama sınavlara henüz 4 ay var bu sürede bence çok iyi bir sınava hazırlanma süreci olabilir sana diye düşündüm." tüm samimiyetiyle gözümün içine bakarak konuşmuştu. Söyledikleri çok mantıklıydı ama mimarlık şirketinde başlamak ne kadar doğru olabilirdi. Bir kaç dakikalık sessizliğimin ardından boğazımı temizleyerek Nilay'a baktım deniz manzarasına dalmış öylece izliyordu. "Bilemedim şimdi deneyimsiz biriyim ve senin referansın ile de yanlış bir yapmak istememem." kafamdakileri tedirgince söylediğimde. Nilay yine tatlı gülümsemesini yüzüne takmıştı. "Efsa ben zaten sana güvenerek sana söylüyorum. Kendini sakın küçük görme deneyimsiz olman işinde başarısız olacağın anlamına gelmez. Ben sana inanıyorum. Çok daha iyilerini başaracaksın." bana öyle bir cesaret vermişti ki ben bile kendimin böylesine farkında değildim. Beni ikna etmesini şu an da beklemiyordum sadece doğru karar olduğundan emin olmak istiyordum. Gerçekten de Nilay sezgilerinde oldukça başarılıydı. Bende bu başarıyı ön görüyor olması sanırım tesadüf değildi. Kendimi hiç bilmediğim bir yerde bulacaktım yarın. "Ne zaman görüşmeye gidiyoruz o zaman." deyiverdim birden. Şaşkınlıkla gülümsedi ve ben ne olduğunu anlamadan garsondan hesabı isteyip çantasını açtı. "İyi o zaman kalk gidiyoruz." bu defa şaşkınlıkla ben bakmıştım. Saat 11i geçiyordu. aynı gün de iş görüşmesi yapmam beni germişti. Ben henüz tam anlayamadan Nilay hesabı ödeyip masadan kalkmıştı bile. Çantası ile birlikte ayakta bana gülümsüyordu. Gerçekten de ciddiydi ve hayatımın en hızlı geliştiği dakikalardaydım şu an vereceğim kararlar hayatımın büyük bölümüne etki edecekti. Mantık çerçevesinde hareket eden birine göre şu an her şey çok hızlı ilerliyordu. Beraberinde doğacak her hangi bir aksilik bile söz konusu olamazdı. Bu yüzden en doğru kararı vermem gerekiyordu. Nilay ayakta olması gerekenden fazla bekleyince gülümseyerek ayağa kaldırdı beni. "Her şeyi bu kadar düşünme, hayat sana bu fırsatları sunuyorsa sadece akışına bırak ve neler olacağına bak." yan yana restorandan çıkarken söyledikleri kafamdakilerle çarpışacak nitelikteydi. Ama sanırım artık kontrolcü ve mükemmeliyetçi ruhumdan arınmanın zamanı gelmişti. Evet evet fazlasıyla kontrolcü biri olup çıkmıştım. Arabama yaklaştıkça Nilay arabasına binerken histerik bir gülüşle konuştum. "Sanırım haklısın bugün akışına bırakacağım." diyerek gülümsedim. Kırmızı arabasına bindiğinde bende zaman kaybetmeden arabama atlayıp çalıştırdım elim hemen radyoya gitmişti. Eğlenceli bir şeyler açtığımda içimden farklı bir his geçti. Kontrolcü yapımın dışına çıktığım için endişe mi duyuyorum? Yoksa kafamın içi bu kadar rahat diye rahatsız mı oluyordum. Hayır hiçbiri değildi içimde geçen duygunun ismi neydi bilmiyorum ama o tuhaf his gün boyu peşimi bırakmayacaktı. Konum bilgisi bildirimi gelince Nilay'ın gönderdiğine tıklayıp bekledim. Şirket karşıdaydı ve en kötü tarafı trafik ile max 2 saat gidilebilirdi. Trafik asla çekebileceğim bir şey değildi. Önüme engeller çıkmaya başlamıştı bile. Ama pes etmek yok akışına bırakmak ve hayatın ne getireceğini izlemekti. … Sonunda koca trafikten kurtulmuştuk sahil boyu gittiğimiz yolu son iki dakikalık konum bilgisi ile sağ caddeye dön deyince sağ tarafta konuma ulaşmıştık. Kafamı kaldırıp tabelaya baktığımda Soykan Mimarlık yazasını gördüğümde içimde bir kıpırtı geçse de arkamdan kornaya basılması ile aynadan baktığımda Nilay da gelmişti. Hızla arabaları park ettikten sonra Nilay ile şirketin önünde birbirimize baktık. "Hadi bakalım taze Avukat göster kendini." demesi ile gülerek içeri doğru adımladık. Güvenlikten geçerek danışmanlığa doğru ilerledik. "Hoşgeldiniz efendim nasıl yardımcı olabilirim." büyük masanın ardından ayakta duran sarışın siyah takım giyen kız gülümsemesi ile bize bakıyordu. "Selin Soykan ile görüşeceğiz. Nilay Eryiğit derseniz sevinirim." dediğinde kız başıyla bizi onayladığında beklemeye başladık. Çok geçmeden sarışın kızın sesi yine duyuldu. "Selin hanım sizi odasında bekliyor efendim. Asansör ile 5. kat" dediğinde teşekkür ederek asansöre doğru ilerledik. Oldukça büyük bir lobiye sahip ama ferahlatıcı bir havaya sahipti. İşlerinde profesyonellik arayan bir şirket olduğuna kanaat etmiştim. Gelen asansör sesi ile boş olan asansöre ikimiz birlikte bindik. 