Zümra Avşarhan Nefes nefese, göğüs kafesimi yırtarcasına atan kalbimin gümbürtüsüyle yatakta sıçrayarak uyandım. Alnımdan süzülen soğuk ter damlaları şakaklarıma doğru yol alırken, titreyen ellerimle pamuklu yorganı sıkıca kavradım. Karanlığın içinde kocaman açılmış gözlerimle etrafı taradım. Burası o loş, kasvetli konak değildi. Serhat abimin benim için hazırlattığı o bembeyaz, ferah odadaydım. Serin sabah rüzgârı, aralık bırakılan pencereden içeri süzülüp beyaz tülleri usulca havalandırıyordu. Güvendeydim. O taş duvarların, o kanlı törelerin ve İdris Ağa’nın zehirli nefesinin kilometrelerce uzağındaydım. Ama ruhum... Ruhum hâlâ o cehennemin tam ortasında, o çamurlu kuyunun dibinde can çekişiyordu. Üç gün. O lanetli gecenin, Çetin’in kendi babasını her iki bacağından vurup kendi haya

