Gökyüzü kapkaraydı. Rüzgar biraz sert esiyordu ama onun içinden geçen fırtınanın yanında, dışarısı sessizdi. Parmakları telefonun ekranında gezinirken bir an duraksadı. “Dayanamayacağım artık…” dedi fısıltıyla. Berivan’ı aradı. Telefon birkaç kez çaldı. Tam açılmayacak diye korkarken, o tanıdık ses… Ama çok cılız. “Efendim…” Sesini duyduğunda kalbi bir an durdu. “Berivan…” dedi yutkunarak. “Benim. Baran.” O anda telefondan bir sessizlik geldi, ardından tek bir cümle: “Baran…” dedi Berivan. Ve sonra sustu. Ama sonra… birden… Bir hıçkırık. Sonra bir tane daha. Ve bir diğeri… Baran’ın yüreği sıkıştı. “Berivan? Ne olur… Ne olur ağlama. Ne olur, konuş benimle…” Berivan konuşamıyordu. Sadece ağlıyordu. Öyle bir ağlayıştı ki bu, sanki kalbindeki tüm suskunluk boşalıyordu. Her daml