5. kata bastıktan sonra asansörün içi fe bir o kadar ferah olduğunu fark ettim. Kısa sürede 5. kata ulaştığımızda koridoru dümdüz yürüdüğümüzde asistanı bizi karşıladı. "Hoşgeldiniz efendim Selin Hanım sizleri içeri de bekliyor." dediğinde beklemeden içeri adımladık. Büyük bir ofis odası bizi karşıladı büyük masasının ardında oturan sarışın zarif bir kadın neşeyle bize doğru geliyordu. "Hoşgeldiniz, Nilay canım." diyerek samimi bir şekilde sarıldılar. Bende yanlarında öylece duruyordum. Ayrıldıklarında Nilay bizi tanıştırdı. "Arkadaşım Efsa, Efsa Selin" dediğinde Selin elini uzattı kibarca. "Tanıştığıma memnun oldum Efsa" dediğinde gülümsedim. "Bende çok memnun oldum." ellerimizi ayırdığımızda büyük masanın önünde bulunan karşılıklı sandalyelere oturduk ve Selin hemen yanındaki telefona uzandı. "Ne içiyorsunuz kızlar. Nilay Efsa?" diye ikimize de sorarak kısa bakış attı. "Ben sadece su alsam yeterli" dedim dürüstçe çünkü bu trafikten sonra bir su iyi gelecekti. "Ben bir sade kahve alayım" dediğinde Selin elindeki telefona iki kahve bir su diyerek bize döndü. "Anlatın bakalım, grafik tasarım nasıl gidiyor Nilay. Onur ne zaman evlenme teklifi etmeyi düşünüyor acaba." son dediğini şikayet eder gibi söylediğinde hepimiz gülmüştük. Onur işlerin de oldukça yoğundu ve sanırım o teklifin gelmesi biraz zordu. "Grafik tasarım çok iyi zaten biliyorsun çok istediğimi. Onur'a gelecek olursak Efsa erkek tarafı ona göre hahahaha ama şu an işleri çok yoğun bakalım" bana söylediği şeyle gülümsedim. Gerçekten çok samimi biriydi Selin. "Ya öyle mi o zaman Onur'un ağzından laf alma işi sende bize aktarıyorsun hemen." dediğinde hepimiz gülmüştük. Yeni tanıştığı birine oldukça nazik ve nasıl bağ kurması gerektiğini biliyordu. Kahverengi gözleri, sapsarı saçları ve beyaz teni ile oldukça dikkat çekici bir güzelliğe sahipti. Zarif vücudu ise onu bir adım daha öne atıyordu. Saçları boyaydı ama sanırım orjinalinde de sarı kumral bir saçı vardı. Ten rengi bembeyazdı. Kapı tıklatınınca gelene baktığımda elinde bir tepsi ile orta yaşlarda bir kadın içeri adımlamıştı. Önümüze kahveleri ve suyumu bıraktıktan sonra sessizce yine odadan çıkmıştı. "Efsa mesleğin nedir hayatım." tatlı tatlı kahvesini yudumlarken bana yönelttiği soru ile dikleştim. Mesleğimin getirdiği ciddiyetle gülümsedim. "Avukatım ben. Henüz yeni mezun oldum." dedim açık sözlülükle. Nilay ise hemen ardımdan söze girdi. "Aslında biz de bunun için gelmiştik. Şirketinizin bir avukata ihtiyacı olduğunu söyleyince aklıma Efsa geldi. Onur söylediğim gibi babasının bürosunda başladı." dediğinde çekinerek gülümsedim. Herhangi bir CV veya belge ile gelmemiştim. Bunu tamamen unutmuştum. "Aa çok güzel, evet gerçekten de avukat bulmak zor bu alanda kendini geliştirmek isteyen avukatlar ise konumdan dolayı başlayamıyor." dediğinde burukça gülümsedim. Gerçekten de konum olarak bana da çok uzaktı ama bir şekilde halledilebilir diye sorun etmiyordum. "Peki biraz kendinden bahseder misin Efsa'cığım." demesi ike boğazımı yavaşça temizleyip konuştum. "Bir CV ile gelseydim daha iyi olacaktı ama çok ani gelişti her şey" diyerek Nilay ile bakıştığımızda o da benim gibi gülerek Selin'e baktı. "Hiç önemli değil Nilay'ın referansı ile geldiğinin için ona güveniyorum." dediğinde kendimden bahsetmeye başladım. "23 yaşındayım, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden bu yıl mezun oldum. İngilizce, Almanca ve İtalyanca biliyorum. Şimdi ise İspanyolca kursuna devam ediyorum." dediğimde Selin pür dikkat beni dinlemişti. Nilay ardımdan söze girdi. "Ve Fakülteyi birincilikle bitirdi mütevazi kızımız" diye eklediğinde Selin'in kaşları ilgiyle havalandı. "Bu kadar yeterli bile, babam yurt dışı fuarları için bir aylık bir seyahati bulunduğundan şirkette yönetici konumundayım ve söz sahibi olarak seninle çalışmayı çok isteriz Efsa." babasıyla söze girmesi ile işi teklif etmesi ile şaşkınlıkla Nilay'a döndüm. "Eğer sende istersen tabi hemen bugün işlemleri başlatalım yarın da başlayabilirsin." demesi ile ayrı bir heyecanlanmıştım. Yol sorunu olmasaydı sanırım kabul edebilirdim. "Çok teşekkür ederim nazik teklifin için bende isterim ama karşıda yaşıyorum ve her gün gidip gelmesi tahmin edersin ki oldukça zor" dediğimde önce bir yüzü düşse de bir fikirle bize döndü. "Aslında erkek arkadaşımın mahallesinde küçük bir müstakil bir ev boşalmış dün. İstersen eğer orayı ayarlayabiliriz" bulduğu alternatif ile gerçekten sevinmiştim ama nasıl olacaktı ki. Ailemin de henüz haberi yoktu. "Mükemmel olur değil mi Efsa" Nilay sevinçle söze girdiğinde restoranda söyledikleri aklıma gelince düşünmeden başımla onayladım. "Tamam olur. Çok sevinirim." dediğimde herkes memnun bir şekilde ayaklandığımızda Selin konuştu. "Önce işe girişini yapalım insan kaynakları müdürümüz ile daha sonra erkek arkadaşımdan evin konumunu alalım." üç kız gülerek koridoru arşınladık. Beni neyin beklediğini bilmeden içimde hala tuhaf bir hisle insan kaynakları müdürünün odasına girdik. Bütün gerekleri bilgileri e-devlet üzerinden halledip girişim yapılmış ve üç kız tekrar koridordan geçerek asansörün önünde bekledik. "Çok tatlı küçük bir mahalle, seveceğinden eminim. Hem sadece 20 dakika bir mesafe var." birden bire çok güzel şeyler gelişiyordu. İçten içe mutlu olsam da hala tuhaf bir his vardı. Asansör geldiğinde 3. katın düğmesine bastığında beklemeye başladık. Asansör durduğunda önde Selin arkada Nilay ile birlikte genişçe bir kapıdan girdiğimizde büyük bir ofis ortamı karşılamıştı bizi. Bütün çalışanlar kağıtlarla bilgisayarlarla çizimlerini yapmaya çalışıyorlardı. Oldukça yoğun tempoda ve gürültülü bir ortamdı. Herkes birbirine bir şeyler soruyor ve koşuşturmalar içindeydiler. Kapının girişinde Selin ile birlikte onları izliyorduk. "Bugün projenin son teslim günü ve bitmiş projeyi Mert beğenmedi ve son düzeltmeler için bu şekilde bir tempoya girmiş durumdalar." öyle ki kimse geldiğimizi bile fark etmemişti. "Erkek arkadaşım orda yine bütün projeleri tek tek kontrol ediyor" sonlara doğru kendi kendine konuşur gibi yaptı ve oraya doğru yürüdük. Gösterdiği kişiye baktığımda arkası dönük lacivert takımlı kişiydi Mert. "Hayatım yine bütün projelerle tek tek ilgileniyorsun, en iyisini yapacağından şüphem yok zaten." seslenerek arkasından gidip sarılmıştı ve yüzünü bize dönerek Selin'e sarılması ile olduğum yerde kaldım. Hareket edemedim, gözlerim gördüğüme inanamıyormuş gibi gözümü kırpmadan onları izliyordum. Gözlerim istemsizce dolmaya başladı ve ben olduğum yeri, etrafımdaki insanları tamamen unutmuş gibi sadece ona bakıyordum. Yutkunmak istedim, sebepsizce kuruyan boğazımın acısı geçsin diye yutkunmak istedim ama tek yapabildiğim öylece durup bakmak oldu. Kalbimin üzerindeki ağrı nefesimi kesecek kadar acıtınca gözlerimi yere indirdim ve kendimi toparlamaya çalıştım. Çünkü şu an bu ağrı ile bayılıp da rezil olmak istemiyordum. Buraya hiç gelmemeliydim, onu görmediğim 4 yılın acısını böyle mi çekecektim yani. O mutlu, o hayatının merkezine çoktan başkasını koymuş. Ben, ben o lisedeki takıntılı kız olarak kalmıştım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD